ROJEV

ROJEV

  • Dün, yani 24 Nisan 2007 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan tarafından 11. cumhurbaşkanı adayı ilan edildi. Cumhurbaşkanı adayı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül.


    Dün, yani 24 Nisan 2007 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan tarafından 11. cumhurbaşkanı adayı ilan edildi. Cumhurbaşkanı adayı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül.
    Başta Deniz Baykal olmak üzere tüm Türkiye’ye hayırlı olsun!
    “Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olmasın; olursa, cumhuriyet elden gider” diye ortalığı velveleye verenlerin bu durum karşısındaki reflekslerini de merak ediyoruz.
    Öyle görünüyor ki Erdoğan üzerinde yoğunlaşma ve Baykal’ın Erdoğan’a yüklenmesi karşısında bu ‘laik’ geçinen kesim, Erdoğan’ın aday olmamasını büyük bir başarı olarak gösterecektir. Erdoğan, Arınç, Gönül ve Gül arasında büyük farklılıklar arayanların çabaları boşunadır. Burada tamamen bir yanıltma, gerçekleri tersyüz etme, halkı maniple etme durumu var. Türkiye, gerici ve emperyalizmin işbirlikçisi bir yönetimin, halka sırt çevirmiş bir muhalefetin ve Meclis’in elinde kalmış bulunuyor. Yeni Cumhurbaşkanı da bu tabloya uygundur.
    TBMM’nin bugünkü durumu; mevcut anayasanın varlığı, gerici ve baskıcı yasalar ya da başka birçok etken, halkın çıkarlarını savunacak bir cumhurbaşkanı seçmeye elverişli değil. Emperyalizm ve egemen sınıfların çeşitli klikleri, kendi çıkarlarına denk bir arayış içine girdiler ve en münasibini buldular. Bu seçim, Türkiye’nin geleceği bakımından bir değişikliğe neden olmayacaktır. Durumu değiştirecek olan tek güç, işçi sınıfının ve halkın gücüdür. Bu güç ortaya çıkar, halkın iradesi tüm Türkiye’de güç kazanır ve Meclis’e yansırsa, durum değişebilir ve gelecek aydınlık olabilir.
    Erdoğan’ın yerine Gül’ün aday gösterilmesinden olumlu sonuçlar çıkarmak boşuna. Aralarında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Eğer bir mukayese yapılacaksa, Gül’ün ‘ilmi siyasette’ daha “pişmiş” olduğu söylenebilir! Zapsu’nun ABD’de ‘Süpürmeyin, kullanın’ ricası sonrasında sarsılmış olan, ama durumu kurtarmaya çalışan Erdoğan, Gül’ün cumhurbaşkanlığında ABD’yi, emperyalist odakları, Türkiye’deki işbirlikçileri ve büyük sermayeyi daha da rahatlatmıştır.
    Bu gelişme, Türkiye ve Türkiye halkları için hayırlı bir durum değil tam aksine, emperyalistler, işbirlikçiler, büyük sermaye; ırkçı, şoven, milliyetçi ve dinci çevreler bakımından sevinçle karşılanacak bir gelişme.
    Bilindiği gibi Abdullah Gül, I. AKP Hükümeti’nde yani 58. hükümette başbakandı. R. Tayyip Erdoğan’ın, Mervan Gül’ü istifa ettirip Siirt’te milletvekili olmasıyla emaneti R. Tayyip Erdoğan’a teslim eden Gül, şimdi cumhurbaşkanı adayı. Ve 11. cumhurbaşkanı olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
    ABD, AB, Türkiye’nin büyük sermaye grupları, mevcut sistemin devamından çıkarı olan tüm kesimler, Başbakan Erdoğan’ın bu açıklaması ile rahatlamış ve huzura ermişlerdir.
    Zaten bir süre önce hükümet, sermaye ve TSK düzeyinde gerçekleşen ABD gezisinden sonra yapılan açıklamalar, bu yönlü bir duruma işaret etmekteydi. TÜSİAD’ın açıklaması, yine Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın, Kürt sorununda daha sert açıklamalar yaparken bu konuda daha ‘iyimser’ açıklamalarda bulunması ve başkaca birçok gelişme, Erdoğan’ın aday olmayacağı yönlü eğilimi güçlendirmişti.
    Baykal ve yine çeşitli milliyetçi çevrelerin Başbakan Erdoğan’a yüklenmeleri, Gül için dikenleri temizlenmiş yolu açmıştır. Şimdi Gül, daha dikensiz hale gelmiştir!
    1950 Kayseri doğumlu olan Gül, MTTB geleneğinden geliyor. Refah Partisi, Fazilet Partisi ve AKP’de etkin görevlerde bulundu. Başbakanlık, başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı yaptı. Hem AKP içinde hem de ABD nezdinde kendisine önemli roller biçilmiş olan Gül, ABD’nin BOP için güvenle baktığı politikacı. ABD’nin, Gül ve Erdoğan ikilisi ile ileriye dönük işler kotarma niyetinde olduğu da her vesileyle dile getiriliyor.
    Gül’ün cumhurbaşkanlığına kesin gözüyle bakılıyor. 58. hükümette başbakan olarak emanetçilik yaptığı gibi Cumhurbaşkanlığı’nda da emanetçi olup olmayacağı tartışılsa da bu, tamamen konjonktüre bağlı olacaktır ve üzerinde durulmayı gerektirecek kadar önemli değildir.
    Evet, Türkiye; ABD, AB ve TÜSİAD başta olmak üzere sömürü ve baskıdan, milliyetçilik ve dincilikten beslenen güçler için daha avantajlı bir sürece sürüklenmektedir.
    Ender İmrek
    www.evrensel.net