YAŞADIKÇA

YAŞADIKÇA

  • Olay, bundan 35-40 yıl önce yaşanmıştır. Fakir bir köylü yurttaştır Bekir. Kış bastırmadan önce eve biraz tuz, bir teneke gaz, bir miktar şeker, çocuğa da bir çift içi tüylü lastik ayakkabı alması gerekmektedir


    Olay, bundan 35-40 yıl önce yaşanmıştır. Fakir bir köylü yurttaştır Bekir. Kış bastırmadan önce eve biraz tuz, bir teneke gaz, bir miktar şeker, çocuğa da bir çift içi tüylü lastik ayakkabı alması gerekmektedir. Evinde iyi kötü diğer gereksinimleri bulunmaktadır. Bol miktarda meşe odunu, yeteri kadar un, hayvanlar için samanı vardır Bekir’in. Eğer kış çok uzun olmazsa baharı garantilemiştir Bekir.
    Bekir, akşamdan denklediği dört ölçek buğdayını eşeğine yükler ve sabaha karşı kasabaya doğru yola çıkar. Kasabada buğdayı satıp önceden belirlediği malzemeleri alınca rahat bir nefes alır Bekir. Yem torbasını eşeğin başına geçirir, kendisi de evden getirdiği azığına belediye çeşmesinden aldığı bir tas suyu katık ederek karınlarını doyururlar. Aldığı malzemeleri heybeye, heybeyi de semere yerleştiren Bekir. Eşeğini sular, sonra da eşeğine biner ve neşeli bir şekilde evin yolunu tutar.
    Bekir kah ıslık çalarak, kah türkü söyleyerek yolu yarılamıştır. Kanlıkavak Beli’ne geldiğinde yolunu üç tane eli silahlı adam çevirir. Bekir’i eşekten indirip heybesini boşaltırlar.
    Bekir; “Etmeyin ağalar, yapmayın ağalar” dediyse de adamlar dinlemezler, bir de küfür ederler. Bu arada Bekir’in gözü ileride kavakların dibinde namaz kılan eşkıyabaşına ilişir. Birkaç adım atar, namazın bitmesini bekler. Eşkıyabaşı namazını sağa ve sola selam vererek bitirince Bekir; “Ağam bu adamlar benim kışlık ihtiyaçlarımı aldılar, sen dindar birsine benziyorsun. Kulun kölen olayım ağam, söyle de geri versinler” der.
    Eşkıyabaşı; “Olmaz” der, tersler.
    Bekir; “Hiç olmazsa çocuğun ayakkabılarını geri versinler; kış geliyor, çocuk yalınayak kalacak. Ben fakir bir köylüyüm. Bana Çoban Bekir derler.”
    “Olmaz!” der başka bir şey demez eşkıyabaşı.
    Bekir; “Ben de namaz kılmana bakarak seni adam sandıydım. Sen daha da insafsız çıktın” der.
    Eşkıya; “Namazı niyazı karıştırma Bekir Efendi! Namaz Allah’a olan borcum, eşkıyalık ise mesleğim” der. Sonra döner adamlarına; “Bekir Efendi’nin azığını da alıp arkasına iki tekme vurun defolup gitsin” der.
    Sevgili okurlarım, gözünüz aydın. Artık köprüleri ve otoyolları da özelleştirecekler. “Bu kapsamda 6 otoyol, 2 köprü (Boğaz ve Fatih) işletme hakkı devri yöntemiyle 2008 sonuna kadar özelleştirilecek. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun bu konuya ilişkin kararı, geçtiğimiz hafta Resmi Gazete’de yayınlandı.
    Köprüler, yollar, sahiller, yeraltı kaynaklarımız, ormanlarımız, KİT’ler; yani kamunun olan her şey, yerli yabancı birtakım çevrelere peşkeş çekiliyor.
    Memleketin havası (rüzgar) suyu, güneşi, yeraltındaki sıcak suları (jeotermal kaynaklar) da yerli yabancı anamalcılara ayrılmış durumda. Tarım can çekişiyor. Hayvancılık dersen perişan...
    Hükümet üyeleri gırtlaklarına kadar ticarete batmış durumdalar. Bir tarafta devleti yönetiyorlar, diğer yanda çocukları ve yakınları ticaret yapıyorlar. Yeni yetme çocuklar, birdenbire gemi sahibi oluyorlar. Bunlar kamuoyunun gözünün önünde olanlar. Araştırılsa daha ne servetler çıkacaktır hazretlerin ve yakınlarının üzerinde.
    Eşkıyabaşı namaz kılarak “tanrıya kulluk borcunu” ödüyor (!) ama İslam inancına göre Tanrı insana; “Kul hakkıyla yanıma gelme!” diyor.
    Haşmetliler göreve başlamadan önce, ülkenin ve halkın çıkarlarını koruyacaklarına dair Meclis’te namusları ve şerefleri üzerine yemin ediyorlar.
    Haşmetlilerin yakınları, hatta doğrudan kendileri, gırtlaklarına kadar ticarete bulanmış durumdalar.
    Haşmetliler, ibadetlerini eksik bırakmıyorlar; üstelik her fırsatta, olur olmaz yerlerde duygulanıp ağlıyorlar.
    Bu arada milletin de anası ağlıyor.
    Anası ağlayan çiftçiye Hazret; “Ananı da al git!” diyor.
    Ama milletin, anasını da alıp gidebileceği başka bir vatanı yok.
    Bakalım kim gidecek, kim kalacak? Bu hikayenin sonu nasıl bitecek?..
    Enver Şat
    www.evrensel.net