Türkiye 1 Mayıs alanı olmalı

Türkiye 1 Mayıs alanı olmalı

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Tüzel, Türkiye'nin her yanının 1 Mayıs alanı olması gerektiğini vurgulayarak, emekçileri birleştirici bir tavır sergilenmesi gerektiğini ifade etti. Tüzel, genel seçimlere de, geniş bir halk cephesinin ortak adaylarının saptanarak gidilmesinin doğru olacağına vurgu yaptı


Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Tüzel, Türkiye'nin her yanının 1 Mayıs alanı olması gerektiğini vurgulayarak, emekçileri birleştirici bir tavır sergilenmesi gerektiğini ifade etti. Tüzel, genel seçimlere de, geniş bir halk cephesinin ortak adaylarının saptanarak gidilmesinin doğru olacağına vurgu yaptı.

Partiniz 1 Mayıs'a nasıl hazırlanıyor?

1 Mayıs işçi sınıfı bayramı olarak dünyada ve Türkiye'de bu yıl da yaygın olarak kutlanacak. Sadece işçiler değil, bütün halk kesimleri, özellikle emperyalist kapitalist sistemden mağdur olmuş; demokrasi, özgürlük ve eşitlik arayan halk kesimleri alanlara çıkacak. Bu yılki 1 Mayıs, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerin beraberinde getirdiği tartışmaların altında geçiyor. 5 yılını dolduran AKP iktidarının uyguladığı neoliberal politikaların yol açtığı büyüyen işsizlik ve açlık, emekçilerin sorunlarının başında geliyor. “Terörle mücadele” bahane edilerek demokratik hak ve özgürlüklere dönük yoğun saldırılar var. Dolayısıyla bu 1 Mayıs, hem işsizlik ve yoksulluğa karşı, işçi sınıfının sendikal hak mücadelesinde karşı karşıya kaldığı saldırılara karşı, hem de Türk, Kürt bütün halk kesimlerinin demokrasi talepleri etrafında kutlanacak. Partimizin yaklaşımı bütün Türkiye'nin 1 Mayıs alanı olması ve her yerde kutlamaların yapılması. Fabrikalarda, işyerlerinde sendikalı sendikasız, organize sanayi bölgelerinde, mahallelerde; daha iyi bir gelecek, bağımsız demokratik bir Türkiye, savaşsız bir Ortadoğu, işgallere karşı halkların dostluk ve kardeşliği, Kürt sorununun çözümü çerçevesinde bir 1 Mayıs olacak. Özellikle, iktidar ve muhalefet partilerinin halk yığınlarını kamplaştırma ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde etkin olma çatışmasında bizlerin tutumu 1 Mayıs vesilesiyle de, halkın en geniş birliğini emek ve demokrasi için sağlamak olacak.

İstanbul'da 1 Mayıs'ın farklı alanlarda kutlanması neden kaynaklanıyor, 'alan' tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1 Mayıs; işçi bayramı. İşçi örgütleri, sendikalar sahiplik yapmalı. DİSK, 1977 1 Mayıs'ının aydınlatılması, 1 Mayıs'ın resmi bayram ilan edilmesi talepleriyle Taksim'e çağrı yaptı. Bu çağrı bir tartışma yarattı. Konfederasyonların ayrı hareketinin önünü açtı. Bizce bütün Türkiye'den Taksim'e gelinmesinin doğru bir yanı yok. İşçiler, emekçiler, aydınlar, gençler kendi bulundukları alanlarda emek ve demokrasi taleplerini haykırmak için bir araya gelmeli. Bulundukları alanlarda en geniş katılımla kutlamalar yapılmalı. Taksim çağrısı üzerine kimi siyasi çevreler de gövde gösterisi yapmak için Taksim kararı aldı. Türk-İş yönetimi de DİSK'in bu tutumuna çözüm üretmek yerine rekabetçi davranarak, birlikteliği değil ayrılığı geliştiren bir tutum sergiliyor. Partimiz ayrı gösteri anlayışına karşı son ana kadar birleştirmeye dönük tavrını sürdürecek. Bizler işçi ve emekçilerin olduğu her alanda, her iki yakada da olacağız. Sendika yöneticileri kendi kişisel hesaplarıyla değil işçi sınıfının sorumluluğuyla hareket etmeliler.

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanlığı devlet erki içerisinde hükümetin dışında Türkiye'nin temsiliyeti açısından önemli bir makam. Bu yüzden de Cumhurbaşkanlığı seçimi devlet güçleri içerisinde yoğun çekişmelere ve tartışmalara yol açıyor. Seçim; ulusalcı, milliyetçi söylemlerle başını CHP'nin çektiği bir kamp ile AKP ve destekçilerinin savaş alanına dönmüş durumda. Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları ve Ankara'da düzenlenen miting, AKP'ye baskı kurmaya ve toplumdaki kamplaşmayı derinleştirmeye dönük. İki taraf da çeşitli dernekleri ve odaları işin içine katarak gücünü artırmak peşinde. Tandoğan'a çıkan insanların şeriatçı eğilimler karşısında laikliği savunması, düzenleyenlerin niyetlerinden bağımsız anlaşılır bir şey. Ama Cumhurbaşkanlığı kurumunun seçim mekanizmasına, devlet yetkisini kullanan çevrelerin tutumuna bakıldığında yeni seçilecek cumhurbaşkanının devletin temel yaklaşımlarında; tekçi anlayışta, ABD ile ilişkilerde, bölge ve birçok temel meselede farklı bir davranış içerisinde olmayacağı açıktır. Esas işçi sınıfımız ve emekçiler için dikkat edilmesi gereken yön; bütün bu tartışmalar içerisinde başta işsizlik ve açlık olmak üzere, demokrasi sorunlarının, ülkedeki temel meselelerin ve bölgede daha karanlık bir mecraya sürüklenme olgusunun seçimler dolayısıyla üstünün örtülmüş olması. Asıl tehlikeli olan da budur. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana çözülememiş problemleri yok saymak mümkün değil. Türkiye bütün halklarıyla birlikte bir tehdit ve tehlike altında. İşsizlik, IMF dayatmaları, büyük sermayenin sömürü sistemi, bilimin karşısında olan gerici bir yapılanma, üniversitelerdeki kadrolaşma. Bunlara bakarak tehlikenin çok daha boyutlu olduğunu görmek gerekiyor.

Genel seçimlerle ilgili olarak bazı partilere öneri götürdünüz. Nasıl cevaplar aldınız?

Partimizin birlik meselesine yaklaşımı solcuların birliğinin çok ötesindedir. Bizim için esas olan, bütün değişik milliyetlerden ülkemiz işçi ve emekçilerinin, her kesimden halk güçlerinin en geniş birlikteliğini sağlamaktır. Solcu denilen CHP bugün MHP ile milliyetçi ve kızılelmacı bir söylemle işbirliği içerisindedir. Partimiz, öncelikle geçmişte güç birliği yaptığı siyasi partilere bir çağrı çıkardı. İktidar ve muhalefet arasındaki kamplaşmadan Türkiye'nin sorunlarının çözümü çıkmaz. Bizim önerimizin çerçevesi; neoliberal politikalar karşısında halkçı bir ekonominin savunulması, demokrasi ve Kürt sorununun barışçıl çözümü, laikliğin gerçek temelleri üstüne oturtulmasından oluşuyor. Bu çerçevede bir çalışmanın başlatılmasını önerdik. "Türkiye Barışını Arıyor" konferansının örgütleniş biçimine benzer şekilde, tabandan; ilçelerden, illerden başlayarak halk kesimlerinin, partilerin, sendikaların, demokratik örgütlerin, toplumdaki saygın kişilerin, kuruluş temsilcilerinin bir araya gelmesiyle bu tartışmanın ve örgütlenme mekanizmasının yürütülmesini ve buradaki oluşumların seçecekleri temsilcilerin belirleyeceği ortak bağımsız adaylarla, demokrasi için birlik hareketi diyebileceğimiz bir ittifak politikası savunduk ve önerdik. Antidemokratik seçim barajının karşısında parlamentoda temsiliyetin sağlanması için çok daha geniş bir halk cephesinin ortak adaylarının saptanarak bağımsız adaylıkla seçimlere gidilmesini istedik ve önerilerimizi sunduk. Görüşmelerimizde SHP ve ÖDP'nin bu yaklaşıma henüz hazır olmadıklarını gördük. Ancak seçimlere kadar Türkiye'deki gelişmeler bu görüşleri etkileyebilecektir. Yurtiçinde ve dışında yaptığımız işçi ve emekçilerin katıldığı birçok toplantıda fikrimizin yoğun destek bulduğunu gördük.

Genel seçimlere yönelik nasıl bir çalışma yapmayı planlıyorsunuz?

Bugün için gelişmeler hayli sancılı. Toplumda önemli bir mücadele dinamiği olması gereken; emek ve demokrasi taleplerini savunacak işçi sınıfı yoğun bir saldırı, sömürü ve işsizlik tehdidi altında. Sendikal yönetimler de gittikçe artan saldırılar karşısında örgütlenme ve mücadeleyi geliştirmekten ziyade daha çok geriye doğru düşen bir çizgi izliyor. Demokrasi talepleriyle sesi artan aydınlarımız, son çıkışlarla teröre destek veriyorlar denilerek sindiriliyor. Gazetelerin toplatılması, çok sayıda parti yöneticisinin hukuksuz bir şekilde tutuklanması, demokrasi talep eden kesimler üzerinde yoğun bir baskının oluşturulmuş olması, aydın kesimlerinde de bir tereddüde ve gerilemeye yol açıyor. Aynı zamanda ateşkes sürecinde insanlar kendilerini daha güvende hissederken, şimdi cenazelerin geldiği bir süreç yaşanıyor. Gelişmeler emek ve demokrasi güçleri üzerinde ciddi bir baskının yoğunlaşacağını gösteriyor. Böyle bir ortamda seçimlere giderken saldırılar karşısında demokrasiyi, barışı ve kardeşliği savunacak, işçilerin ve emekçilerin ekonomik saldırılar karşısında haklarını savunacak, örgütlenme ve birleştirme mücadelesini güçlendireceğiz. Seçimlere az bir süre kala değil çok daha öncesinde hazırlanacak bir seçim programıyla, halk güçlerini birleştirecek; bağımsızlık ve kardeşlik fikri etrafında, emperyalist dayatmalara karşı halkların egemenlik hakkına saygı çerçevesinde, mevcut tekçi, sermayeci, işbirlikçi parti ve siyasi güçler karşısına halk güçleri olarak çıkacağız ve bunun çalışmalarını giderek daha yoğun bir şekilde sürdüreceğiz.
CHP ve DSP, halkın kaygılarını istismar ediyor
14 Nisan'da Ankara Tandoğan'da yapılan mitingin ardından basında 'Solda birleşme' çağrıları yapıldı. EMEP bu çağrıyı nasıl değerlendiriyor?
Çağrının muhatapları CHP, DSP, SHP gibi sosyal demokrasi çevreleridir. Dolayısıyla onlar öncelikle kendilerinin ortaklaşmasını ve bunun da sol birlik olarak topluma yansıtılmasını hesap ediyorlar. Fakat geçmişten bu güne çekişmeleri, pazarlıkları hep oldu. CHP kendisini adres olarak gösterdi, birleşmeyi kendisine katılım olarak gördü. Dolayısıyla buradan bir birliktelik çıkması çok gerçekçi değil. Bu birlikteliğin, sol diye kast edilen; işçilerin, ezilen yığınların, demokrasi isteyenlerin temsilcisi olması ise hiç söz konusu değil. Özellikle sosyal demokrasinin en güçlü kesimi görünen muhalefetin başı CHP'nin, ambleminde bulunan 6 okundaki birçok kavramı ve değeri çoktan reddetmiş olması, aslında ulusalcı, milliyetçi, tekçi, Türkçü ve inkarcı bir noktaya gelmesi dolayısıyla sol temsiliyeti, emek ve halk güçlerinin taleplerini kucaklayacak bir yaklaşımı taşıması mümkün görülmüyor. Sokaklara laiklik ve ulusal değerlerle çıkarak bunları samimiyetle savunan tabandaki insanlar CHP ve DSP gibi partilerce istismar ediliyor. Bu partilerin izledikleri yanlış politikalar sonucu, halkla buluşmadıkları, özellikle de AKP'nin karşısında birleştirici siyaset izlemedikleri için seçimlerde de başarı göstermeleri mümkün değil. Biz, bugün emek diyen, özelleştirmelere karşı çıkan, bağımsızlık ve antiemperyalist duygular taşıyan, halkların kardeşliğini düşünen, inançlar üzerinde istismara ve baskılara karşı çıkan bu partilerin tabanındaki tüm emekçilerin, liderlerinin çağrı ve tutumlarından bağımsız hareket etmelerini ve gerçek demokrasi ve emek güçleriyle birleşmelerini, seçimlerde bu yönde bir tutum almalarını umut ediyor ve bekliyoruz.
Kürtlerin temsili engellenmek isteniyor
Türkiye bir taraftan seçimlere hazırlanırken, bir taraftan da DTP ve Gündem gazetesine yönelik baskılar sürüyor. Baskı, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamaya da yansıdı. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir? Acaba Kürt seçmenler iradelerini özgürce kullanabilecek mi?
Genelkurmay Başkanlığı gibi aslında başbakana, sivil iradeye bağlı olması gereken bir kurumun, Türkiye'nin birçok temel meselesinde açıklamalarda bulunması demokrasi ve hukuk devletiyle kesinlikle bağdaşmıyor. Bu çevreler, değişim zorlamaları karşısında statükoculuğa sarılmaktadır. Bu da devlet yönetimindeki güçlerin Türkiye'nin sorunlarına dair ortak tutum oluşturamamasına yol açmaktadır. AB, Kıbrıs, Ermeni, Kürt sorununda devletin çeşitli güçlerinde görüş birliği yok. Başbakan bir şey söylerken, Cumhurbaşkanı ya da Genelkurmay Başkanı farklı konuşabilmekte. Demokratik hak ve özgürlükler ve Kürt sorununda çözüm geliştirilememiş, özellikle Genelkurmay Başkanı’nın açıklamasından sonra mesele tekrar terörle mücadele noktasına getirilmiş ve hem içeride, hem de sınır dışında daha çok şiddet içeren yaklaşımları beraberinde getirmiştir. Açıklamalardan sonra DTP yöneticileri üzerinde baskı ve tutuklamalar artmıştır. Gündem ve Güncel gazetelerinin toplatılması, dağıtımının engellenmesi, fiili baskılarla; yasal siyasi güçlerin teröre destek veren çevreler olarak hedef gösterilmesi söz konusu. Bunlar aslında demokratik haklara dönük bir saldırının ötesinde bu kesimlerin toplum karşısında meşruluğunu yitirterek seçimlerde ezmeye dönük bir kampanyaya da dönüşmüştür. Kürtlerin parlamentoda temsil edilmesi açısından büyük engeller çıkartmaya dönüktür yaşananlar. Partimiz bu tutumu doğru bulmamakta. Bunun karşısında demokrasi ve kardeşliği, halk iradesinin üstünde hiçbir şeyin kabul edilmemesini savunuyoruz. Türkiye'nin Kürt sorunu başta olmak üzere kronikleşmiş birçok sorununa; bağımsız, demokratik Türkiye anlayışıyla işçilerin ve emekçilerin iktidarda olduğu bir halk idaresiyle çözüm üretileceğini düşünüyor ve bunun mücadelesini veriyoruz.
Son olarak Malatya'da işlenen vahşi cinayet; kışkırtılan gericilik, milliyetçilik ve ırkçılık karşısında acil olarak tüm bileşenleriyle demokrasi ve barış platformlarının oluşturularak bu tehlikeli gidişi önleyecek çalışmaların yürütülmesini zorunlu kılıyor.
Uğraş Vatandaş
www.evrensel.net