İzmir’den yine TÜYAP geçti

Tufan Atakişi’nin “İzmir İzmir” ve “Karşıyaka Karşıyaka” kent kültürü dergilerinin standı önünde laflarken, birden yanımda biri belirdi. “Müşteridir, tezgahın önünü kapatmayayım” düşüncesiyle bir adım geriye çekildim.


Tufan Atakişi’nin “İzmir İzmir” ve “Karşıyaka Karşıyaka” kent kültürü dergilerinin standı önünde laflarken, birden yanımda biri belirdi. “Müşteridir, tezgahın önünü kapatmayayım” düşüncesiyle bir adım geriye çekildim. Sonra yüzüne baktım, o da bana bakıyordu. Mahmut Makal’dı. Şöyle 45 yıl kadar öncesinden dosttuk. Yazıştık, telefonlaştık ama o süre içinde pek karşı karşıya gelmedik... Koridorda yürürken “Hiç değişmemişsin Mahmut Ağabey” dedim. O da bana aynı şeyleri söyledi: “Sen de hiç değişmemişsin...” Galiba ikimiz de biraz yalancıydık..
Gerçekten sevgili Mahmut Makal’ı görmekten büyük mutluluk duymuştum. Öyle ya “İmece Dergisi” günlerinde ya da Hasan Hüseyin Korkmazgil’li dönemlerde az mı omuz omuza olmuştuk?!..
İşte İzmir’deki bu TÜYAP Kitap Fuarı günlerini o yüzden çok seviyorum. Örneğin 3-4 yıldır görmediğim “Pencere Muzaffer”i gördüm. Cağaloğlu’nun dinozor yayıncıları, bazı dostlarının adlarının önüne yayınevlerinin adını koyarlar, “Pencere Muzaffer” , “Yar Osman” gibi... Pencere Yayınevi’nin standına sık sık uğradım. Milattan öncesinde başlayan anılarımızı günümüze dek getirdik. Üfff, bir dedikodu, bir dedikodu ki sormayın. Erkeklerin kadınlardan daha dedikoducu olduğu savına, Tarık Dursun K. ağabeyim ne kadar karşı çıksa da Muzaffer’le ben bu savın doğruluğunu kanıtladık...
Yıllardır görmediğim Özgür Yayınları’ndan Halit Karaoğlu’yla da karşılaştım. Yayınevinin kurucusu; şimdi aramızda olmayan, nikah tanıklığını yaptığım Refik Ulu’yu andık, uzun uzun...
Berfin’in sahibi İsmet Aslan’ı ilk gün gördüm, o kadar. Sonraki günler gelmedi, hastaymış. Zaten bu fuarda, hastalıkla birlikte daha kötü haberler de duydum. Örneğin Tufan Atakişi de hastalanmıştı, Nisa Kadıbeşegil de...
Cemşid Bender Ağabey’in yeğeni ölmüştü. Ş. Avni Ölez de rahatsızlığı dolayısıyla “Avni Ölez Şiir Ödülü Töreni”ne katılamamıştı.
Bu yıl Bülent Güldal’la Asım Öztürk ortaklaşa kazandılar, Avni Ölez Şiir Ödülü’nü. Sevgili Tacim Çiçek, hiç beklemediğim bir biçimde kısa bir açılış konuşması yaptı. Sonra taaa Ankara’lardan gelen Burhan Günel, kazananları açıkladı. Bülent Güldal’a ödülünü, bu etkinliğin destekçisi olan Çınar Yayınları sahibi Aydın Ilgaz verdi. Burhan Günel, hazırlıksız yakaladı beni. Birden adımı söyledi, Asım Öztürk’e ödülünü vermem için. Gerçekten şiirlerini sevdiğim Asım Öztürk’e, başarısından dolayı ödül vermek, benim için onurdu...
“Aydın Ilgaz” deyince… Fuarın ilk gününde bir köşede durmuş, gelen geçenleri izliyorduk. “Çin Pavyonu gibi bu fuar” dedi. Anlamamıştım. Açıkladı: Çin Pavyonu’nda satış yasakmış. Gelenler salt üretilenlere bakarmış... Kitap standlarını gezenler de aynı işi yapıyorlar, doğru...
Sivil toplum örgütlerinin bulunduğu salonda, Tuncay Karaçorlu’lar, Sedat Şanver’ler, EGEÇEP’liler, 78’liler de vardı. Bir de bizim “İzmir Yazarlar Platformu”. Sağ olsun TYS Başkanı Enver Ercan, yeni bir kuruluş kazandırdı İzmir’e. Yazarlar kitaplarını imzaladılar, söyleşiler yaptılar. Ayrıca İzmir Demokrat Radyo ile Urla’nın Özgür Urla gazetesi de İzmir Yazarlar Platformu standında yerlerini aldılar. Arkadaşlarım ve ben, elimizden geldiğince Demokrat Radyo’nun da Özgür Urla’nın da tanıtımını yaptık...
Aynı salonda, bir de Bucalı gençlerin, liselilerin Praksis’i de vardı. Derginin emekçilerinden iki öğrencinin İstanbul ve Ankara üniversitelerine gitmiş olmalarına karşın, yine de çalışmalarına nokta koymamışlar ve Praksis’i sürdürmüşlerdi. Bir standları bile vardı.
Tabii gazetem Evrensel de o salondaydı. Aynur ve Belgin hanımların dönüşümlü olarak yönettiği standda 9 gün boyunca, her gün en az iki yazar ya da şair hem söyleşiyorlardı okurlarla, hem de kitaplarını imzalıyorlardı. Benim olduğum gün, Tabipler Odası İzmir eski Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Gül de vardı. İşim dolayısıyla bir-bir buçuk saat sonra kalkmak zorundaydım. Ama Zeki Gül’ün konuşmalarından ayrılamadım... Öylesine güzel geçti ki...
Bu arada İzmir fuarlarının “Fotoğraf Tanrısı” Zafer Çeliksan’ı da unutamam. O güleryüzüyle hep ortadaydı. Sanırım enerji hapı falan alıyordu, çünkü hiç yorulmuyordu. Yalnız benim hakkımda bir söylenti çıkarmaya kalkıştı. Ama kahramanca savaştım ve kazandım…
Evet, İzmir’den yine TÜYAP geçti. Artık gelecek yılı bekleyeceğiz. Dilerim dinci yayıncılar, tamamını ele geçirmez fuarın. Çünkü bu yıl sayıları çok fazlaydı, biraz düşündürücü bir biçimde...
Bülent Habora
www.evrensel.net