sokakta yemenin tadı bir başkadır

Sokak yiyecekleri neredeyse her şeyden daha iyi tada sahiptir. Restoranlarda, tavada sıçrayan yağın veya ızgaradaki duman kümesinin kokusunu duyamazsınız. Sokak yiyeceklerinde ise koku ve tad bir aradadır.


Her yerdeki gastroenterolojistler için kötü haber: Delhi’deki bürokratçıklar, 2010 yılındaki İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları öncesinde kenti modernize etmek için, kentteki 300 bin seyyar yiyecek satıcısının, gelip geçen turistleri zehirlerler diye, kaldırılmalarını teklif etmekte. Bu da gösteriyor ki kentteki politikacıların karnı tok. Sokak yiyecekleri erbabı bilir ki, sokaktaki tezgahlardan -mesela Malezya’nın Kajang semtinden, Saygon’un kaldırım kenarlarındaki buhar tüten kaselerden veya Delhi’nin leziz gevrek yiyeceklerinden- yemek, boğaz iştahı ile sağduyu arasındaki bir savaştır.
Gülü seven dikenine katlanır

Evet, tabii ki kavurucu güneş altında terleyen malzemelerle hazırlanmış, güneş doğumundan beri soğutmadan ve temiz ellerden azade kalmış bir şeyler satın alarak, sınır tanımaz bir gıda zehirlenmesinin şöyle bir dokunuşuna maruz kalabilirsiniz. Ancak maskaralık derecesinde vurdumduymaz bir gezgin bunun aksini iddia edebilir. Fakat bu durum iki bakımdan görecelidir.
Birincisi bedeldir. Sokak yiyecekleri ucuzdur ve yalnızca birkaç kuruş ödeyerek ızgaradan veya kaynar yağdan dumanı tüterek aldığınızda, bunun bir de karşılığı olabileceğini bilirsiniz. Bunu yemekle aranızdaki Rus ruleti gibi düşünün; her yuvada öldürücü bir mikrop bulunmayacaktır. Hatta, kazanma şansı kesinlikle lehinizedir.
Fakat genellikle lezzetin üstünlüğü hakimdir. Sokak yiyecekleri neredeyse dünyadaki her şeyden daha iyi tada sahiptir. Restoranlardaki sorun, sizi yemeğin hazırlanma sürecinden tamamen yalıtmasıdır. Tavada sıçrayan yağın veya ızgaradaki duman kümesinin kokusunu duyamazsınız; bu da sizi hazırlanışı beklemekten ve böylece yemeğin zevkinden mahrum eder.
Yapılışına yakın olduğunuz sokak yiyeceklerinde ise koku ve tad bir aradadır. Mangalda taze pişmiş tavuk dilimi fantastik bir şeydir ve eğer bunun bedeli birkaç saat lavaboya yapışmaksa, kim buna değmeyeceğini söyleyebilir ki?! Herhalde bu sizi öldürmez. Veya en azından, muhtemelen öldürmez. Eğer çok talihsiz biri değilseniz.
İki önemli kural

Yine de bazı kurallar vardır. Öncelikle, gerçek sokak yiyeceği duayenleri bilir ki, bu işe öyle fazla bir öz-kuruntu olmaksızın yaklaşılmalıdır. Eğer yiyeceğin tehlikeli biçimde hazırlandığını biliyor veya böyle sanıyorsanız, onu satın almayın. İster zehirlenmiş olun ister olmayın, yedikten sonra beş dakika içinde öyle düşünürsünüz ve günün geri kalan kısmını, dünyanın ne zaman dibinizden dışarı çıkacağını merak etmekle geçirirsiniz.
İkincisi, kesinlikle Londra’daki Tarafalgar Meydanı’nda sokak yiyecekleri almayın. Sadece tek bir çeşit vardır: 20 yıl önce Kazakistan’da hastalıktan ölmüş hayvanların kaş, dudak ve dizkapaklarından yapılmış ve basınç altında bir araya getirilerek sonunda saatlerce bozulmuş yağ içinde tutulmuş burger ve sosisler. Bunlardan birini yiyenler, başlarına gelecek her şeyi hak ediyor demektir...
(*) The Observer’dan çeviren: Engin Esen
Jay Rayner*
www.evrensel.net