SÖZ OLA, TORBA DOLA

SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Aslında yazının hepsi bu değildi. Bir de öncesi vardı yargılamadaki “iyi hal” konusuna değinen


    Aslında yazının hepsi bu değildi. Bir de öncesi vardı yargılamadaki “iyi hal” konusuna değinen. Öncesi ve sonrasıyla yerine sığamayacak olması, hem de yaşanan bir olayın daha önce de değindiğim konunun anlam ve önemini bir kez daha vurgulaması, yazının ikiye bölünmesini ve sonrasının öncesinin yerine geçmesini gerektirmiştir. Yani, yazının sonrası öncesi olunca, öncesi de zorunlu olarak sonrası oluverdi. Bir başka deyişle son baş oldu, baş sonraya kaldı.
    Ağırbaşlı TRT sunucusu Erdoğan Arıkan bu yazdıklarımı okuyorsa kıs kıs gülüyordur büyük olasılıkla. Çünkü, o benim kullandığım öncesi, arkası sözcüklerinin yerine önü, sonu, arkası gibi sözcükleri kullanıyor “maçın önü, maçın arkası” diyordu, ben de eleştiriyordum kendisini. Hiç kuşkum yok, “bana diyorsun ama sen de aynı yanlışı yapıyorsun” diyordur gülerken. Ama o anladı benim bunu niye yaptığımı.
    Dört ay önceki yazımda ayaktopu alanındaki kırmızı kart olayına değinmiş, kartın oyuncuya değil, oyuncunun takımına gösterildiğini savunmuş “Oysa, her yaptırımın parasal bir karşılığı olmalı, bu karşılık takımca ödenmeli, ama oyuncudan da söke söke alınmalı ve üstelik de döne döne oynatılmalıdır” demiştim. Bu yazıyı anımsamamın ve de bugünkü yazıyı da ters yüz etmemim nedeni, Beşiktaş ayaktopu takımının şans sonucu yakaladığı ikinciliği, yine şansıyla tam da birinciliğe dönüştürecekken, kafasızlıktan kalecisiz kalma durumuyla karşı karşıya gelerek şansını yitirecek olmasıdır. Bilindiği gibi esas oğlan konumundaki asıl kaleci orasını burasını tutunca bir karşılaşma oynayamayacak. Asıl oğlan rahat da, takımı ve kulübü sözde bir şaşkınlık içinde kalecisiz kalacak olmalarından dolayı. Oysa, adama parasal bir yaptırım uygulansa, takımı değil kendisi yaşar sıkıntıyı. Daha önceki takımında da olmuş böyle bir şey. Adam burada da öyle olacağını sanmış,” bastırırım parayı, tutarım oramı buramı” diye düşünmüş olmalı. Ve burasının Türkiye olduğunu unutmuş olmalı...
    Anlı şanlı sunucu Mehmet Ali Erbil, kendisinin değilse bile başkasının orasını burasını gösterdiğinde akcamda kimseye bir yaptırım uygulanmamış, bilmem kime söylediği sözler yüzünden verilen hapis cezası paraya çevrilmişken, esas oğlan yerine takımının yanması pire yüzünden yorgan yakmak gibi bir şey sanki. Görüldüğü gibi, duruşma salonlarında bahar yeli gibi esen iyi hal, spor alanlarındaki yargılamalarda geçerli olmamaktadır. Adam öldürme, yaralama, ırza geçme, devleti soyma gibi nitelikli olaylar olmadığı için belki de. Adaletin bu mu dünya...
    Manisa da oynanan bir karşılaşmada da iki oyuncu yerde kapışmış, ayakta konuşmuş, oyunu yöneten de birer kart göstererek sarartmıştı ikisini de. Bir iyi hal bakışı fırlatarak oyunu sürdürmeyi düşünmüştü belli ki. “Yaptınız bir iş, uzatmayın, iyi hal gösterin” demeye getirmişti belki de. Kart gören oyuncular bir şey demezken, olayın içinde olmayan, üstelik çok uzağında kalan, ama salt yeşil alanın içinde olduğu için olayın da içinde olduğunu ya da olması gerektiğini sanan kaptan kılığına girmiş biri, bilerek ve isteyerek neredeyse “bana da kart, ben de isterim” kıskançlığıyla olaya katılır. Doğrudan, oyunu yöneten adama gider, kollarıyla koltuk altından girerek hiç de iyi görünmeyen bir hal sergilemeye başlar. Sanılmaktadır ki eller arkada bağlanacak ve güreş yeniden başlayacak. Herkes, ayaktopu alanında güreş başlatmamak için yoğun uğraş verir ve uzaklardan koşup gelen oyuncuyu, tensel ilişkiye girdiği yönetmenden ayırmaya çalışır. Çünkü, herkes oyuncunun davranışının yanlış olduğunu bilmektedir. Ama, oyuncu herkesin bildiği ile pek ilgilenmemektedir. Beklediği bir şey vardır sanki ve yönetmenin koltuk altlarından çıkmamakta direnmektedir. Sonunda beklediği şey gelir ve rengi sararmış yönetmen, bir fırsatını bulur, rengi kırmızı kartını çekerek oyuncuyu kızartır.
    Olay bununla da bitmez. Kaptan kılığına girmiş adamın çalıştırıcısı da “uzaklardan koparak gelir sesin” dercesine taaa uzaklardan oyuncusuna yardıma gelir ve o da renkli giysili ile yakın bir ilişki kurmaya kalkar. Ancak, böyle bir ilişki içerisinde oyuncusu olduğundan, yönetmenle değil ancak oyuncusuyla kurabilir bu ilişkiyi. Onun da kötü halinde bir iyi hal görülmez ve kızartılır.
    Tüm bunlar üzücü olaylar kuşkusuz. Spor basınının yaygın söylemiyle istenmeyen ya da istenmedik olaylar. Neyse ki istenmedik olaylar bununla biter o gün. Bütün bu olaylar sırasında, diğer oyuncuların yatıştırma çabaları, yöneticilerin olaya karışmamaları, izleyicilerin salt izlemede kalmaları, yeşil alana girme “arzu ve isteği” göstermemeleri, durdukları yerde bile “sahaya ineriz,...” gibisinden uyarıda bulunmamaları istendik ya da beklendik davranışlardı, onlar da oldu. Ne var ki, iki kişinin davranışları yanında yüzlerce, binlerce kişinin davranışlarında bir iyi hal görülmemiş, takıma, olayı yaratanlardan daha çok acı verilmiştir. İyi hal” yerine o hal uygulaması yapılmıştır neredeyse.
    Bu olayın hemen sonrasında, olayı çıkartanların kulübü, bence örnek alınması gereken bir davranışla, bu adamları takımdan uzaklaştırmıştır. Yetkili kurum ve kurulların tepkisi ise bu kararın yanında oldukça sönük kalmıştır. Uzaklaştırma kararından sonra, çalışma izinleri geri alınır diye düşünmüştüm ben. Uzun süreli çalışmama cezası verildi kendilerine. Ama hiç kuşkum yok, bir süre sonra başka takımlar kucak açacaktır onlara. Yani, bir iyi hal bulunacaktır yine.
    Oysa, suçu ve suçluyu hoş görmemek olmalıdır iyi hal.
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net