26 Nisan 2007 00:00

Cinayetin sebebi tek değil

Misyonerlik yapan üç kişinin boğazlarının kesilerek öldürülmesinin ardından gözlerin çevrildiği Malatya’da, cinayet çeşitli yönleriyle tartışılmaya devam ediliyor.

Paylaş

Misyonerlik yapan üç kişinin boğazlarının kesilerek öldürülmesinin ardından gözlerin çevrildiği Malatya’da, cinayet çeşitli yönleriyle tartışılmaya devam ediliyor.
İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vehbi Bayhan, toplumda ortaya çıkan şiddetin tek bir nedene bağlanmaması gerektiğini ifade ediyor. İşsizlik, eğitim, medyanın kuşatıcılığı gibi birçok neden sıralayan Bayhan, “Temel nedensel bence ekonomik” ifadesini de sözlerine ekledi.
Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli örneklerini veren Doç. Dr. Bayhan, “72 milletle barışık yaşamadan bahseden toplumsal kültürel önderler var. Böyle bir toplumsal yapıdan acaba biz bu şiddeti nasıl ürettik. Bunu sorgulamak lazım” diye konuştu.
Doç. Dr. Vehbi Bayhan, sorularımızı yanıtladı.

Malatya’daki cinayetin altında yatan toplumsal psikoloji nedir?
Bu cinayet vakası bir vahşet. Bu Malatya’da işleniyorsa başka bir yerde de işlenirdi. Dolayısıyla sırf Malatya’nın sosyo kültürel yapısıyla ilişkilendirmemek lazım ve çok genel bakmak lazım. Ve çok nedenselli bakmak gerekiyor. Bu cinayetten önce biliyorsunuz Trabzon’da yaşanan bir cinayet, şiddet eylemi var. Ardından Hrant Dink’in İstanbul’da sokak ortasında öldürülmesi var ve son olarak da Malatya’da yaşanan vahşet. Tabii ki dediğim gibi bunun sebeplerinin çok nedenselli olarak irdelenmesi gerekiyor. Tek bir nedene bağlamamak lazım... Yani bu olay salt misyonerlik faaliyeti yapan 3 kişinin öldürülmesi değil. Toplumsal yapıdaki bunalımlardan ortaya çıktığını düşünüyorum. Öncelikle baktığınız zaman genç kişiler bu eylemi gerçekleştiriyor. Dünyada ve Türkiye’de önceki örneklerine baktığımız zaman gençler bu eylemi yapıyor. Türkiye’de üniversite sınavına giren 3 milyon genç var. Bunlardan sadece 200 bini 4 yıllık fakültelerde öğrenim görme hakkı kazanıyor. Eğer siz o gençleri iyi yetiştiremiyorsanız ve üniversite eğitimi verdiğiniz gençler bile daha sora işsiz kalıyorsa, bu sosyolojide bahsettiğimiz anomiye yol açıyor ve kuralsızlık, güvensizlik oluşturuyor. Böylece gençlerin şiddete eğilimli potansiyel bir kitle oluşturduğunu görüyoruz. Bence temel sorunsal bu. Yoksul ve yoksun olan kitleler ki bunların içinde çoğunlukla gençler yaşıyor. Bu tür eylemleri yapabilecek potansiyeli taşıdıklarını düşünüyorum. Temel nedensel bence ekonomik.

Bir çocuğu katil yapan süreç nasıl işliyor olabilir?
Bu olayla ilgili şu şekilde yorumlar yapıldı. Bunun bir provokasyon olduğu ifade edildi. Tüm topluma genelleştirilemeyeceği söylendi. Ya da Müslüman Mahallesi’nde salyangoz satılmaz, satılırsa işte sonuç bu olur gibi yorumlar yapıldı. Ama bu olayı değerlendirirken sırf misyonerlik faaliyeti diye değerlendirmemek gerekiyor. Türkiye nüfusunun yüzde 50’sini çocuk ve gençler oluşturuyor. Bunu nasıl yetiştirdiğiniz sorunsalıyla ilintili bir durum. Biraz önce bu olayların sosyal psikolojik trendi nedir diye sorduğumuzda, çocuk-gençler önce içinde doğdukları ailede sosyalleşiyorlar. Daha sonra sırasıyla akran, okul, iş çevresi ve medyanın kuşatıcılığında bütün hayatları sosyalleşiyor. Tabii ki ailenin sosyalleşmede birincil yeri var. Gençlerin kimliği yapılanırken model aldıkları referans çerçevesi aile, toplum ve kültürdür. Eğer bu yetersiz kalıyorsa, bir boşluk ve kuralsızlık oluyor. Dolayısıyla gençler bunu doldurmak için bir siyasi cemaat ya da dinsel cemaate üye oluyorlar. Bunun altında yatan neden o. Aileler koruyamıyor, daha doğrusu model olamıyor. Model olamayınca da sosyolojik manada ait olacakları bir grup arıyorlar.
Biraz önce de bahsettiğimiz işsizlik, yoksulluk, nüfusun büyük bir kesimini büyük bir çoğunluğunu etkiliyor. Bu dönemlerde özellikle ekonomik kriz ve sosyal kriz dönemlerinde insanlar hem ideolojiler hem de fırsattan yararlanmaya çalışan cemaatlere daha açık hale geliyorlar. Dolayısıyla güvencesiz, işsiz, istenmeyen kişiler, cenneti vaat eden ideolojilere, cemaatlere yöneliyorlar. Temelinde yatan bu bence... Sosyal psikoloji. Farklı olanı ve öteki üzerinden kendini kimliklendirmek. Temel sosyolojik argüman bu aslında.

İnsanların cinayeti meşru görmesinin arkasında yatan toplumsal nedenler ne olabilir? Bu psikoloji toplumun geleceği açısından nasıl bir tehdit oluşturuyor?
Tehdit ve risk oluşturuyor. İşte sosyolojik risk toplumu diye bir kavram var. Bu bahsettiğim sosyal risklerden biri aslında. Bu bir travma aslında. Toplumsal anlamda bir travma. Dolayısıyla Malatyalı bundan hoşnut değil. Bu şekilde hoşgörüsüz bir toplum olarak nitelenmesinden rahatsız Malatyalı. Sizin söylediğiniz gibi toplum içerisinde böyle hoşgörüsüz onlar da öteki. Buna şöyle bakmak lazım. Biz ve öteki sorunsalı... Bunu toplum üretiyor çünkü. Bizden ve ötekiler. Doğu toplumları genellikle öyledir. Yani cemaat yapısı hakimdir. Böylece bir öteki sürekli üretilir.
Dolayısıyla bu tehdit oluşturuyor, hoşgörülü bir toplum yaratmak zorundayız.

Özellikle son dönemlerde pompalanan milliyetçi, şoven ve ırkçı yaklaşımların yaşananlara katkısı nedir?
Başta da bahsettim. Bu olay olduğu zaman çeşitli yorumlamalar izledik medyadan. Tüm toplum sorumlu tutulamaz ya da toplumu yansıtmıyor. Aslında bütün bu şiddet ve terör eylemlerinden birebir etkilenen toplum artı herkesin işlevi olduğunu düşünüyorum ben burada. Sosyal olaylar birdenbire ortaya çıkmazlar. Mutlaka tarihi bir arka planı vardır. Şu anda yaşanan şiddet olayları dışa dönük patlamadır. Yani içe dönük patlama, siyasi terimlerle konuşursak insanın intihar etmesidir. Öyle bir noktaya geliyor ki içe dönük patlamayla kendini yok ediyor, intihar ediyor. Son günlerdeki şiddet, dışa dönük bir patlamadır ve bunun bir arka planı vardır. Bu bahsettiğiniz gibi toplumdaki siyasi söylemlerle ilintilidir, payı da vardır. Televizyonlarda yayınlanan bütün o dizi filmlerinin de katkısı olduğunu düşünüyorum.
Medyada yayınlanan ürünler insanların zihinlerine kodlanıyor. Ve daha sonra bunu yeri geldiği zaman direk uyguluyor.
Asıl sorunsal şu aslında: 2007, “Gel ne olursan ol gel” diyen Mevlana ve hoşgörü yılı. Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre var. 72 milletle barışık yaşamadan bahseden toplumsal kültürel önderler var. Böyle bir toplumsal yapıdan acaba biz bu şiddeti nasıl ürettik. Bunu sorgulamak lazım...

Bu olayların yaşanmaması için ne öneriyorsunuz?
Empatik düşünen bir toplum yaratmak zorundayız. Aksi takdirde anomi ve anarjik durumdan kurtulamayız. Bunu nasıl gerçekleştireceğiz. Liselerde sosyoloji, psikoloji derslerini zorunlu hale getirmeliyiz. Bireyin öncelikle kendini anlaması, tanıması, dolayısıyla toplumu anlaması gerekiyor. Biz bunu her zaman göz ardı ettik. Liselerde biliyoruz ki bu dersler seçmeli. Zorunlu hale gelmesi gerekiyor. Rehberlik sisteminin yeniden kurgulanması, örgütlenmesi gerekiyor. İlköğretim ve liselerde de sadece rehberlik ve psikolojik danışmanlar değil, okul sosyologu gibi bir kadro da olması gerekiyor. Eğer biz eğitim sisteminde çocuk ve gençlere iyi bir rehberlik hizmeti veremezsek, insan hakları, demokrasi, sosyoloji, felsefe, psikoloji eğitimi veremezsek sonuçlar bu şekilde karşımıza çıkar diye düşünüyorum. (Malatya/EVRENSEL)
Malatya, Türkiye’nin bir örneklemi

Malatya, Doğu Anadolu Bölgesi’nde kuzeyden güneye, doğudan batıya bir kavşak... Bir milyona yaklaşan nüfusu var. Malatya aslında Türkiye’nin bir örneklemi gibi... Türkiye; tarım, sanayi ve gelişim toplumunun her üç yapısının bir arada yaşandığı bir ülke. Malatya’da da bunu görebiliyoruz.
Malatya, bildiğiniz gibi Türkiye’de kayısının yoğun olarak üretildiği ve ihraç edildiği bir il. Bu nedenle nüfusun yarısı tarımda istihdam ediliyor. Dolayısıyla tarım toplumunun özelliklerini yaşayan bir kesim var. Malatya’nın sanayi kenti olmasının bir göstergesi olan kobileri de görüyoruz burada. Orta boy işletmeler ve organize sanayi bölgesinde özellikle tekstil fabrikaları var. Üretim yapan bu fabrikalarda çalışan belli bir nüfus kitlesi var. Tüm bunlar, sanayi toplumunun sosyokültürel yapısını oluşturuyorlar.
İnönü Üniversitesi ise Malatya’nın gelişim toplumu olmasının bir simgesi. 20 bin öğrencisi var İnönü Üniversitesi’nin. Dolayısıyla Malatya, her üç toplum yapısını da içeriyor. Belki o anlamda her üç toplum yapısının bir kolajı.
Bunun dışında da Malatya’ya siyasi açıdan baktığımız zaman, yine Türkiye’mizin örneklemi olduğunu görüyoruz. İnönü’nün Malatyalı olmasından dolayı önemli bir siyasi oy potansiyeli var. Sonra yine Özal’ın Malatyalı olmasıyla birlikte ANAP’ın da oy oranının arttığını görüyoruz. Yine konjonktürel yapıyla birlikte Türkiye örneklemiyle ilintili olarak, Fazilet Partisi ve MHP’nin oylarının arttığını da görüyoruz. Son 2002 seçimleriyle birlikte, AKP ve CHP’nin oy ve milletvekili oranı doğal olarak ortaya çıkıyor.
Malatya, etnik siyasi merkez eşitliğiyle bir kozmopolit kent aslında... Türkiye örneklemine göre Alevi cemaatinin yoğunlukta olduğu illerden birisi. Onun dışında diğer dini cemaatlerin de taraftar bulduğu bir il.
Derya Karaçoban - Cumhur Daş
ÖNCEKİ HABER

‘Gerilla’ sözüne gözaltı

SONRAKİ HABER

Akar: Bedelli askerlikten 9 milyar 533 milyon lira gelir elde edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa