Fado, deniz ve tarih kokar

Fado, deniz ve tarih kokar

Fadonun kraliçesi olarak tanınan Mariza, bugün İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor. Portekiz’e özgü bir müzik türü olan fadoyu tarif etmek için dört kelime yeterli: Tutku, zarif, hisli ve buğulu...


Fadonun kraliçesi olarak tanınan Mariza, bugün İstanbullu müzikseverlerle buluşuyor. Portekiz’e özgü bir müzik türü olan fadoyu tarif etmek için dört kelime yeterli: Tutku, zarif, hisli ve buğulu... Mariza, neden fadoyu seçtiğini şu cümleler ile anlatıyor: “Fado yalnızca bir müzik değil, bir histir. Üzücü değil melankoliktir. Ben bu müziği seçmedim, bu benim kaderimdi.”
Mariza’nın en son stüdyo albümü “Transparente” (Şeffaf) tüm Avrupa, Latin Amerika ve Amerika’da toplam 35’ten fazla ülkede yayınlandı. Portekiz’de bir numara olan albümü, Hollanda’dan Portekiz’e, Fransa’dan İspanya’ya yayınladığı her ülkede büyük ilgiyle karşılandı. Mariza, Amelia Rodrigues Vakfı tarafından Uluslararası Kariyer Ödülü alırken, Portekiz Devlet Başkanlığı’nın Portekiz kültürünü yurtdışında temsil edenlere verdiği onur ödülünü de aldı. Bu akşam da İş Sanat kulelerinde İstanbullulara bir fado ziyafeti vermeye hazırlanıyor.
Kökleri Mozambik’te olan sanatçıya, konser öncesi sorularımızı yönelttik.

Brezilyalı yazar Jorge Amado’nun romanlarının fado tadında olduğu söylenir. Amado, “Deniz sadece yaşlı balıkçıların anlayacağı gizdir” sözleriyle açılış yaptığı “Ölü Deniz” romanında fadoyu, “Hışım, öfke, şenlik, tutku, elden ne gelirlik, ağırbaşlı bir kabullenmişlik” olarak betimler. Fado gerçekten bunları mı kapsar?
Öncelikle fado, çok içtendir diyebilirim… Derin bir hüznü vardır ama bu hüznü sakinlikle karşılar, bu anlamda kaderci bir tavırdır ve zaten adını kaderden alır… Fado şarkıları tüm duyguları yoğun bir melankoliyle, samimiyetle anlatır… Tutkulu, kimi zaman şenlikli olabilir ama öfke, fadoyla çok yakın bir duygu durumu değil…

Fado Brezilyalı göçmenler tarafından mı yaratıldı? Denizcilerin müziği olarak da biliniyor. Siz fadonun ilk çıkışını nasıl tanımlıyorsunuz?
19’uncu yüzyıl başlarında ortaya çıkan denizci ağıtları… Gidip dönmeyen denizcilere yazılmış ağıtlar… Portekizli denizcilerin aşkları, ayrılıkları, acılarıyla ortaya çıkan bir folklor… Atlas Okyanusu’nun büyük dalgalarının alıp geri getirmediği denizcilere yazılan, öyküleri acıtan şarkılar…

Siz Mozambik doğumlusunuz. Peki Arap ve Afrika müziğinin fado müziği üzerinde güçlü etkileri var mıdır? Sizi bunun taşıyıcılarından biri olarak değerlendirebilir miyiz?
Portekiz’de doğal olarak sömürgelerin yaşantıları, hayatları, hikayeleri Portekiz kültürünün bir parçası haline gelmiş… Tıpkı Amerika’nın gemilerle taşınan kölelerinin isyanları, tutkuları, acıları nasıl müzikle de ifade bulmuşsa, Blues böyle bir anının parçasıysa, Portekiz’de de denizcilerin ve göçmenlerin öyküleri şarkılarda ifade buluyor… Benim köklerim daha da zengin ve katışık; çünkü annem Afrikalı, babam Portekizli, büyükannen Hint asıllı… Ama ben tüm benliğimle fadoyu ve Portekiz kültürünü temsil ediyorum…

Portekiz’de Salazar diktatörlüğü döneminde 3F formülünden söz edilir: Futbol, fiesta ve fado. Salazar “Yüz bin kişilik uyku tulumu istiyorum” dediğinde, yüz bin kişilik futbol stadı yapıldı. Fadoyu da kitleleri uyutmak amacı ile kullandığı söyleniyor. Bu süreci siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüzde fadonun etkisi değişti mi?
Bahsettiğiniz dönem 1926’dan ‘70’lerin ikinci yarısına kadar süren bir askeri yönetim dönemi, ama fadonun öyküsü çok daha eski… Portekiz’in çok zengin bir tarihi var ve farklı dönemlerde farklı oluşumlar yaşanmış ve hepsi geride kalmış… Fado, bu kültürün yaşayan en zengin parçalarından biri ve tamamen Lizbon’a ve Portekiz’e özgü… Şimdi tüm dünyada nasıl İspanyolların flamenkosu biliniyorsa, Portekiz’in fadosu biliniyor ve tamamen bize özgü bir halk müziği kültürü… Bir dünya müziği olarak algılanıyor ve deniz ve tarih kokuyor…

Genç yaşınıza rağmen birçok ödülle onurlandırıldınız. Son albümünüz “Transparente” ile şarkılarınızı Fernando Mauricio, Carlos do Carmo ve Amelia Rodrigues’e ithaf ettiniz. Bu fado efsanelerin sizin müziğinize etkilerinden söz edebilir miyiz?
Ben fadoyu ilk başta profesyonel olmayan insanlardan, babam ve onun arkadaş çevresinden öğrendim… Ama profesyonel anlamda ilk hocam Carlos do Carmo’dur… Onun şarkılarını söyleyerek ve ondan ilham alarak fado şarkıları okumaya başladım… Fernando Mauricio derseniz, zaten herkes onun fadonun kralı olduğunu bilir ve gelenekselliği koruyan isimlerden de biri olmuştur… Fado şarkıları söyleyerek ortaya çıktığım, tanınmaya başladığım ilk dönemde, beni Amalia Rodrigues’le karşılaştırdılar. Bu benim için çok iyi bir başlangıç ve olağanüstü bir iltifattı… Fadonun en önemli figürlerinden biri de Amelia Rodrigues’tir. Son stüdyo albümüm, bütün bu isimlere bir teşekkür niteliğinde…

Fadonun, yemek servisinin yapılmadığı sessiz bir ortamda Porto şarabı eşliğinde dinlenmesi geleneği sürüyor mu?
Geleneksel tavernalarda şarkı söyleyen en büyük isimlerden biri Fernando Mauricio oldu ama şimdi, sadece kimi zamanlar böyle nostaljiler yaratılıyor… Örneğin kasım ayında Los Angeles’ta, Walt Disney salonunda, Portekiz tavernası mizanseni yaratılıyor olacak ve 2007 turnemin galasını bu geleneksel konserle yapıyor olacağım…

Carlos Saura’nın en son filmi Fados’ta başrolde oynadınız. Sinemaya devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Aslında bu filmin oyuncusu sayılmam, şarkıcısı diyebilirsiniz. Çünkü filmdeki şarkıları ben söylüyorum. Film daha çok bir müzikal gibi ve Carlos Saura’nın görsellikleri filmin en çekici tarafı… Öte yandan filmde Patrick de Bana, özel koreografilerle filmin çok özel bir ismi… Ben bu film sayesinde Carlos Saura’yla tanışmış ve çalışmış oldum. Bir oyuncu değilim ama başka filmlerde de şarkılar söyleyebilirim…

Fado, acı çekmeden söylenemeyecek, “elden ne gelir” diyen bir kabullenmişlik de içeriyor. Sizin yaşamınızda böyle bir kabulleniş hakim mi?
Buna benzer sorularla sık sık karşılaşıyorum ama her şeyden önce ben de normal biriyim; benim de herkes gibi mutlu, sevinçli ya da hüzünlü anlarım olabilir… Çok coşkulu ya da heyecanlı biri sayılmam ama melankolik ve hüzün içinde biri de değilim… Şarkıların içtenliğini seviyorum ve ben de içten biriyim… (İstanbul/EVRENSEL)
Anita Kazeroğlu
www.evrensel.net