Fotoğraf: Evrensel

MERCEK

  • ADD’nin (Atatürkçü Düşünce Derneği) koordine ettiği 14 Nisan Tandoğan Mitingi’ni, AKP-Fethullah kontrolündeki gazete ve TV kanalları dışındaki sermaye basın-yayın organları, “Türkiye tarihinin en büyük mitingi” olarak verdiler.


    ADD’nin (Atatürkçü Düşünce Derneği) koordine ettiği 14 Nisan Tandoğan Mitingi’ni, AKP-Fethullah kontrolündeki gazete ve TV kanalları dışındaki sermaye basın-yayın organları, “Türkiye tarihinin en büyük mitingi” olarak verdiler. Amacının, düzenleyicileri tarafından “T. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olmasını engellemek ve laikliği savunmak” olduğu açıklanan bu mitingin dış basındaki veriliş biçimi de aşağı yukarı aynı doğrultuda oldu.
    Mitinge katılımın sayısal büyüklüğünün “tahmini” ve “gerçek” durumu, düzenleyici-katılımcılar ile karşısında olanlar tarafından farklı gösterilmeye çalışılmasından bağımsız olarak, bu mitingin sermaye partileri, hükümetler ya da diğer devlet kurumları yönlendiriciliğinde bugüne kadar düzenlenmiş olanlar içinde bir ayrıcalık teşkil ettiği söylenebilir. Bunun birçok nedeni sıralanabilir. Ancak bunlar içinde denebilir ki en önemlisi, Türkiye’nin AKP, hükümeti ve F. Gülen-Nurcular-Süleymancılar tarikatları başta olmak üzere siyasal sistemi dini etki ve yönlendirmeye daha fazla açık biçimde yeniden düzenleme çabasındaki güçlerin kat ettikleri mevzilerin büyüklüğü ve genişliğini görerek, bundan endişeye kapılan çok geniş bir “laikçi” kesimin buna karşı durma ihtiyacı duymasıdır. Bu geniş kitlesel duygu ve duyarlılık, Cumhurbaşkanlığı ve ardından gelecek genel seçimler dolayısıyla kendi aralarındaki güç ve iktidar çekişmesindeki “laik cephe” tarafından kullanılmış ve şoven-ırkçı partilerden demokratik haklar konusunda gerçek bir kaygı içindeki yurttaşlara kadar geniş bir çevre, bu mitinge katılabilmiştir. ADD’yi yönetenlerle CHP-MHP gibi partilerin yönetimlerinin bu mitingden beklentileriyle “laik, demokratik, sosyal sistemin tehlike altında olduğu” kaygısıyla hareket eden geniş kesimlerin beklenti ve tutumları, bu bakımdan aynileştirilemez. “Cumhuriyetin ABD-AKP işbirliğinde ılımlı İslam projesi çerçevesinde değiştirilmeye çalışıldığını” düşünen “kendi halindeki” emekçi ve laiklik kaygısı taşıyan aydın ile cuntacı-darbeciler ve laiklik-demokrasi istismarcıları, bir mitingde bir araya gelmiş olsalar da her bir kesimin kaygısı ve almak istedikleri sonuç farklıdır.
    Bu önemli “ayrıntı”yı bir yana bırakır ve yeniden katılımın sayısal büyüklüğüne dönersek, söylenecek ilk şey; “tarih”e kaydedilmek istenen belirlemenin, yanlış ve yalan olduğudur! Hükümet kontrolündeki polis yetkililerinin -karşı taraf adına- 70 bin; mitingi düzenleyen kuruluş ve partilerin 300 bin; TSK’nın internet sitesinin 370 bin olarak verdikleri rakamlar hayli farklıdır. Ancak bu mitingin; “Türkiye tarihinin en büyük mitingi”, “Görülmemiş bir kalabalıkla gerçekleşen protesto” olmadığı da açıktır. Katılım için göz görümü tahmini zorlayarak söylenebilecek en iyimser şey, “Ankara’nın son yıllarda gördüğü en büyük miting” (M. Yetkin, Radikal) olabilir. Evrensel’in ve Milliyet dahil birçok yayın organının verdiği 200 bin rakamı da bu ‘iyimser’ miktara daha yakın duruyor.
    Peki Türkiye, “tarihinin” daha geniş katılımlı miting ve gösterilerine sahne olmamış mıdır? Bu soruya verilecek cevabın sermayenin mi, işçi sınıfı ve emekçilerin mi cephesinde durulduğuyla doğrudan ilişkisi var. Çok net görülüyor ki sermaye basın-yayın organları ve burjuva yazar-gazetecilerle politikacılar, tarihi hem sadece burjuvazi ve çıkarları merkezli yazmaya çalışıyorlar, hem çarpıtıyorlar, hem de yalan üzerinden kurgulamak istiyorlar.
    Ama hayır; yüzbinlerin yürüdüğü ilk, hele de tek miting değil “14 Nisan Cumhuriyet Mitingi”! Henüz üzerinden bir ay bile geçmemiş olan 300 bin kişilik Diyarbakır Newroz kutlamasını; bir yıl önce yine Diyarbakır’daki 700 bin kişilik büyük kutlamayı, diyelim ki bilerek yok sayıyorlar. Bu mitingin “laik cumhuriyetçi” olma iddiasındaki düzenleyicileriyle Baykal-Bahçeli ekibi ve basın-yayın alanındaki destekçileri, Uğur Mumcu’nun Amerikan uşağı kontrgerilla çeteleri tarafından katledilmesinin 400 bin civarındaki katılımla protesto edildiğini de “unutmuş” görünüyorlar! Sivas’ta 37 kişinin yakılarak katledilmesini protesto ederek Ankara ve İstanbul’daki alanları dolduran yüzbinlerin “tarihteki yeri”, onlar için önem taşımıyor. 1977 1 Mayısı’nın kimine göre 300 bin, kimine göre de 500 bin olan büyük kitlesinin, onların tarihinde yeri yok! 15-16 Haziran’da Tank barikatlarını aşarak yürüyen yüzbinlerce işçi ve emekçinin eylemini, bilerek yok sayma yanlısıdırlar. İşçi sendikalarıyla KESK’in Ankara‘ya yığdıkları yüzbinlerin eylemiyle DEHAP’ın 2002 seçimleri öncesinde İstanbul’da düzenlediği 300 bin kişilik politik gösteri olmamış (!) vs.
    Bunlar‚ akla gelen ilk örnekler. Ama burjuvazi ve uşaklarının tarihi çarpıtmaya özel bir önem verdiklerini göstermeleri bakımından yeterlidirler. Burjuvazi tarih çarpıtıcıdır! Hem de o “tarih” daha çok yakınımızda, bizzat yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz kadar içinde olduğumuz bir ‘şey’ iken!.. Uzak zamanlara ilişkin yaptıklarının çok daha kapsamlı olduğunu anlamak zor olmasa gerek.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net