Fotoğraf: Evrensel

‘Biz ölerek mi yaşamayı öğreneceğiz hâlâ...’

Bu ülkede insana verilen değer her geçen gün tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmaya devam ediyor.


Bu ülkede insana verilen değer her geçen gün tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmaya devam ediyor. 12 Eylül döneminde katledilen aydınlar, öğrenciler, öğretmenler, gazeteciler ve daha niceleri… Hiçbirinden alınmayan, daha doğrusu alınmak istenmeyen derslerle geçen bir süreç. Ve bu süreçte yüreklere düşen korlar, yakılan ağıtlar, her defasında yürek burkan sahneler…
Geçen gün meydanlara çağrı yapanlar, Recep Tayip Erdoğan’ı tehdit unsuru olarak gören zihniyet; üç fidanı -denizleri- sırf bu ülke için tehlikeli gördükleri için katletmediler mi? 8 Ocak 1996’da Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen mahkumların cenazesini izlemek üzere gittiği Alibeyköy’de, sarı basın kartı olmadığından dolayı içeri alınmayan ama ısrarlı davranışlarından dolayı gözaltına alınan ve gözaltında hunharca dövülen gazetemiz muhabiri Metin Göktepe’yi de bu ülke katlettiği insanlar arasına koymadı mı? Hem de ölüm sebebini sandalyeden düştü, duvardan düştü diyecek kadar küçülen bir zihniyet değil miydi bunu yapan?
24 Ocak 1993 yılında arabasına konan bombalı saldırı sonucu yitirdiğimiz Uğur Mumcu’yu da katletmediler mi? Gene yakın zamanda bu ülkede yıllardır Ermeni-Türk kardeşliğiyle ilgili demeçler veren, bu ülkede de yaşamaktan mutlu olduğunu defalarca söyleyen, ama sırf dini ve uyruğundan dolayı katledilen Hrant Dink’de bu ülkenin susturulan kalemlerinden değil mi?
Son olarak da Malatya’da öldürülen üç genç insan. Ölümün soğuk yüzü yapılan yöntemler ve soğukkanlılık bu cinayette de insanın kanını donduruyor. Düşünce ve inançları doğrultusunda işlenen cinayetler ve cahil beyinlerin saldırıları da durmak bilmiyor.
Aslında emperyalist düzenin gerektirdiği ve önleminin bilerek alınmadığı bağıra bağıra gelen cinayetler, faili meçhuller, yitirilen insanlar. Sonra da meydanlarda insanların gözünün içine baka baka demokrasiden, hukuktan, söz eden zihniyetler. Göz ardı edilen problemler askıya alınan sorunlar ve her defasında dökülen gözyaşları ve hep aynı senaryo. Geçtiğimiz aylarda öldürülen Hrant Dink cinayetinden sonra sarf edilen sözler hâlâ hafızalarda ve buna benzer işlenen cinayetlerden sonraki timsah gözyaşları. Bu ülkede özgürce, demokratik platformlarda tartışan, yaşayan, düşünen bir toplum yaratmadıkça; bu işlenen cinayetlerin de arkasının geleceğini bilmek çok da zor olmasa gerek.
Bu yapılan oyunların farkında olmak, arkasında yatan nedenleri ortaya çıkarmak gene biz işçi ve emekçi kesimin görevi diye düşünüyorum. Herhalde Can Yücel’in bu konuyla ilgili şiirinden bir kesit her şeyi çok net ifade ediyor:
Biz ölerek mi yaşamayı öğreneceğiz hâlâ...
İnan Bulut (Nazilli/AYDIN)
www.evrensel.net