EMEK DÜNYASI

  • Genelkurmay’ın Tayyip Erdoğan Hükümeti’ne verdiği muhtıradan sonra, “Meclis’teki muhalefet” ve basındaki “uzlaştırmacılık uzmanı”


    Genelkurmay’ın Tayyip Erdoğan Hükümeti’ne verdiği muhtıradan sonra, “Meclis’teki muhalefet” ve basındaki “uzlaştırmacılık uzmanı” takımı; “Aman, daha fazla kamplaşmadan cumhurbaşkanı seçim süreci durdurulsun, acele bir erken seçime gidilsin” tezini öne attılar.
    Aslında bu; CHP’nin, DYP’nin, ANAP’ın Cumhurbaşkanlığı süreci öncesinde de öne sürdükleri bir tezdi. Ama muhtıra öncesinde, hiç olmazsa “Majestelerinin muhalefeti işte, illa ki bir farklılık gösterecekler” denilip geçilebilirdi. Zaten bu tezleri çok kimse ciddiye almadı. Ama Genelkurmay’ın muhtırasından sonra bu tez, daha da anlaşılmaz olmuştur.
    Çünkü şimdi şu soru önem kazanmıştır: “Peki genel seçimden de benzer bir tablo çıkarsa; ya da AKP daha büyük bir çoğunluk sağlarsa, ne olacaktır?”
    Şöyle ki muhtıra öncesinde, “erken seçim önerisi” ters tepseydi; Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar, “Ne yapalım halk böyle takdir etti” deyip çok da farklı olmadıkları Abdullah Gül’ün, hatta Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını sineye çekebilirlerdi. Baykal bile, “Biz epey gerdik ama olmadı!” deyip, durumu kabul edip yeni bir mevziiye geçebilirdi. Çünkü bunların itirazları, var olan Meclis’in eskiyi yansıttığı, Meclis’in iradesinin seçimle değişebileceği idi.
    Muhtıradan sonra bu durum değişmiştir. Çünkü muhtırada yazanlar seçimle değişmez. Çünkü Genelkurmay, “Halkın iradesinin Meclis’e yansıması yenilenmelidir” demiyor; hükümeti oluşturan partinin zihniyetine, o zihniyettekilerin cumhurbaşkanı seçmesine (bunu açıkça söylemese de) karşı çıkıyor. Ve eğer AKP yeniden güçlü biçimde Meclis’e girer, hükümet kurar, cumhurbaşkanı seçmeye kalkarsa; “muhtıra”, hükümete verilmiş muhtıra olmaya devam edecektir. Yani sorun, erken seçimle ya da Cumhurbaşkanlığı seçiminin erken seçim sonrasına ertelenmesiyle çözülecek diye bir şey yoktur. Genelkurmay’ın açıklamasından çıkan; AKP ve onun zihniyetinde bir cumhurbaşkanının istenmediğidir.
    Erken seçimden; örneğin AKP’nin böyle, hatta daha da güçlü bir parti olarak çıkması bile, Genelkurmay’ın fikrini değiştirmez. Tersine, AKP seçimden güçlü çıkarsa muhtırada öne sürülen görüşte daha da ısrarlı olunacağı, muhtıranın ana fikridir.
    “Aman kamplaşma olmasın”cıların; “erken seçimin her derde deva olacağını” söyleyenlerin, “seçimin sonucuna” Genelkurmay’ın razı olup olmayacağı sorusuna bir yanıtları var mıdır?.. Yoktur elbette. Onlar belki, ünlü “demokrasilerde çareler tükenmez” safsatasına sığınıyorlar. Ama, az çok demokrasinin olduğu yerde de hükümete muhtıra veren bir Genelkurmay olmaz. Olursa da o hükümet, o generallere gerektiği gibi davranır.
    Yok eğer hem generaller muhtıra verir, hem de hükümet, bir-iki karşı çıkıştan sonra “şöyle yapılırsa olup bitenler olmamış sayılır” diyerek yoluna gitmeye kalkarsa; ister her gün seçim yapılsın, isterse anayasasında “demokratik sosyal hukuk devleti” tekerlemesi her paragrafın başında yinelensin, orada demokrasiden söz edilemez. Yaşanılan kriz, bir demokrasisizlik krizidir.
    Elbette ki buradaki ana sorun, AKP ile asker, AKP ile CHP ya da iktidarla “muhalefet” arasındaki ilişkilerde değildir. Asıl sorun, Türkiye’nin, bir türlü demokratikleşememiş olmasındadır. Ve sistemin biçimlendirilememesinden dolayı, demokrasi güçleri ve halk yığınlarının gerçek istekleri Meclis’e yansımamaktadır. Seçim oyunlarıyla, barajlarla, mahkemelerle, tutuklamalarla, sık yapılan askeri müdahalelerle, sıkıyönetimlerle, OHAL’lerle, aşiret, şeyh, ağa, tarikat gibi çağdışı, ortaçağ kalıntısı kurumların halkı kuşatmasıyla birleşince; kuşatılan halk, sistemin iki odağı olarak şekillenen laik-şeriat arasında tercihe zorlanmaktadır.
    Gerçek demokrasi isteyenler; ülkede demokrasinin dayanağı olacak güçler dışlanınca da geriye, egemen güç odaklarının, “iktidarda kimin payı çok olacak” tepişmesi kalmakta; halk yığınları da bu iki odak arasında tavır almaya zorlanmaktadır.
    Bu oyun bozulmadıkça da demokrasi güçlerinin halk yığınları üstünde etkinliğinin artması, halkın gerçek bir demokrasi mücadelesi gücüne dönüşmesi hayli zordur.
    Olup bitenler; demokrasisizlikten doğan bir çözümsüzlüktür. Bu yüzden de demokratik koşulların oluşmadığı bir erken seçim de buna çare olmaz, cumhurbaşkanını kimin ya da nasıl belirlemiş olduğu da. Onun için de Türkiye; demokrasi mücadelesinin gerçek güçleri bir araya gelmedikçe, darbe girişimleriyle şeriat tehditleri, “bölünüyoruz” paranoyasıyla “birlik-bütünlük” şarlatanlıklarının cereyanında kalmaya devam edecektir.
    Bun için erken ya da zamanında seçimi, Kürt ve Türk her milliyetten demokrasi güçleri; en azından kendi platformlarını ve güçlerini yeniledikleri bir süreç olarak değerlendirmek zorundadırlar. Bu görev, düne göre daha çok önem kazanmıştır.
    İhsan Çaralan
    www.evrensel.net