KENT YAZILARI

  • Meydan diye adlandırılan, yapılaşmadan boş kalabilmiş alanların yüzbinler tarafından doldurulduğu günlerdeyiz.


    Meydan diye adlandırılan, yapılaşmadan boş kalabilmiş alanların yüzbinler tarafından doldurulduğu günlerdeyiz. Bugün 1 Mayıs, bugün işçinin ve emekçinin bayramı. Bugün, gerçek meydanlara dünden daha çok gereksinim duyduğumuz gün. Meydansı bazı alanların halka yasaklandığı, katlı kavşak altlarının, metro duraklarının meydan diye pazarlandığı günlerde yine kentlerde meydan arayışı içindeyiz.
    Her ne kadar parça parça edilmişse de, İstanbul’da meydana en çok benzeyen açık alan olan Taksim, Ankara’da ise Melih Gökçek’in henüz tam olarak parçalayamadığı Kızılay, gerçek sahibi olan halka, emekçilere yasak. Havai fişekli arabesk konserlere, şişirme AB kutlamalarına, fanatik futbol taraftarlarına yasaklanmayan meydanlar, emekçilere yasak.
    1 Mayıs kutlamaları için “izin verilen” alanlar İstanbul’da Kadıköy, Ankara’da Sıhhiye. Kadıköy’de meydan diye anılan alan, bir yandan otobüs durakları, diğer yandan orta yerde duran yapılarla parçalanmış, Boğaz ile çağdaş dönem surlarını andıran yapılaşmalar arasında sıkıştırılmış, normal günlerde araçların tek hakim olduğu geniş bir boşluktan öte bir şey değil.
    Ankara’da meydan diye anılan Sıhhiye ise İ. Melih Gökçek’in katkılarıyla bir başkalaşmış, meydandan öte, tam anlamıyla bir kavşak. Ulus yönünde, kuzeyde ucube U dönüş köprüsü, doğuda Abdi İpekçi Parkı ile alanı koparan demir korkuluklar ve havuz ile yapılaşmalar arasında sıkıştırılmış bir başka geniş boşluk.
    Oysa dünyanın birçok ülkesinde ve kentinde, o kentte yaşanan önemli olaylarla özdeşleşmiş olan meydanlar, özenle korunan ve kollanan alanların başında gelir. Sahip oldukları ayrıcalıklı konumları nedeniyle korunurlar ve düzenlenirler. Kentlerde en çok öykülere, romanlara, şiirlere konu olan yerlerin de en başında gelir meydanlar.
    Ülkemizde de sonradan bozulan ve genel olarak kavşağa dönüştürülen meydanlarımız, geçmişten bu güne tarihin tanığıdır. Birçoğu şiirlere, marşlara konu olmuştur. Meydanlarda yaşananlardır meydanları unutulmaz kılan. İstanbul’da Beyazıt Meydanı ve Taksim Meydanı. Ankara’da Kızılay Meydanı ve Tandoğan Meydanı. İzmir’de Konak Meydanı ve Cumhuriyet Meydanı, birçok insanın aklında geçmişten sayfaları bu güne getirir.
    Uzun yıllardan bu yana ülke yönetimine hakim olan anlayış kentlerimizin sahip olduğu meydanları küçültmek, önemsizleştirmek ve hatta yok etmek ilkesiyle hareket etmektedir. Ya yok edilerek ya da yasaklanarak silinmeye çalışılmaktadır belleklerden meydanların geçmişi ve hatırlattıkları. Çünkü çeker insanları bazı meydanlar, çağırır kendine. Hatırlatır unutturmaz meydanlar kentte yaşananları, 1915’i, 1960’ı, 1972’yi, 1977’yi ve 2007’yi...
    Son yıllarda ülkemiz kentlerinin birçoğuna yönelik izlenen politika belki yalnızca bu nedenle meydanların korunmasını değil ortadan kaldırılmasını destekliyor. Meydanlar korunmuyor. Çünkü; Meydan ne kadar küçülürse, meydanı dolduracak insan sayısı da o kadar azalacaktır diye düşünülüyor. Sayısal takıntı yıllar geçse de geçmiyor.
    Ülkenin birçok kentinde ve meydanında aynı değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Meydanların yerini önce kavşaklar, sonra katlı kavşaklar almaya başlıyor. Bu değişime meydanların çevresinde yer alan yapılaşmalar da kısa sürede uyum sağlıyor. Üçüncü boyutta da yaşanan değişim ve çirkinleşme, meydanların sadece kartpostallarda kalmasına yol açıyor.
    Şiirlere, romanlara konu olan meydanların işlevleriyle birlikte koruma altına alınması gerekirken, tam tersi bir uygulamaya gidilerek bu alanlar yok edilmeye, geçmiş unutturulmaya çalışılıyor. Asıl yok edilmek, unutturulmak istenenin meydanlar olmadığını bilmek, meydanları inadına korumak, inadına doldurmak gerekiyor.
    Meydansız bırakılsak da, inadına doldurmak ve taşırmak gerekiyor meydan diye anılan alanları, gerçek meydanlara kavuşuncaya dek. Yaşasın meydanlar, yaşasın 1 Mayıs. Yaşasın işçinin, emekçinin bayramı.
    Necati Uyar
    www.evrensel.net