DURUM

DURUM

  • Bugün 1 Mayıs. Uluslararası işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü.


    Bugün 1 Mayıs. Uluslararası işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü. Türkiye’de ve dünyanın diğer ülkelerinde 1 Mayıs, uluslararası işçi sınıfının ortak enternasyonalist ruhunu, birliğini yeniden ortaya koyuyor ve çeşitli milliyetlerden, dinlerden işçiler, tek bir proletarya ordusunun parçası ve neferleri olduklarını bir kez daha ortaya koyuyorlar. Bu günde, sermaye hükümetlerinin, dünya gericiliğinin parçalayıp bölmeye çalıştığı, birbirine karşı kullanmaya çalıştığı uluslararası işçi sınıfı dev gövdesi ile sahneye çıkıyor ve ‘biz buradayız, tüm ülkelerde gelişerek, güçlenerek geliyoruz, sosyalizmin bilmeme kaçıncı kez öldüğünü ilan ediyorsunuz ama korkudan altınıza da ediyorsunuz, biz yenilmeyiz, yenilmeyeceğiz, saflarımız güçleniyor ve çelikleşiyor, siz paralarınızı istifleyip, sermayelerinizi artırıp, ülkeleri vahşice yağmalarken, biz alttan alta ağlarımızı örüyoruz, hayatı yeniden üretiyoruz, gücü elimizde tutuyoruz, biz izin vermediğimiz anda tepetaklak gideceksiniz” diyor.
    Ülkede bu yılki 1 Mayıs, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yarattığı gerilimin ve Genelkurmay’ın verdiği ‘muhtıra’nın gölgesinde kutlanıyor. Ülke görünüşte “laik ve dinci” cephelere bölünmüş durumda. Bir tarafta halkın geniş kesimlerinin modern yaşamın, laikliğin tehlikeye düşeceği endişesini istismar eden, başını generallerin çektiği ve onların vesayetine giren CHP, DSP, ANAP, DYP gibi partilerin de katıldığı “laikçi” cephe, diğer tarafta dinci bir kökenden gelen, dini referansları kullanmada ustalaşmış, ancak asıl karakteri ABD’ye, AB’ye, IMF’ye, NATO’ya bağlılıkta kusur etmemek olan anti-laik AKP ve hükümet kanadı ve onların destekçileri.
    Aslında bu iki cephenin lider takımı ülkede halka karşı siyaset yapma, uluslararası büyük sermayenin dayattığı programları uygulama, halka demokrasi tanımama konusunda aynı davranış reflekslerine sahipler. Örneğin işçilerin yaşadıkları sorunlar; işsizlik, düşük ücret, sendikalaşmanın engellenmesi, işçilere köle muamelesi yapılması, iş yasalarının demokratikleştirilmemesi, sağlık hizmetlerinden parası olanların yararlanmasına ve eğitimin bütünüyle paralı hale getirilmesine, yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılmasına, mevcut gerici anayasaya, Kürtler üzerindeki baskıların devam etmesine vb. bir itirazları bulunmuyor.
    Bir taraf modern yaşamın, olduğu kadarıyla mevcut laikliğin kaybedileceği endişesi yaşayan kitlelerin duygularını istismar edip, onları gerici politik istikametlere –milliyetçilik, şovenizm vb- yönlendirmeye çalışırken, diğer taraf dine içtenlikle inanan, ama dinci bir yönetim de -şeriat- istemeyen kitlelerin duygularını istismar ediyor ve kullanıyor. Oysa bu kesimlerin üst yönetici tabakaları bir yana, halka ve emekçiye uzanan tabanları aynı ortak istek ve taleplere sahipler. Bu taban çocukları için mutlu bir gelecek, yaşam koşullarının düzeltilmesi, ücret ve maaşların yükseltilmesi, başta sağlık ve eğitim olmak üzere sosyal hakların geliştirilmesi, ülkede demokrasi ve özgürlüklerin egemen olması, Kürt sorununun demokrasi ve kardeşlik içinde çözülmesi, ülkenin bağımsız ve egemen olmasını istiyor.
    Bütün bu tartışmalar eşliğinde, cumhurbaşkanı seçilsin ya da seçilemesin ülke bir seçime doğru sürükleniyor. Vaktinde ya da erken bir genel seçim kaçınılmaz. Erken olmasıyla vaktinde yapılması arasında birkaç aylık bir zaman dilimi bulunuyor. Laik-dinci bölünmesine karşı, işçi ve emekçi halkın özlem ve taleplerini dile getirip, tüm halkı emek, demokrasi ve barış cephesinde birleştirmeyi bir tek işçi sınıfı başarabilir. Politik bilince uyanmış işçi kesimleri ve onların partisi, barajların kaldırıldığı demokratik bir seçim yasasını, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini, din ve vicdan özgürlüğü temelinde laikliğin sağlanmasını ve diğer demokratik talepleri güçlü bir biçimde ileri sürebilir, halkı birleştirmenin yolunu açabilir.
    1 Mayıs bütün bunların güçlü bir biçimde dile getirilmesi için büyük bir imkandı. Ancak işçi sınıfına karşı gerçekten bir sorumluluk taşımayanlar gereksiz bir Taksim tartışmasını öne attılar ve ülkenin politik gündemine ve sorunlarına gözlerini kapadılar. Ama buna rağmen bugün işçiler ve emekçiler alanlarda ülkenin ve halkın gerçek sorunlarını dile getirecekler, halkın gerçek yerinin sahte cephelerin arkası değil, kendilerinin yanı olduğunu ortaya koyacaklardır. Bugünkü politik ortamda zaten başka türlüsü düşünülemez. Yaşasın 1 Mayıs!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net