Fotoğraf: Evrensel

NOT

  • “Milletimizin bölünmez bütünlüğü”, “elden giden vatanımız, dinimiz” bir kez daha kurtarıldı! Haber, Malatya cephesinden bu kez... Ellerindeki ekmek bıçaklarıyla “gavur avı”na çıkan caniler, zıkkımlanıp işkembelerini doldurmak dışında hakkında hiçbir şey bilmedikleri ekmek yerine, alçakça kıstırdıkları üç kişiyi kesip doğradılar


    “Milletimizin bölünmez bütünlüğü”, “elden giden vatanımız, dinimiz” bir kez daha kurtarıldı! Haber, Malatya cephesinden bu kez... Ellerindeki ekmek bıçaklarıyla “gavur avı”na çıkan caniler, zıkkımlanıp işkembelerini doldurmak dışında hakkında hiçbir şey bilmedikleri ekmek yerine, alçakça kıstırdıkları üç kişiyi kesip doğradılar. “Vatan için hayırlı bir iş yapacağız” diye de not bırakmışlardı arkalarından. Zavallı vatan, demek gerekiyor herhalde; böyle “kurtarıcı” haşerelerle cebelleşmenin kahrediciliğine mahkum, talihsiz vatan!
    Şimdi nutuklar...nutuklar... “Üzgünüz, birlik beraberliğimize, huzur ortamımıza yapılan bu menfur...” diye başlayıp, “Bu tür işler Türklüğe yakışmaz...dış güçlerin parmağı...” şeklinde devam eden sahtekarca nakaratlar...
    Riyakarlar güruhu... Bugün “üzgünüz” diyenlerin, çok değil, şu son iki üç yılda “misyonerlik fesadı” üzerine söylediklerine bir göz atmak bile yeterli, riyakarlığın ölçüsünü anlamak için: “Önlem alınmalı...hesap sorulmalı...en büyük bela...gavurlaştırılıyoruz...misyonerleri kapı dışarı edeceğiz...emperyalizmin adamları”... Daha neler neler demediler, artık üzgündürler muhakkak!
    Şimdi, sağcısı-“ulusal solcusu”, dincisi-laikçisi... bütün sistem birimlerinin elbirliği, güçbirliğiyle ördükleri bu ‘kutlu’ direniş hattıyla “geçit yok” dedikleri ‘misyonerliğin’, Milli Siyaset Belgesi’ndeki tehdit değerlendirmesinde de yer bulduğuna, ya da en azından MGK toplantılarında gündem olduğuna ilişkin haberleri hatırlamak da gerekmez mi? Bu ölçüde hedefe konulan bir ‘tehdit’ için girişilen o “sivil seferberlik” haline, “reisli” ve daha kimbilir ne ilişkili birkaç Polat Alemdar müsveddesinin bu gazalarıyla katkıda bulunmuş olmaları neden şaşırtıcı olsun ki!
    Asıl soru şudur: Bu, “bir çocuktan katil yaratan karanlığı” kim yarattı? Bu karanlık iklime rengini veren kim? O bilindik “vurun gavura” hassasiyetli geleneksel islami koşullanmalar mı sadece? İrticai heyula ile soruyu yeterince yanıtlamış olur muyuz?
    Yani sistemin dayattığı kavramsal çerçeve içinde kalarak sorarsak, “Laikliği tehdit eden irticai cephe sorumludur” demek yeterince tatmin edici midir? “İrticaya ve bölücülüğe karşı” mücadele halindeki laikçi-güvenlikçi politik konsept sorgulanmadan üretilecek yanıtlar eksik kalmaz mı?
    Olup biteni anlamak ve tanımlamak açısından, “Düşman”, “Tehdit”, “Korku” üçlemesinden beslenen ‘Milli Güvenlik’ politikasını ve onun ‘sivil’ yansımaları biçiminde özetlenebilecek bir politika türü ve tarzını nasıl gözardı edebiliriz. “Biz çocuklarımızın hıristiyanlaştırılmasından korkuyoruz” diye boşuna mı yırtınıyordu çok laikçi ATO Başkanı Sinan Aygün... Ya da , “gavurlaştırılıyoruz” teraneleriyle, sokaklarda, apartman bodrumlarında adeta dedektörle kilise arayışına çıkan ülkücüler, İP’liler boşuna mı çırpınıyorlardı!... Bunlar neyin ve kimin misyonerliğini yapıyorlardı?
    Bu laikçi cephenin ateşli ajitatörlerinden Ruhat Mengi Malatya’daki vahşetin yarattığı şaşkınlıkla, hem de hâlâ misyonerliği sorumlu tutmakta direnen Sinan Aygün’e yönelik olarak, bakın ne diyor bi tv programında: “Müslümanlarla laikleri düşman ettik. Şimdi de Hıristiyanlara sıra geldi. Bırakalım bu korkuları. Artık bıktık bu korkulardan. Bu korkularla doldurduğumuz çocuklar da gidip adam kesiyorlar...” !
    Evet, bu vahşi cinayetlere ortak olmamak için işte Ruhat Mengi’nin yaptığı bu sorgulamalarda bulunmak gerekiyor. Zira bu yollar, karanlık; çözüm de, ışık da yok bu yollarda. “Vatanın, milletin bütünlüğü” denilen şey, bizzat vatanın farklı zenginliklerinin tepelenmesiyle sağlanamaz. Mermerleştirme çabası boştur; vahşet, acı ve düşmanlık üretmekten başka sonuç vermez.
    Sözümüz bu politikaların sahiplerine değil elbette. Onlar ne yaptıklarını biliyorlar. Ya bu ‘bölünme-korku-güvenlik’ politikasının arkasında sürüklenen ve hâlâ vicdanlarını kaybetmemişler... Sözümüz onlara. Misyonerlik üzerine atıp tutanları bir hatırlayın ve bir de dönüp Malatya’daki vahşete bakın. Vicdanınızın sesi, “kimlerle beraber yürünmez” sorusunun da yanıtı olmuyor mu? “Çocuktan katil yaratan” karanlığın misyonerleriyle yürünmez, anlamıyor musunuz...
    Vedat İlbeyoğlu
    www.evrensel.net