22 Nisan 2007 00:00

kim bu yabancı?

Fransız şair Jean Cocteau’nun bazı şiirlerini çevirmen ve felsefeci Hüseyin Demirhan’dan hem Fransızca, hem de Türkçe dinlerdik Antalya’da zaman zaman. 1889-1963 yılları arasında yaşamış bu ilginç şairin “Kim Bu Yabancı” şiiri bizi farklı duygulanmalara götürürdü.

Paylaş

Fransız şair Jean Cocteau’nun bazı şiirlerini çevirmen ve felsefeci Hüseyin Demirhan’dan hem Fransızca, hem de Türkçe dinlerdik Antalya’da zaman zaman. 1889-1963 yılları arasında yaşamış bu ilginç şairin “Kim Bu Yabancı” şiiri bizi farklı duygulanmalara götürürdü. Demirhan’ın 1977’de çevirdiği şekliyle şöyleydi şiir:
“Kim bu mermerden yabancı/Ak döşeğe uzatılmış/ Sanki yatak darağacı/Ayaklar asılı kalmış//Sanatına sığdırmak güç/Oyun bu bize ettiğin/Yalan, yüzün diye ürkünc/Bir kalıp koyup gittiğin//Demir maske kadar sende/ Tuhaf durur bu mumdan yüz/Gövden bir bent ki önünde/Gelip dize varır deniz//Bu odada sanki biri/ Bir karanlık işler görmüş/Düşten bir duvara sanki/Gölgeden merdiven kurmuş//Bir hırsızın işi bu/Ne ettiği bir bilinse/Öz yüzünü alıp gitmiş/ Bir kopya koyup yerine//Ölüm her diriye düşman/Çalmış ellerini bile/Bize taze pınarlardan/Can suyu getirir diye”.
Jean Cocteau’nun bu şiiri şair Paul Eluard’ın ölüsü başındaki duygularla yazdığı bilinmektedir. Bu nisan ayında; çiçeklerin, türlü kokuların, kuş şarkılarının ortalığı velveleye verdiği günlerde ölümün, ölünün ne işi var diye sorabilirsiniz!
Geçtiğimiz günlerde elime 1946 yılında basılan Tercüme dergisinin Şiir Özel Sayısı geçti. Bu özel sayıyı görmemiştim. Şiirin gizemli ve çekici ortamında dolaşırken Jean Cocteau’nun Güzelin Sırları yazısına takılıp kaldım. Yazıyı Orhan Veli Kanık çevirmiş. Bu yazıya yer vermezsem ve şiirle, güzellikle uğraşanlarla paylaşmazsam ayıp edeceğim duygusuna kapıldım.
Şimdi Jeaun Cocteau söylüyor:
“Bir zamanlar, şair için, bir polis hafiyesi reklamı olan şu cümleyi kullanmıştım: “Her şeyi görür, her şeyi duyar; kimse şüphe etmesin.”
Bir şair ilkin okunmaz. Sonra yalan yanlış okunur. Daha sonra klâsik olur, klâsik olanı da okumamak adettir. Yalnız, ilk günlerden kalma birkaç hayranı vardır. Ömrünün sonuna kadar da görüp göreceği rahmet budur.Halk bir şairi, ancak yanlış anladığı için sever.
Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile tercüme edilemez. Hatta yazılmış göründüğü dile bile.
Şiir bir fikri sabittir.
Şairin, şiirden başka derdi olmamalı.
Bir şiirde mühim olan ne söylenendir, ne söyleyiştir, ne mânadır, ne de musîki. Başka bir şeydir. Tarif edilmez.
İhtilâlde her zaman bir şiir havası vardır. Çünkü şiir ihtilâldir.
Şair sıfattan. Vebadan korkar gibi korkmalıdır.
Apollinaire diyordu ki: “Kuş, şarkısını parmaklarıyla söyler. Şairin parmağı yoktur.Şair kısmı, yazmadığı zaman, bekler. Beklemesini de sevgilisini bekleyen sinirli bir insan kadar bile beceremez.
Ne masayı anlatacağım diye masa kelimesini kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş kelimesini, ne de aşkı anlatacağım diye aşk kelimesini.”Gördünüz mü Jean Cocteau’nun dediklerini. Hadi, şairim diye, şiir yazıyorum diye efelenin bakalım?
Jean Cocteau Edith Piaf adlı makalesinde şöyle yazıyor: “…artık olan olmuştur. (…) kendini, şarkıları, müziği ve sözlerini geride bırakmıştır artık. Bizi aşmıştır. Sokağın rutin, onu çevreleyen binalara geçer ve şehirdeki bütün odalara yayılır. Edith Piaf değildir şarkı söyleyen. Yağar yağmur, esen rüzgâr, serpilen ayışığıdır.”
Tanrı-doğaya şükrolsun ki şiir atını sonsuz düzlüklerde, tepelerde ve dağlarda koşturan şairlerimiz var. Kuşa kuş, aşka aşk, rüzgâra rüzigâr demeyen; onları hep başka, hep başka şeylerle anlatan şairlerimiz…
İşte nisan coşkusu böyle oluyor! Yazı alıp başını gidiyor. E, ne de olsa yazının da şiir atına benzer bir atı var!..
Saffet Uysal
ÖNCEKİ HABER

KİRVEME MEKTUPLAR

SONRAKİ HABER

Bakanlık, parasını ödediği sinyalizasyonu almamış

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa