YAŞAMA KÜLTÜRÜ

  • Bireycilik” dedilerdi…Bireyin bir bilince ermesine, kişilik kazanmasına “evet”.


    “Bireycilik” dedilerdi…
    Bireyin bir bilince ermesine, kişilik kazanmasına “evet”.
    Ama koro içinde yer almasını bilmeyen, hele hele kendini karşısındakinin yerine koymasını (empati) bilmeyen, kişiliksiz bireyciye “hayır” dedimdi hep…
    “Hayır”; çünkü bu türlüsü, toplumu parçalanmaya götürüyor.
    “Toplum”, tek tür insanlar topluluğu elbette değil… “Toplum”; oluşturmayı, bir toplumun üyesi olarak davranmayı bilen insanların topluluğu demek…
    Özellikle Anadolu’da bu böyle…
    Anadolu’da bu böyle de başka ülkelerde böyle değil mi?
    Bir çağların güçlü Yugoslavya’sının bugün bölük pörçük ülkelerine bakın…
    Hepsi, kendilerinin ötekilerden “başka” olduğuna inandırıldılar önce…
    Sonra…
    Biliyorsunuz…
    Dış etkiler dendi… Sanki kendilerinin hiç suçu yok!
    Ayrıca “dış etkiler” denilince ille top tüfek anlaşılmıyor artık…
    Bir ön dönemi var bu işin…
    12 Eylül’den sonra çok kullanılan “bireycilik” sözcüğü ya da kavramı, böyle bir dönemin gizli savutlarından… Ardından, “her şeyden önce kendini düşünmek”, “köşeyi dönmek” gibi kavramlara genel geçerlik kazandırılıyor önce… “Toplumun sağlığı, mutluluğu” diyenler “dinozor” oluyor.
    Böyle böyle, öyle köşelere geliyoruz ki…
    Bir adım daha atılırsa…
    Öyle kişilere kaldık ki…
    Bundan otuz yıl önce düşümde deselerdi ki “Şöyle bakanlarınız, şöyle yöneticileriniz olacak!” kan ter içinde uyanırdım.
    Daha ötelerini tartışır duruma geldik bugün oysa…
    Kötünün kötüsü durum: Yılgınlık.
    Bu hiç ama hiç olmamalı!
    Bugünlerde kimi kişileri de iyi bellemeli: Liboşları, uşakları, işbirlikçileri; sözüm ona demokratları, sözüm ona felsefecileri…
    Ötesini sayıp dökmek istemiyorum.
    Hani “kemerleri sıkma dönemi” denir ya; işte onun gibi şimdi usumuzu sıkı tutma, gevşememe dönemi. Soğukkanlı olma dönemi…
    Cengiz Bektaş
    www.evrensel.net