EMEK GÜNLÜĞÜ

EMEK GÜNLÜĞÜ

  • İki ay içinde kocaman yapılar yükseldi. Çelikten, betondan evler yapılıyor; kimisi bitmek üzere. Büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre fiyatları 100 bin YTL ile 270 YTL arasında değişiyor lüks evlerin. Hemen yanında, derme çatma kulübeler içinde işçiler kalıyor.


    İki ay içinde kocaman yapılar yükseldi. Çelikten, betondan evler yapılıyor; kimisi bitmek üzere. Büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre fiyatları 100 bin YTL ile 270 YTL arasında değişiyor lüks evlerin. Hemen yanında, derme çatma kulübeler içinde işçiler kalıyor.
    Onları her sabah görürüm; hummalı bir çalışmanın içinde, karanlığa kadar sürdürürler işlerini. Salı günü çaldım birisinin kapısını; “Tanrı misafiri alıyor musunuz” diye sordum. Kapı sonuna kadar açıldı: “Buyur hemşerim.” Geçip oturdum; ortada bir masa, üzerinde bolca çekirdek kabuğu. Bir yanda, alüminyum çaydanlıkta demlenmiş çay içiyorlar. Duvarda kırık bir ayna asılı, eski model bir televizyonu izliyorlar.
    Trabzon doğumlu işçiler; üçü kardeşler. Trabzon’dan Düzce’ye, Düzce’den İstanbul Kıraç’a çalışmaya gelmişler. Havadan sudan başlıyor konuşmalarımız. Düzce’de tekstil işinde çalışmışlar, çalışma koşulları ve düşük ücret karşısında çareyi inşaatlarda çalışmakta bulmuşlar. Laf arasında, sıkı birer Trobzonspor taraftarı olduklarını söylemeyi ihmal etmiyorlar.
    “1 Mayıs İşçi Bayramı ile ilgili ne düşünüyorsunuz” diye sordum. Kısa bir sessizlik sonrası, “Bizim bildiğimiz dini ve milli bayramlar var” dediler. Küçük kardeş; “İşçinin bayramı var demek, bizim niye haberimiz yok” diye hayıflandı. En büyükleri; “Ben daha önce duymuştum” diye girdi söze. 1 Mayıs’ın ilk ortaya çıkışını ve hangi talepler üzerinden bugüne geldiğini anlatıyorum. Ve şimdi yaşadığımız sorunların nasıl ağırlaştığından, buna karşı taleplerimizle alanlara çıkmak gerektiğinden bahsediyorum. Gayet samimi duygularla soruyorlar: “Peki biz bayrama gelirsek, patron paramızı verecek değil mi?” Arkasından ekliyorlar: “Çünkü diğer bayramlarda çalışmayınca paramızı tam alıyoruz. Eğer işçilerin bayramıysa paramızı versinler, biz de bayramımıza gelelim.”
    Laf lafı açıyor, söz dolanıp sigorta meselesine geliyor. “Ne zamandır sigortalısınız” diye soruca en büyükleri cevap veriyor: “On senedir çalışıyorum, iki senelik sigortam var diye cevaplıyor. Birisinin bir, diğerinin 8 aylık sigortaları var.” Diğerleri farklı değil. Bu cevabı alınca, AKP’nin Sosyal Güvenlik Yasası’nı değiştirdiğini ve artık emekli olmanın daha zor olduğunu söylüyorum. Pirim gün sayısının 9 bine, emeklilik yaşının 68’e yükseldiğini söyleyince, gözleri fal taşı gibi açıldı hepsinin. ‘Böyle nasıl emekli olacağız’ derken, diğeri söze giriyor ve “Tabutta mi maaşi alacağuz, aşağıda bankamatik varı mıdır” diye hayretle soruyor. Gülüşmeler ve şakalaşmalar oluyor, ‘Ben sana havale gönderirim’ diye takılıyor diğerine. Çok ciddi bir şekilde soruyorlar; “Ne zaman değişti yasalar, bizim üç kardeşin sigortasını toplasan, birimiz emekli olamaz. Böyle adalet olmaz, bu vicdansızlık” diye tepki gösteriyorlar.
    “Şimdi sen diyorsun İşçi Bayramı, biz bayram mı edeceğiz, protesto mu edeceğiz, nasıl olacak? Çünkü ortada bayram edecek bir şey yok, emekli olamıyorsun. Hakların elinden gitmiş, bir emeklilik düşünüyorduk, o da artık Allah’ın işine kalmış. Böyle nasıl bayram yapacağız? Hepimizin düşüncesi, ‘sigortamızı yatırsalar bir gün emekli oluruz’ diye hayal ediyoruz, artık bunun hayali kalmadı. İnşaatlarda zaten sigortalar eksik yatıyor, aylık on-on beş gün gösteriliyor. Böyle olursa 150 yaşına kadar emekli olamayız. Kimse de 150 yaşına kadar yaşamaz. Bunun değişmesi gerekir.” ‘Böyle gitmemeli...’ Hepsinin ortak temennisi ve dileği bu. Hayat Televizyonu’nu anlatarak 1 Mayıs’a davet ediyorum işçileri. “Bakarız” diyorlar; “Yine gel görüşelim” diyerek kapıyı açık bırakıyorlar. Karadeniz şivesiyle “Tabutta mi alacağuz maaşi” sözü aklıma geldikçe gülüyorum. ‘Bu da Karadenizlinin espri yeteneği’ diye düşünüyorum.
    Seyit Aslan
    www.evrensel.net