TABLO

TABLO

  • Aylardır sürdürülen Cumhurbaşkanlığı tartışmasında, önceki gün Abdullah Gül’ün aday gösterilmesiyle şimdilik tempo düşmüş gibi görülmektedir.


    Aylardır sürdürülen Cumhurbaşkanlığı tartışmasında, önceki gün Abdullah Gül’ün aday gösterilmesiyle şimdilik tempo düşmüş gibi görülmektedir. Ancak ayakları yere basmayan, sırtı halka ve sorunlarına dönük klikçi kanat, “laik-antilaik” politik zeminini kullanarak ayakta durabilmek için bu tartışmayı sürdürmeye devam edecektir.
    İsminde “Halk” olan ancak halkla bağı kopuk, emekçilere sırtı dönük, ülkede yaşanan işsizlik, yolsuzluk gibi sorunları gündeme taşımak yerine halkı kendi sorunlarına dikkat kesilmekten alıkoyan CHP’nin Genel Başkanı Deniz Baykal uğradığı “yenilgiye” rağmen aynı tavrını sürdürecektir. Şu bir gerçek ki, Baykal’ın bütün tahriklerine rağmen R.Tayyip Erdoğan aday olmamıştır. Erdoğan’ın aday olmaması Baykal’ın ve “antilaik” paranoyası üzerinden politika yürütenlerin başarısı değildir.
    Çünkü, R.Tayyip Erdoğan tekelci sermaye ve Büyük Ortadoğu Projesi’ni yürütecek olan emperyalist ABD ile kurduğu ittifakın gereği henüz yapacağı hizmetler vardır ve bu nedenle aday ol(a)mamıştır. Erdoğan, kişisel hırsın verdiği istekle aday olmayı düşünmüş olabilir, ancak onunla ittifak yapan ve beklentileri devam eden tekelci sermaye ve ABD’nin onayı olmadan aday olması söz konusu değildi. Henüz “deliğe süpürülmemesi de” bu görevde yapacaklarının bitmemiş olmasındandır. ABD, Ortadoğu politikasını gerçekleştirmek için görev verdiği Erdoğan Türkiye’sinin ve tekelci sermayenin umut bağladığı Erdoğanlı hükümetin hâlâ yapacakları vardır: Örneğin, Sosyal Güvenlik Yasası, “kanunlaşmayı”, geride kalan Kamu İktisadi Teşekkülleri yağmalanmayı beklemektedir. Elektrik, otoyollar, köprüler, Petkim başta olmak üzere birçok değer özelleştirmeyi beklemektedir. Kıdem tazminatı ve asgari ücretin kaldırılması kanunlaşmayı beklemektedir. Bütün bunlar, “güçlü” tutulmaya çalışılan bir AKP iktidarında ve Erdoğan’ın “önderliğinde” gerçekleştirilmesi üzerine hesaplar yapılmaktadır. “Rejim” bayraktarlığını yapan bilcümle gerici ittifak dışında herkes bu gerçeğin farkındadır.
    Milyonlarca işsiz, topraksız köylü, açlık sınırında ücretlerle çalışan emekçi, tarımın çökertilmesi ile can çekişen çiftçi ve paralı eğitime mahkum edilen öğrenci gençlikle bir türlü bağ kur(a)mayan, sürekli darbe politikası yürüterek, ırkçı-şoven politikada malum partiyi bile gölgede bırakan Baykal’ın CHP’si, bir kez daha “baraj” altında kalmamak için çırpınmaktadır.
    Baykal, Erdoğan’a endeksli yürüttüğü politikada, halka; “rejim elden gidiyor, sonumuz gelecek, laiklik tehlikede…” yaygarasını koparırken şunu amaçlamıştı: Erdoğan’ı tahrik ederek Cumhurbaşkanı adayı yapmak, Erdoğansız zayıf bir AKP ile seçime gitmek ve genel seçimlerden güçlü bir parti (CHP) olarak çıkmak. Ancak bu hiçbir koşulda mümkün değildir. AKP seçimden çekilse bile yukarıda sıraladığımız tutum ve politikalardan dolayı CHP’nin seçimden güçlü çıkması olası değildir. Yarattığı korku ve panik politikasının ters tepki yaratacağı muhakkaktır. Erdoğan olmasın diye yaygara koparan gerici yapılar, Erdoğan’ın savunduğu ideolojiyi sessiz ve derinden yürütecek ABD’ci, Abdullah Gül’e razı olmuştur. Erdoğan ve Gül arasında ne fark vardır diye sorulacak olursa, şu söylenebilir: Biri tarzı ve aldığı kültür gereği “küfrederek” halkını ve ülkesini sömürmekte, diğeri “akademisyen” ustalığıyla yumuşak bir üslup kullanarak sömürmektedir. İkincisi, birincisinden daha tehlikelidir. Kısaca “Hasan Kel” aday olmamış, ancak “Kel Hasan’ı” aday göstermiştir. Çünkü Gül, iyi bir emanetçi olduğunu, geçici “Başbakanlık” döneminde kanıtlamış bir kişiliktir.
    Bu tercihle, IMF politikaları doğrultusunda yürütülecek politikalar, emekçiler aleyhine çıkabilecek her türlü kanunun, Cumhurbaşkanı makamınca sorunsuz onaylanması sürecinin amaçlandığı unutulmamalıdır. Bu nedenle perde arkasındaki belirleyici güçler Gül üzerinde uzlaşmıştır. Eşinin türbanı, kızının çarşafı, oğlunun şalvarı üzerinden yürütülen tartışmalar, halkın ve ülkenin gerçek sorunlarına dikkat çekilmesine engel olmak içindir.
    Abdullah Gül’ün aday gösterilmesinin ardından burjuva medyasının verdiği mesajlar önemli ve dikkat çekiciydi: “Piyasaların önü açılacak”, “İş dünyası Gül’ü olumlu karşıladı, Erdoğan’ın partisinin başında kalmasından memnun”, “Ekonominin önü açılacak” … başlıkları ile Cumhurbaşkanlığı’nın kim için önemli olduğu net olarak anlaşılmıştır.
    Kısaca cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi sürecinde sürdürülen tartışmalar, yapmacık kurum ziyaretleri ve parti içi mülakatların hepsi görüntüyü kurtarmak için yapılmıştır. Adayın belirlenmesinde tek kriter tekelci sermaye ve ABD politikalarına hizmet edebilecek, “uyumlu”, yağmalamayı sağlayacak yasaları sorunsuz onaylayacak bir kişilik olmuştur. Bu nedenle adayın belirlenmesinde tekelci sermayenin dediği olduğu açıktır. Bunun dışındaki tartışmaların hepsi laf-ı güzaftır.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net