bir gazeteyi çok görüyorlar

bir gazeteyi çok görüyorlar

Yunus Emre Mahallesi Bayar Fırını’ndayız. Ekmek üretimine ara verilmiş, aynı sofrada öğle yemeklerini yiyiyor Metin Bayar ve 4 işçisi. 44 yaşındaki Bayar, abonesi olduğu gazetesinin kapatılma meselesini gündeme getirmemizle lokmalarına ara veriyor, sabırsızlıkla konuşuyor: “Biz kendi gazetemizi istiyoruz. Başka gazete istemiyoruz...."


Yunus Emre Mahallesi Bayar Fırını’ndayız. Ekmek üretimine ara verilmiş, aynı sofrada öğle yemeklerini yiyiyor Metin Bayar ve 4 işçisi.
44 yaşındaki Bayar, abonesi olduğu gazetesinin kapatılma meselesini gündeme getirmemizle lokmalarına ara veriyor, sabırsızlıkla konuşuyor: “Biz kendi gazetemizi istiyoruz. Başka gazete istemiyoruz. Bizim gazeteler, dünyada Kürtlerle ilgili yaşananları yazıyor. En fazla Kürtleri anlatıyor; ulusal mücadeleyi, Lazları, Çerkezleri, diğer halkları da yazıyor. Nerede bir ezilen varsa gazetemiz yanında. Şimdi gazetemiz yasaklandı, dünyayla bağımız koparıldı. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Zaten fırında çalışıyoruz. Gece eve geliyoruz yorgun argın, sabah yine gün aydınlanmadan kalkıp geliyoruz fırına. Bir tek Gündem okuma fırsatımız oluyor. O da olmazsa güzümüz kulağımız yok. Diğer gazetelerde kendimizi bulamıyoruz. Gündem okuyunca; Kürtlerin gündeminde ne var, öğrenmiş oluyoruz. Şimdi dünyayla bağımız kopmuş gibi, hiçbir şeyden haberimizi yok.”
Gazete okuduğu için gözaltı

13 yıllık Kürt gazetesi okuru Bayar, okuru olduğu için yaşadığı sıkıntıları anlatıyor: “Yasak olduğu günlerde de bir yolunu bulup okuyorduk. Okumaya da devam edeceğim. OHAL’den bir farkı mı var? O zaman belliydi yasak. Şimdi kafalarına göre engelliyorlar. Geçen sene 28 Mart olaylarında beni, işçilerimi, hepimizi panzere koyup götürdüler. Niye? Gündem okuyoruz diye. Panzere aldılar bizi. Sırf okur olduğum için. Biz ne yapmıştık, bizi aldılar işyerimizden.” Musa Bayar, Metin Bayar’ın amcaoğlu. 24 yaşında. Çocukluğu, Kürtlere yönelik baskıların doruk noktasına çıktığı ‘90’lara tanık. Metin, “Gündem tüm yaşadıklarımızı sansürsüz veriyordu. Gerçek haber yapıyor. Ama diğerlerinin yaptıkları gerçeğe dayanmıyor” diyor ve ardından ekliyor: “Gazetemize baskı yapmasalar ne olur? Bizim için zor okuyamamak. Bir gazeteyi de bize çok görüyorlar.”
‘Kendi dilimde yazan gazetemi istiyorum’
“Ya silah alacaksınız ya evinizle yakacağız sizi” denince köy meydanında tüm köy, tercihini evlerinin yakılmasından yana kullanır. 24’ündeki Zeki Çavdar’ın aynı gün amcaoğlu gözlerinin önünde vurulur; korucu olmayı kabul etmediği için. Çavdar ailesinin, Eğil ilçesi Bozca köyünden 13 yıl önceki göç nedenleri, koruculuğu kabul etmemeleridir. Kente gelmeleri, yardım yataklıkla suçlanmalarıyla arkası gelir baskıların. Bugün 10 kardeşine, hasta babasına, eşi ve 3 çocuğuna fırında işçi olarak kazandığıyla bakıyor Zeki. Ablası, yapılan baskılara dayanamayarak intihar girişiminde bulunmuş. Zeki, bugün gazetesi Gündem ve Azadiya Welat’ı aksatmadan, tek satırını kaçırmadan okuyor. Bunu, iş arasında fırsat buldukça yapıyor ve geçmişte yaşananlar üzerinden bugün Kürtler için nelerin değiştiğini, nelerin aynı şekilde devam ettiğini takip etmeye çalışıyor. Zeki, “Kürtleri anlatan, kendi dilimizde yazan gazetelerimizi istiyorum. Ve Kürtler olarak özgürlüğümüzün verilmesi tek isteğim” diyor.
‘Hep baskı, sindirme…’

39 yaşındaki Ahmet Köylüoğlu, Gündem ve Azadiya Welat üzerindeki baskılara tepkili: “Her şey ortada. Yoksun anlamına geliyor bu. Sindirme amaçlı. Özgür düşünce Türkiye’de yok. Hep baskı, sindirme… Bu ülkede yaşadığımız bir şey yok. Özgürce düşünceni yaşamana izin verilmiyor. Bunun en iyi kanıtı gazetemizin kapatılması. Tek mantıklı yönünü göremiyorum bu baskıların. Kendini özgürce ifade etmeye kalkıyorsun; sindiriliyorsun, psikolojik baskı yapılıyor. Bugün benim gazetem engelleniyorsa bu psikolojimi etkiliyor. Suçlu muamelesi yapılıyor çünkü sana. ‘Sen ölmüşsün’ diyor. Bunun başka anlamı yok.”
Sene 1992. Yer Çınar’ın Beşpınar köyü. “Ya korucu ya da Ermeni olacak, gideceksiniz” derler Köylüoğlu ailesine ve tüm köye. Tercihlerini göçten yana kullanan Köylüoğlu şöyle konuşuyor: “Korucu olmayı kabul etmedik. Şimdi biz, çok şeyin değişmesini bekliyorduk. Ermenilere yaptıklarını yaptılar ve sürüldük. AB yolunda demokratik yasalar çıktığını söylediler. ‘Türkiye demokratik bir ülke’ deniliyor. Ama biz demokrasiyi yaşamıyoruz. Kürdüm ben ve gazetemin engellenmesi, demokrasinin olmadığı anlamına geliyor.”
‘Gözümüz kulağımız’

Mahmut Mengül, “Gözümüzü, ağzımızı kapatıyorlar. ‘Ne gör ne konuş’ diyorlar” sözleriyle değerlendiriyor günlük okuduğu gazete Gündem ve Azadiya Welat’a yönelik baskıları. Şah Selli, ‘90’larda, yasak olmasına karşın gazetesini tüm zorlukları göze alarak okuduğu günleri anlatıyor bize: “Gazete, OHAL’den yasak. Bir şekilde elime geçti. Okuyorum. Bir baktım polis girdi içeri. Ani bir refleksle eski gazetelerin arasına bıraktım. O gün gazetenin polis tarafından fark edilmesi, tutuklanmak için bir nedendi.” Selli, “Benim anadilimi, kültürümü, duygu ve düşüncelerimi yansıtan gazete Gündem, Azadiya Welat” diyor, okuduğu gazeteye yönelik baskılara yanıt olarak.
Metin Yargı - Derya Karaçoban
www.evrensel.net