Örgütsüz işçinin haberi yok!

Örgütsüz işçinin haberi yok!

Kıraç, İstanbul’un dışında küçük bir belde. Ancak buradaki patron örgütü San-Bir’e kayıtlı fabrika sayısı 398. Kıraç Belediyesi’ne kayıtlı işyeri sayısı ise 700... 4 milyar dolarlık yatırım ve 100 binin üzerinde istihdamı ile bu küçük belde; Türkiye’nin üçüncü, İstanbul’un ise birinci sanayi bölgesi olma unvanına sahip


Kıraç, İstanbul’un dışında küçük bir belde. Ancak buradaki patron örgütü San-Bir’e kayıtlı fabrika sayısı 398. Kıraç Belediyesi’ne kayıtlı işyeri sayısı ise 700... 4 milyar dolarlık yatırım ve 100 binin üzerinde istihdamı ile bu küçük belde; Türkiye’nin üçüncü, İstanbul’un ise birinci sanayi bölgesi olma unvanına sahip.
Bu bölgede işçilerin çalışma saatleri günlük 10-12 saat. Bunun üzerine zorunlu fazla mesailerde ekleniyor. Aldıkları para asgari ücret ya da biraz üzerinde. Sigorta primleri tam ödenmiyor. 1886 yılında 8 saatlik işgünü mücadelesi üzerinden gelişen 1 Mayıs’ı yaratan tüm koşullar burada mevcut. Ancak işçilerin çoğunun 1 Mayıs’tan haberi yok. İstanbul’da yapılacak kutlamalarda, Taksim-Kadıköy tartışmasını yürüten sendikacıların da hiçbirini tanımıyor buradaki işçiler.
Hasan Karasakal için 1 Mayıs, hiçbir şeyi ifade etmiyor. Konfeksiyon atölyelerinde 300 YTL’ye, 16 saat çalıştığı zamanlar dünya ile bütün iletişimini kopardığından bu konu hakkında bir şey duymamış. Daha 17 yaşında. Bekar evinde Mardinli hemşehrileriyle kalıyor. Şu an Cuma Pazarı’nda pamuk helva satıyor. Dayanamadığı için bu işe geçmiş. 1 Çekingen bir tavırla konfeksiyondaki çalışma koşullarını anlatıyor. Tepesinde dikilen, bağıran çağıran patronu anlatıyor, aldığı paranın düşüklüğünden yakınıyor.
1 Mayıs’ın ne demek olduğunu merak edip soruyor. Anlatıyoruz. Gülümsüyor... Satışına kaldığı yerden devam ediyor.
Katılmak istiyoruz ama...
Gezer Fabrikası’nın vardiya değişimi saatine yetişiyoruz. İşçiler, cezaevinin kapısından girer gibi tek tek aranıyor. Nedenini sorduğumuz bir işçi, ‘güvenlik için’ olduğu cevabını veriyor. Patron, kendi güvenliğini sağlamış. Ancak işçilerin hiçbir bir güvencesi yok. Bine yakın kişinin çalıştığı Gezer’de, normal çalışma süresi 10 saat. Terlik üretimi yapan fabrikada, yapıştırıcı maddeler yüzünden birçok işçinin sağlığı bozulmuş. İşçilerin itiraz hakları ise yok. Vardiyası biten işçiler, fabrikanın arka kapısından çıkmaya başlıyor. Kimi hemen servisine oturuyor, kimi de guruplar halinde etrafta sohbete dalıyor. Birkaçının yanına gidip 1 Mayıs’ı konuşuyoruz. Bazısı biliyor, ama çoğunun bilgisi yok. Kendi aralarında da bu konuları pek konuşmuyorlar. Taksim-Kadıköy tartışmalarından zaten haberleri yok. Hiçbir sendikacının bu konu hakkında ziyaret etmediğini anlatıyorlar. Hayatlarında hiç sendikacı görmeyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. 1 Mayıs’ın anlamı üzerine sohbet ettiğimizde, katılmak istediklerini söylüyorlar. Ancak salı gününe denk geldiğini öğrendiklerinde, “Nasıl katılalım, çalışıyoruz” diyorlar.
Kilometrelerce yürüyorlar

Pilsan işçilerinin de 1 Mayıs hakkında bilgisi yok. Onlar bu ara servislerinin sağlanması için uğraşıyorlar. Servisleri olmayan Pilsan işçileri, işe gelip gitmek için her gün kilometrelerce yolu yürümek zorundalar. Bu sorunun kalkması için kendi aralarında imza toplayan işçiler, yöneticilerle yaptıkları görüşmelerde en kısa zamanda servislerin konacağı sözünü almışlar. İşçiler, verilen sözün tutulmaması halinde tepkilerini başka türlü ifade edeceklerin söylüyorlar. Bu işçilerin de alan tartışmalarından haberleri yok.
Daha sonra yolda, Ekrem Erol ile görüşüyoruz. Ekrem, Teknik Empirme’de sendikalaşma mücadelesi veren işçilerden biri. Başarısız olup işten atıldıktan sonra tazminatıyla bir kamyonet alıp nakliyeciliğe başlamış. O gün bu gündür sendikacılarla görüşmemiş. 1 Mayıs’ı ona da soruyoruz. “Ben daha hiç katılmadım. Ben de isterim her şey eşit olsun, ama olmuyor ” diye cevap veriyor. (İstanbul/EVRENSEL)
Erkan Araz
www.evrensel.net