KONUM

KONUM

  • Malatya’daki katliamı gerçekleştiren “çocuk”ların arkasında kimlerin olduğu tartışılıyor. Tıpkı Dink cinayeti, Rahip Santoro cinayeti ve Danıştay baskını sonrasında yapıldığı gibi. Cinayetlerden sonra basına yeni bilgiler, ilişkiler yansıyor ama bir süre sonra oluşturulan “bilgi kirliliği” içinde gerçekler unutturulup başa dönülüyor


    Malatya’daki katliamı gerçekleştiren “çocuk”ların arkasında kimlerin olduğu tartışılıyor. Tıpkı Dink cinayeti, Rahip Santoro cinayeti ve Danıştay baskını sonrasında yapıldığı gibi. Cinayetlerden sonra basına yeni bilgiler, ilişkiler yansıyor ama bir süre sonra oluşturulan “bilgi kirliliği” içinde gerçekler unutturulup başa dönülüyor. Ta ki “maneviyatı güçlü vatansever çocuklar” yeni cinayetlerle sahneye çıkıncaya kadar…
    Parasız eğitim isteyen, üniversitelere Kürdoloji bölümlerinin açılması için dilekçe veren, halay çekip üniversitelerin kışla haline getirilmesini protesto eden gençler; gözaltına alınıp tutuklanıyor, üniversitelerden atılıyor, hatta “örgüt üyeliği”nden yıllarca hapis yatıyor. Öte yandan maneviyatı güçlü vatansever gençler, JİTEM ve emniyetle iç içe çalışıyor; en son Malatya’da olduğu gibi “eğitim”den dönerken ellerindeki silahlarla birlikte polise “yakalanıyor” ama ellerini kollarını sallaya sallaya ertesi gün boğaz kesmeye gidebiliyor!
    Medya ve köşe yazarları, fasit bir daire içinde bu cinayetlerin arkasında kimlerin olduğunu ve önüne nasıl geçilebileceğini tartışıyor. Ama bu tartışmalar, gerçeklerin açığa çıkarılması ve çözüm yönünde doğru sonuçların çıkarılması bakımından olmazsa olmaz süreç ve gelişmeler göz ardı edilerek yapıldığı için, hep başa dönülüyor.
    Hatırlayalım; 1990’lı yılların başında bölgede hizb-i kontra çeteleri Kürt halk mücadelesine karşı kullanılmış, binlerce vahşi cinayet işleyen bu çeteler, dönemin Jandarma Genel Komutanı, OHAL Valisi ve İçişleri Bakanı tarafından “teröre karşı mücadele eden, dini inançları kuvvetli vatandaşlar” olarak sahiplenilmişti. Yine Susurluk kazasından sonra ortaya çıkan ilişki ve örgütlenmeler, Çiller ve Ağar tarafından savunulmuş, ülkücü katiller “kahraman” ilan edilmişti. Yapılan itiraflar, ortaya çıkarılan belgelere rağmen birkaç göstermelik yargılamanın ötesine gidilemedi. Şemdinli’de yapılan suçüstü, aslında neden bu yapılanmaların üzerine gidilmediği/gidilemediği sorusuna açıklık getirdi. JİTEM ya da devlet içinde uzantısı bulunan diğer örgütlenmeler, sadece şu-bu ekip ya da dönemin değil belli politikalara bağlı olarak ihtiyaca göre faaliyete sokulan örgütlenmelerdi.
    Devam edelim; 2005 yılında, Newroz kutlamalarından sonra dönemin Genelkurmay Başkanı, Kürt halkını “sözde vatandaş” ilan ederek “duyarlı vatandaş”ları göreve çağırmıştı! Bu çağrıdan sonra çeşitli bölgelerde Kürtlere karşı linç girişimleri ardı sıra gelmeye başladı.
    Genelkurmay Başkanı’nın açıklamasından birkaç ay sonra (ekimde) yapılan MGK toplantısında benimsenen yeni ‘Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde, aşırı sağ tehdit unsuru olmaktan çıkarılmış; linççilerin, mafyacı ülkücü katillerin, gerici-faşist örgütlenmelerin önü açılmıştı. Hrant Dink cinayetinde Pelitlispor’un internet sitesinde olduğu gibi, Malatya’daki katliamın ardından Malatyasporlular.com adlı internet sitesinde de cinayetlere destek mesajları yayınlanıyor. Ülkenin dört bir yanındaki benzer cinayet şebekeleri, yeni katliamlar için “hazır kıta” olarak bekliyor!
    Can Dündar önceki günkü yazısında, “Vakit gazetesinde bir gün önce ‘Hıristiyan’ diye acımasızca hedef gösterilen Atatürkçü çevrelerin, ‘Hıristiyanlık yayılıyor’ diye başkalarını hedef göstermesine hayret ediyorum” diyordu. Aslında ortada hayret edilmesini gerektirecek bir durum yok. Gerici yobaz çevreler de darbeci general eskileri de aynı kirli ilişkilerden, aynı çöplükten besleniyor. Bu yüzden son cinayetlerle ilgili olarak, hem dinsel gericiliğe hem de şovenizm ve ırkçılığa yaslanarak siyaset yapan BBP gibi partilerin adının geçmesi rastlantı değildir. Bu bakımdan, ardı sıra işlenen cinayetlerle ilgili olarak “Abi kim” sorusunu soranlar, bilmelidir ki dikkatleri biraz da bu katilleri doğuran sisteme, politikalara çevirmeden doğru sonuçlara ulaşmak mümkün olmayacaktır.
    Gelişmeler, Kürt sorununun demokratik çözümü (ve bu temelde devletin içinde veya uzantısı olan bütün gerici faşist cinayet şebekelerinin dağıtılması) ve gerici kuşatmaya karşı bütün toplum kesimlerinin inançlarına saygıyı temel alan, gerçek bir laisizm için birleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Ülkenin üzerine çökertilmek istenen karanlığı dağıtmanın yolu, yaşananlardan kaygı duyan, rahatsız olan bütün halk kesimlerinin birleşik mücadelesinden geçmektedir.
    Çetin Diyar
    www.evrensel.net