GÜNCEL

GÜNCEL

  • Katılanların sayısı yedi yüz bin ile üç milyon arasında rakamlarla ifade edilen ve büyüklüğü tasvir edilmeye çalışılan Çağlayan mitingi daha şimdiden siyasal tarihimizde önemli bir gün olarak anılmayı hak etmiştir.


    Katılanların sayısı yedi yüz bin ile üç milyon arasında rakamlarla ifade edilen ve büyüklüğü tasvir edilmeye çalışılan Çağlayan mitingi daha şimdiden siyasal tarihimizde önemli bir gün olarak anılmayı hak etmiştir.
    Mitingi değerlendirmeden önce, bizim Çağlayan Meydanı’nı boykot edenlere bir çift sözümüz var. Demek ki, bir mitingi ülkede ve dünyada tartışılır kılan, mitingin yapıldığı alan değil, mitinge katılanların sayısı imiş. Umarız Çağlayan Meydanı’nda yaptığımız mitingi kimse görmüyor diyenler 29 Nisan mitingini pek çok ünlü TV kanalının canlı yayınla dünyaya duyurmasından ders alacaklardır.
    Gelelim mitinge.
    Doğrudur. Çağlayan mitingi son yılların İstanbul’daki en kalabalık mitingidir. Mitingi organize edenler askerlerin muhtırasını destekler konuşmalar yapmışlar ama mitinge katılanların önemli bir kesimi “ne şeriat ne darbe” diye düşünmektedir. Bunu zaman zaman ifade etmişlerdir sloganlarıyla. Bulutsuzluk Özlemi şarkısında da haykırmıştır darbe karşıtlığını. Kesin olan bir şey varsa, mitinge katılanların hepsinin AKP karşıtı olduğudur.
    Miting göstermiştir ki, halkın içinde, özellikle kadınların içinde ciddi bir kesim “şeriat tehlikesi”nden korkmaktadır. Askerler ve sosyal demokrat partiler cumhuriyetin son kalesinin de düşmekte olduğuna bazı insanları ikna etmiş gibi. Belki, mitinge katılanların bir kısmı da “aman darbe olmadan biz AKP’yi indirelim” diye düşünüyor olabilir. Çünkü, cumhuriyetin tehlikede olduğu korkusuna ne kadar kapılırlarsa kapılsınlar, yaşı kırktan büyük olan miting katılımcıları 12 Eylül darbesini de kolay kolay unutamazlar. Darbenin gerekçesi ne olursa olsun, haklarını yitirenler, işkence görenler, işlerinden olanlar, hapishanelere doldurulanlar işçiler ve emekten yana olanlar olmuştur.
    Bugün muhtıra verenler, darbe yaparlarsa (şu anda darbenin iç ve dış koşulları yok gibi görünüyor) işçi önderlerini, sendikacıları, emekten ve demokrasiden yana olan aydınların üzerine gidecek; emek, barış ve demokrasi talebi için mücadele eden partilere saldıracaktır.
    Anlaşıldığı kadarıyla, verilen muhtıra, Ankara ve İstanbul mitingleri Anayasa Mahkemesi üzerinde ve AKP üzerinde baskı kurmak amacıyla tertiplenmiştir. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanlığı seçimini iptal ederse bir erken seçim kararı alınacak ve herkes rahatlayacaktır. İç ve dış sermaye çevreleri bu yönde tercihlerini açık olarak açıklamışlardır. Aslında, Anayasa Mahkemesi iptal kararı verirse AKP de rahatlayacaktır. Böylece asker karşısında geri adım atmış pozisyonuna düşmekten kurtulacaktır. AKP’nin erken seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iptal edilmesine direnmesi kolay değildir. Bugün, her şeye rağmen dirense de yarın hükümet olması mümkün görünmemektedir. Sermayenin desteğini çekmesi, seçimlerde medyanın desteğinden mahrum kalması, siyasi krizin yaratacağı ekonomik kriz ve siyasi krizin giderek yükselmesi AKP’nin tercih edeceği bir yol olamaz.
    Mitingden bizim çıkaracağımız ders ise, bu mitingleri neden bizim yapamadığımızdır. Çünkü, Ankara ve Çağlayan mitinglerine katılan insanların büyük çoğunluğunun objektif ve subjektif talepleri ile emek, barış, demokrasi mücadelesinin örgütlü güçlerinin hedefleri aynıdır. Mitinglerdeki AKP karşıtlığının önemli bir faktörü de neoliberal politikalara karşı duyulan öfkedir. İşçi sınıfının sembol günü 1 Mayıs’ta bile birleşemeyen sendikalar, Çağlayan meydanında toplanan kitlelerin 1 Mayıs meydanında toplanmamasının birinci derecede sorumlusudur. Örgütlü güçlerini bir halk cephesinde birleştirmeyen demokrasi güçlerinin sorumluluğu da onlardan az değildir.
    Emeğin hakları, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, Kürt sorununun demokratik halkçı çözümü, bağımsızlık ve barış için güçlerimizi birleştirdiğimizde Çağlayan’lardan iyisini yapmak güç değildir.
    Kamil Tekin Sürek
    www.evrensel.net