yedi dervişler’den

Nedim Gürsel’in, Doğan Kitap’tan yeni bir kitabı yayımlandı nisan ayında. Adı “Yedi Dervişler”. Hem fırından yeni çıkmış ekmek kokusu ve tadında, hem üzerinde kalem oynattığım konular nedeniyle herkese, ama herkese önerdiğim bir kitap oldu.


Nedim Gürsel’in, Doğan Kitap’tan yeni bir kitabı yayımlandı nisan ayında. Adı “Yedi Dervişler”. Hem fırından yeni çıkmış ekmek kokusu ve tadında, hem üzerinde kalem oynattığım konular nedeniyle herkese, ama herkese önerdiğim bir kitap oldu.
Nedim Gürsel, uzun yıllardır Paris’te yaşıyor. Sorbonne’da Türk edebiyatına ilişkin dersler veriyor. Fransız Ulusal Araştırma Enstitüsü’nün önemli bir görevlisi. Sayısız ödülü olan bir yazarımız. Öyküler, romanlar, araştırma-inceleme ve gezi yazıları yazıyor. Önemli bir kültür insanımız. Aldığı ödülleri saymaya gerek yok. Önemi de yok! Çünkü oraları geçmiş ve edebiyatta dervişliğe kulaç atmaya başlayan bir yazar Nedim Gürsel.
Yedi Dervişler’de Mevlana, Hacı Bektaş, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Merkez Efendi, Geyikli Baba ve Emir Sultan’ı anlatmış.
Nedim Gürsel’i, bu kitabında çok daha başka yerlerde gördüm. Mevlana’yı anlattığı bölüme “Konya’da Sanrı” başlığını koymuş. Nedim Gürsel, masa başı çalışmalar yerine, olayın geçtiği yerlere yaptığı geziler, inceleme ve yoğunlaşmalarla oluşturuyor yazılarını. Yedi Dervişler’de de aynı yöntemi kullanmış. Bunu yaparken ‘kimsenin yaklaşmadığı yerlerden’ bakmaya çalışmış.Konya’ya geldiği gece, ay tutulmuş. Mevlana türbesinin karşısındaki otelle türbe arasındaki sanrılarında, önce Mevlana’nın dizeleri sarıp sarmalamış kendisini: “Güneş, hilal ve dolunay gibi / Gel de kanatsız, kolsuz gökte dön, dolaş.” Bu dizelerden sonra devam ediyor: “Böyle diyordu Doğu’nun gelmiş geçmiş en büyük mutasavvıflarından, en coşkulu şairlerinden Celaleddin Rumi; yani bizim Mevlana’mız.”
İşte, Nedim Gürsel’i diğer kişilerden ayıran özelliklerden biri. Şiirlerini Türkçe yazmadı diye sayısız eleştiri okuna hedef yapılan Mevlana için Gürsel, “Bizim Mevlana’mız” diyor.
Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece” dizeleriyle Mevlana arasında bir bağ kuran Gürsel, Mevlana’nın şu dizelerini öne çıkarıyor yazısında: “Diken içindeler, ama gül gibiler / Hapisteler, ama şarap gibiler / Balçık içindeler, ama gönül gibiler / Gece içindeler, ama sabah gibiler.”
Mevlana, Tebrizli Şems’in Konya’ya gelmesinden sonra coşku içinde şiirlerini söylemeye başlamıştır ve hem eleştirilen, hem de yücelen, yepyeni bir kimliğe bürünmüştür. Şems’in ortadan kaybolması ve yeniden Konya’ya gelmesi, Mevlana’nın üvey kızıyla evlenmesi, hançerlenip öldürülmesi, Selçuklu başkentinde hâlâ bugün de sözü edilen konulardır. Mevlana’nın küçük oğlu Alaaddin’in Kırşehir’e kaçırılması ve adının, Şems’in öldürülmesi olayına karışması, günümüze kadar gelen konulardandır.
İşte size Nedim Gürsel’in kitabından bir bölüm:
“…Ve oracıkta, bir kuyumcu dükkanından gelen çekiç seslerinin uyumlu akışına kapılıp yavaştan dönmeye başladı. Döndükçe Şems’in acısı azaldı, ferahladı yüreği. Döndükçe çekiç sesleri çoğaldı, örsün üzerinde altın varaklar incelip dümdüz oldular. Ve onu böyle kendinden geçmiş dönerken gören dükkanın sahibi Selahaddin, coşarak çıraklara daha hızlı çekiç sallamalarını buyurdu. Kendisi de dışarıya fırlayıp dönmeye başladı. Aşk kırgını Mevlana’yla kuyumcu Selahaddin, semada kucaklaştılar. Çekiçler, altın varakları paramparça ettikçe kuyumcu ustası, sakın durmamalarını, daha hızlı dövmelerini haykırıyordu çıraklarına. (…) Bu karşılaşmadan sonra Mevlana’nın müridi oldu, ölünceye kadar da yanından ayrılmadı kuyumcu Selahaddin. Onun adı “Zerkûb”tu artık.”
Sizin eliniz, bir kitapçı dükkanına gider ve bir adet Yedi Dervişler kitabı alır; sonra da bu 114 sayfalı kitabı okur. Bir önerim var. Kitabı okuduktan sonra bizim kültürümüzün önemli konuları üstüne oturup etraflıca konuşun.
Ne kaybederiz? Hiçbir şey. Ama öyle sanıyorum ki bildiğimizi sandığımız birçok konuyu yeniden ele almakla, ne kadar da doğru karar verdiğimizi göreceğiz.
Mevlana’dan birkaç dizeyle noktamızı koyalım mı?
“Şu akıp giden kum seline bak / Ne durması var, ne dinlenmesi / Bak birdenbire bir dünya nasıl bozulur / Nasıl atar bir başka dünyanın temelini.”
Saffet Uysal
www.evrensel.net