MEDYADA GEÇEN HAFTA

Hafta içinde bir televizyon kanalında basın özgürlüğünün tartışıldığı bir programa davetliydik. Program kaydedildi, bize 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’ne doğru yayınlanacağı bilgisini verdiler. Biz de söylenebilecek her şeyi söylediğimizi sanarak ayrıldık


Basın özgürlüğünde son durum
Hafta içinde bir televizyon kanalında basın özgürlüğünün tartışıldığı bir programa davetliydik. Program kaydedildi, bize 3 Mayıs Basın Özgürlüğü Günü’ne doğru yayınlanacağı bilgisini verdiler. Biz de söylenebilecek her şeyi söylediğimizi sanarak ayrıldık.
Konuştuğumuz konulara gelince, haliyle Gündem’in başına gelenler üzerinde durduk. Genel olarak basın özgürlüğünü tehdit eden ikili bir kıskaç varsa, bunun bir kolunun devlet baskısı, ikincisinin tekelleşme olduğunu söyledik. Bunu açıklamaya çalıştık.
Çok uzun bir zaman da geçmedi üstünden, alt tarafı birkaç gün. Ama bütün konuştuklarımız, artık eskimiş bir tartışma haline geldi bile. Çünkü, birincisi Malatya olayları henüz çok sıcaktı, konunun medyaya yansımasını tartışacak doğru dürüst veri yoktu elimizde. Yıllardır “Misyonerler şöyle faaliyet yürütüyor”, “Din elden gidiyor”, “Hıristiyanlar ülkeyi ele geçiriyor” yaygarasını yapan medya organlarının bugün kendilerinin hiçbir şeyle ilgisi yokmuş gibi davranmalarını eleştiremedik. Hrant Dink cinayetinin ve onu yaratan ideolojik iklimin üstüne yeterince gidilmemesinde medyanın payını değerlendiremedik.
Yalnız bununla kalsa iyi. Nokta, üç gün önce, yaptığı haberler üzerine baskına uğramış bir dergiydi, biz de o kadarına değinebildik. Ama artık Genelkurmay tarafından hedef gösterildiği için kapatılmak zorunda kalınmış bir dergi. Haberler birilerini rahatsız edince, patronlar kimsenin özgürlüğünü savunmak ihtiyacı duymuyorlar, bu basın piyasasında da değişmeyen bir kural. Gözcü gazetesinin yakın zamanda kapatılması geliyor hemen akıllara. Onun da haberlerinin bu kez başka birilerini rahatsız ettiği iddia ediliyordu. Tabii patron kararı alınca, hele de “Zarar ediyordu, kapattım” deyince, kimseye onu tartışmak düşmüyor. Öyle mi?
Arkasından bir başka haber: Sabah’ın genel yayın yönetmeni ve başyazarı istifa etti. Sebep? Patronun katakullisi nedeniyle devletin el koyduğu gazeteye her gün çok karışılıyormuş. Bu skandalın neresinden tutsanız elinizde kalır. Patronun yaptığı işin savunulacak bir yanı yok. En patroncu Sabah yazarları bile savunamadı zaten. Öyleyse TMSF haklı, diyesi geliyor insanın. Sonra da buyurun Sabah’ın cenaze namazına. Bu kez de fon yöneticileri, fonun atadığı başkaları, fonun atamadığı ama hükümette etkili olduğu için kendinde müdahale hakkını gören daha başkaları, söylenene göre Sabah’ın her haberine karışmaya başlamış. Sonunda da gazetenin yönetimi isyan etti.
Bütün bunlar olurken başka basın organlarında kimsenin aklına, ne meslektaşlarıyla dayanışmak, ne de halkın haber alma hakkını savunmak geliyor. Belki en vahimi de bu.
Bunlar, yalnızca son birkaç günün gelişmeleri. Daha hacimli bir resim çizmeye kalksak, nereye sığdıracağız, varın siz düşünün.
Dahası, bu satırlar yazılırken basın özgürlüğünde son durum buydu. Belki siz gazeteyi elinize aldığınızda birkaç darbe daha vurulmuş olabilir...
İşte size ‘iletişim çağı’
İletişim organlarının, olanaklarının hiçbir zaman olmadığı kadar geniş olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bunu herkes söylüyor, kabul ediyor. Diğer yandan, bu bizi belli konularda daha bilgili mi yapıyor?
İşte size bir araştırmanın sonuçları. Amerika’da The Pew Research Center adlı kuruluşun yaptığı bir araştırma, Amerikan halkının son 10 yıl içinde bırakın bilgilenmeyi, daha da cahilleştiğini ortaya koyuyor.
Örneğin 1989 yılında halkın yüzde 74’ü başkanlarının adını biliyormuş. Bugün: sadece yüzde 69’u “Bush” diyebiliyor. Bölge valisinin ismi de yine 18 yıl önceye göre yüzde 74’ten yüzde 66’ya, Rusya devlet başkanının ismi yüzde 47’den yüzde 36’ya gerilemiş. Başka şeyler de sormuşlar Amerikalılara. Bana çok ilginç geldiği için buraya aldım:
Halk neyi ne kadar biliyor?
Bush’un Irak’taki asker sayısını artırma planını: yüzde 88. Hillary Clinton’ın ABD Başkanlığı için yarıştığını: yüzde 73. Irak’ta askerlerden çok sivillerin öldüğünü: yüzde 69. Amerika’nın ticaret açığı olduğunu: yüzde 68. 3 bin ABD askerinin Irak savaşında öldüğünü: yüzde 55. Saatlik asgari ücretin 7 dolar 25 cent olduğunu: yüzde 34. Sünniliğin bir İslam mezhebi olduğunu: yüzde 32.
Site kapatmak kolaymış
Artık her gün bir başka internet sitesi kapatılıyor. Youtube ile ünlü olmuştu, galiba kapattırıcılar da işin ne kadar kolay yürüdüğünü böylece öğrenmiş oldu. Geçen hafta yalnızca Adnan Hoca iki siteyi kapattırdı, Süper Poligon ve Ekşi Sözlük. Gerekçesi, “Bana hakaret ettiler”.
Bir zamanlar internet, kolayca insanların kullanımına imkan verdiği için çok önemsenirdi birileri tarafından. İnteraktif olmak, demokratik olmak demekti. Ama hiç de olaylar öyle işlemiyor. Yasalar öyle bir düzenlenmiş ki, binlerce kullanıcının girdiği forumlar, birinin yazdığı bir mesaj yüzünden günlerce kapalı kalıyor. Ekşi Sözlük’ün Adnan Hoca ile ilgili bütün maddeleri çıkardığı halde, mahkemeye başvurup “Biz onları çıkardık, yasağı kaldırın” dedikten sonra yasağın kalkması tam üç gün sürdü. Üstelik, hakaret mahkeme kararıyla kesinleşmiş değil, yalnızca “tedbir” olarak kapatılıyor.
Bu hafta, üç siteye erişim engellendi. Bu konuda bir yasal boşluk olması birilerinin işine geliyor. Ama boşluğu doldurmaya çalıştıkları yeni yasa taslakları da hiç iç açıcı değil. Bu kapatmalardan yakın zamanda kurtulamayacağız gibi görünüyor.
Böylece bir internet haftasını daha geride bıraktık...
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net