Fotoğraf: Evrensel

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’ya gelmeden önce “Der Spiegel” dergisine verdiği söyleşide, AB üyeliği konusunda “İstemiyorsan açıkça söyle” diyerek Şansölye Merkel’e adeta efelendi.


    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’ya gelmeden önce “Der Spiegel” dergisine verdiği söyleşide, AB üyeliği konusunda “İstemiyorsan açıkça söyle” diyerek Şansölye Merkel’e adeta efelendi.
    Erdoğan’ın bu çıkışı birçok Alman gazetesinde “Erdoğan, hayal kırıklığına uğradı” başlığıyla yer aldı. Aynı söyleşide Erdoğan, AB’nin Türkiye’ye takındığı tavır nedeniyle halk arasında desteğin azaldığını rakamlarla vererek, “Eğer bu oranın daha fazla azalmasını istemiyorsanız, gereken adımları atın” demeye getirdi ve tam üyelik için bir “yol haritası” belirlenmesi ve tarih vermesini isteyerek, tam üyelik için gönlünde 2014-15 yıllarının geçtiğini eklemeyi ihmal etmedi.
    Muhtemelen başbakan sıfatıyla son kez Merkel ile görüşen Erdoğan, bu kez “Ne düşünüyorsam onu söyleyeyim” edasıyla, bir bakıma Merkel ve onun gibi düşünen Avrupalı politikacılara “sert” bir mesaj verip, buradan elde edeceği desteği iç politikada kullanmayı tercih etti. Ve tahmin edilebileceği gibi, AB’nin “uzun ince yolunda” beklemekten usanmış kesimlerin çoğu bu açıklamayı alkışladı. Türkçe gazetelerin Avrupa baskılarının çoğunda Erdoğan’ın bu “sert sözleri” manşetten verildi.
    Ne var ki; Erdoğan’ın bu “efelenmesi” Merkel’in tutumunda küçük de olsa bir değişikliğe yol açmadı. Ortak basın toplantısında bir gazetecinin Erdoğan’ın “efelenmesi”ne yanıtının ne olacağı yönündeki sorusuna, “Görüşmede tüm sürecin uzun ve ucu açık olduğu birçok kez dile getirildi. Temaslarımız bu uzun süreç içinde devam ediyor, üyeliğe ilişkin farklı görüşler olduğu biliniyor”.
    Yani Merkel cephesinde Türkiye’nin AB üyeliği konusunda değişen bir şey yok. Kaldı ki, Avrupa’da politik dengelerinin çoğu Türkiye’nin aleyhine dönüyor. Dönem Başkanı olarak Merkel’in tam üyelik yerine “İmtiyazlı Ortaklık” fikrini savunduğu biliniyor. Diğer önemli bir gelişme Fransa’da yaşanabilir. Aşırı sağcı görüşlere sahip Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, hem genel olarak AB’nin birleşme süreci hem de Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği biraz daha sekteye uğrayacak. En azından belirlenen takvimlerin çoğunun tutmayacağı söylenebilir.
    Erdoğan’ın AB’ye karşı üslubunu sertleştirmesi Avrupa’da yankı yaratmadı değil. Özellikle AP’de grubu bulunan Hıristiyan demokrat, sosyal demokrat ve liberal grupların yöneticileri “yol haritası” belirlenmesi ve tarihin verilmesine karşı çıkarak, Türkiye’nin öncelikli olarak ödevlerini yerine getirmesini istedi.
    Almanya’nın etkili gazetelerinden Süddeutsche Zeitung da, Erdoğan’ın bu son efelenmesini “Tehlikeli provokasyon” diye tanımladıktan sonra şu tespitte bulundu: “Erdoğan bugüne kadar yazgısını hep AB ile ilişkilere bağlamıştı. Sürekli mümkün olanların gerçekleştirilmesini denedi. Ama şimdi kafayı duvara geçirmek istiyor. Tam üyelik için tarih talebi belki ülkesindeki seçimlerde kendisine yardımcı olabilir.” (17.04)
    Gazete, AB’nin Polonya, Romanya ve Bulgaristan ile yaşadığı tecrübelerden ötürü bundan sonra hiçbir ülkeye koşullar yerine getirilmeden tam üyelik tarihinin verilmeyeceğini belirterek, Erdoğan’ın bu son çıkışının hem Brüksel’de hem de Ankara’da üyelik karşıtlarının elini güçlendirdiğine dikkat çekti.
    Yani, “efelenme”nin daha çok pazarlık gücünü artırmaya, iç politikaya yönelik olduğunu Avrupa biliyor.
    Bu arada, her fırsatta iyi bir “pazarlamacı” olduğunu söyleyen Erdoğan, Almanya’dan bazı tavizler koparabilmek için, bu ülkede yaşayan Türkiye kökenlilerin bazı haklarının yok edilmesine de yardımcı oluyor. 17 Aralık zirvesi öncesinde, 50 binden fazla “çifte vatandaş” konumundaki Türkiye kökenliye ait bilgileri Almanya’ya teslim ederek, binlerce insanın Alman vatandaşlığından çıkarılarak mağdur olmasına neden olmuştu. Aynı Erdoğan şimdi de, Merkel’in Göç Yasası’nı sertleştirmesine yardımcı olmak istiyor. Bir süre önce Federal Hükümet tarafından alınan bir kararda, evlilik yoluyla Almanya’ya gelecek gelin ve damatların kendi ülkelerinde yeterli derecede Almanca bilmeleri şartı getirildi. Erdoğan, geçen yıl Merkel’e gelin/damatlara Türkiye’de Almanca kursları vermeye hazır olduklarını taahhüt etmişti. Ancak tepkiler üzerine Almanya’ya gelen kabinenin değişik üyeleri bunu inkar etmişti. İki ülke arasında tartışma yaratan “memlekette Almanca” konusunda son noktayı yine Erdoğan koyarak, “Elimizden geleni yapacağız” dedi. Bu demektir ki, evlilik yoluyla Almanya’ya gelmek isteyenler önce Türkiye’de yeterli derecede Almanca öğrenecek, yapılacak sınavları başarıyla geçecek, ondan sonra vize alıp gelebilecekler. Eşlerin aylarca, belki de yıllarca ayrı kalması anlamına gelecek olan bu uygulamanın Alman Anayasası’na aykırı olduğu defalarca belirtilmesine rağmen, Erdoğan’ın bir hak gaspına yardımcı olması akıllara hangi pazarlıkların yapıldığını getiriyor.
    Basına yansıyan haberlerde tarafların en çok açılacak müzakere başlığı sayısı konusunda pazarlık yaptığı anlaşılıyor. Merkel, önümüzdeki AB Zirvesi’ne kadar iki başlığın açılabileceğini, Erdoğan ise dört başlığın açılması gerektiğini durmadan tekrarladı. Açılacak müzakere başlığı sayısı üzerinde yapılan bu pazarlığın nasıl sonuçlanacağını önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.
    Yücel Özdemir
    www.evrensel.net