MEDİPOLİTİK

  • 14 Nisan Mitingi’nde, kürsü ve alandaki kitle arasındaki kopukluk o kadar barizdi ki sanki aynı anda, aynı mekanda iki ayrı miting yapılıyor gibiydi.Ama bu durum, düzenleyici örgütlerin başarısızlığı olarak görülmemeli. Tersine, onların başarı hanesine yazılması gerekiyor.


    14 Nisan Mitingi’nde, kürsü ve alandaki kitle arasındaki kopukluk o kadar barizdi ki sanki aynı anda, aynı mekanda iki ayrı miting yapılıyor gibiydi.
    Ama bu durum, düzenleyici örgütlerin başarısızlığı olarak görülmemeli. Tersine, onların başarı hanesine yazılması gerekiyor.
    Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde AKP ile ordu arasındaki gerilimlerden beslendikleri açık. Mitingden iki gün önce Genelkurmay Başkanı’nın, ertesi gün Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarından güç aldıkları da aşikar.
    Zaten miting öncesi, sağdan da soldan da gelen en önemli eleştiri darbecilikti. Dayanak olarak da ADD Başkanı Şener Eruygur’la ilgili darbe iddiaları, darbeciliklerini gizlemeye gerek duymayan, kimisi paramiliter bazı örgütlerin varlığı, örtülü de olsa CHP’nin organizasyona katkısı gösteriliyordu.
    Ancak ADD Başkanı’nın kürsüye dahi çıkmaması, alandaki siyasi partilerin açık kimliklerini kullanıp ön planda olmamaları, “Ordu Göreve” benzeri tek bir dövizin bile ortada görünmemesi, bu eleştirileri önemli ölçüde bertaraf etti. Mitingi düzenleyenler, darbecilik eleştirilerini boşa çıkarmak için akıllıca davrandılar.
    Sonuçta da “Cumhuriyet tarihinde şimdiye kadar görülmüş en büyük kitle gösterisi”ni yapmış oldular. Bu tespit doğru mudur bilinmez ama hemen herkesçe böyle kabul edildikten sonra önemli değil.
    ***
    Sonuç olarak ulusalcılar, 14 Nisan Mitingi’yle önemli bir moral üstünlük sağladılar. Böylece, Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığının önünü kesmek için güçlü bir hamle yapmış oldular.
    Ama aradan geçen günlerde sadece bu hedefle yetinmeyecekleri de görüldü.
    14 Nisan’dan aldıkları gücü mitinge katılmayan KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’ye karşı kullanmakta hiç vakit kaybetmediler.
    Bu konuda ilk işareti veren Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Mustafa (B)Albay oldu. Daha miting sürerken telefonla katıldığı canlı yayında, miting alanında şu an bu örgütlerin genel kurulunun yapıldığını söyledi.
    Aynı kervana Cumhuriyet’in diğer yazarları da hızla katıldı ve eleştiri dozunu giderek artırarak devam ediyorlar. Öncelikli hedefleri de bu dört örgütü, 29 Nisan’da İstanbul’da yapılacak mitinge katılmaya zorlamak.
    Fakat belli ki hepsi bu kadarla sınırlı değil. Mitinge katılmayan diğer örgütleri, özellikle Türk-İş ve Türk Kamu-Sen’i pas geçip KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’ye yüklenmelerinin amacı daha kapsamlı. Açık bir çevirme, kuşatma, ele geçirme niyeti kendini gösteriyor.
    Mustafa (B)Albay, geçen perşembe günkü yazısında stratejiyi yazdı zaten. Kendisine yüzlerce iletinin yanında 8-10 kadar da “14 Nisan şiiri” geldiğine değinip sonunu şöyle bağlıyor:
    “Eylem şiire dönüşmüşse, yazılmışsa dize dize…
    Kararsızlar bize gelir, karşımızdakiler dize!”
    ***
    Ulusalcıların 14 Nisan’da kazandıkları güç kalıcı olur mu, yoksa Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra eski konumlarına mı dönerler; aralarındaki çatışmaları ayrışmadan yönetebilirler mi, yarattıkları güç CHP’den başka bir kanala akar mı, henüz belli değil.
    Şu anki ruh halleri, daha çok “erken öten horoz” durumu. Bir nevi ayran kabarması vaziyeti; “ne oldum”cuk şımarıklığı.
    Mustafa (B)Albay’ımı kızdırmak istemem ama; KESK, DİSK, TMMOB ve TTB tam da durmaları gereken yerde duruyor, bilmiş olsun. Onların, size de dize de gelmeye hiç niyetleri yok.
    Kendisine bir de küçük kıyak yapayım. Bütün bu beyhude çabaların sonunda söyleyeceği şarkıyı şimdiden hatırlatıvereyim.
    Güfte ve beste Şekip Ayhan Özışık’a ait;
    “Ellerim böyle boş, boş mu kalacaktı?
    Gözümde hep böyle yaş, yaş mı olacaktı?
    Aramızda sıra dağlar, dağlar mı olacaktı?”
    Osman Öztürk
    www.evrensel.net