cızırtı

dizi çocukları


Çocuksuz dizi olmaz. Görürsünüz, Kurtlar Vadisi’ne bile yakında bir çocuk koyacaklardır. Çünkü dizilerde, ders kitaplarındaki gibi işten gelen baba, hizmet eden anne, her şeyin merkezindeki çocuktan oluşan aileler olmazsa, bütün televizyon sistemi ortasından çatlar.
Peki bütün çocuk tiplerinin bu kadar birbirine benzemesine ne demeli? Hepsi yavaş yavaş konuşuyor ve teyzeler tarafından “sevimli” bulunuyor.
Belki ilk görüşte size de sevimli gelmiştir ama itiraf edin; “Aaaannnneeee, Oooonuuuur aaaaaabi deee biiiziiimleeee geleebiliiiiir miiiiiii” sorusu, bir yerden sonra sinirleri zorluyor.
Bu işi artık kalıba dökmüşler. Hâlâ kalıbın nasıl olduğunu merak eden varsa açıklayalım: Dizi dramaysa, çocuk yavaş konuşur, uyumludur ve sevimlidir; dizi komediyse çocuk fırlamadır, yaramazlık yapar ve sevimlidir. Normal çocuk gibi davranmaz, çünkü sevimli olmak zorundadır. Daha doğrusu, onun rolü budur. Hikayede başka hiçbir yeri yoktur.
Çocuklar Duymasın’ın Havuç’u da böyleydi işte. Bir bölümde şöyle rahat durduğunu, her çocuk gibi arkadaşlarıyla oyun oynadığını, normal ölçülerde yaramazlıklar yaptığını ya da hiçbir şey yapmadığını görmedik. O hep planlı, kurgulanmış, çizgi filmlerdeki dünyayı ele geçirme planlarına benzeyen organizasyonlar yaptı. Kahkaha efektini de duyunca, “Vay kerata” diye izledik.
Aliye’de 24 saat mutsuz, sorunlu çocuklar vardı ya, işte o geleneği Şehrazat sürdürüyor. Zaten dizi, Aliye’nin birçok misyonunu üstlenmek için açıkça bir çaba sarf ediyor. Çocuk ise sıkı televizyon izleyicilerine daha çok gerilim filmlerinden tanıdık gelecek derecede yavaş, mutsuz ve ürkütücü.
Dizi çocuklarının en önemli özelliği, kendi başlarına bir şey yapamamaları. Komedilerde başlarını ve ailelerinin başlarını belaya sokarlar, bu eski bir gelenektir. Büyümeyecek, arıza çıkarmayacak bir işe daha baştan girişmezler. Drama dizilerinde de annelerine sürekli ihtiyaç duyarlar, onların ellerini kollarını bağlarlar. İki aylık bebekten değil, bayağı okul çağında çocuklardan söz etmemiz, bir şeyi değiştirmez. Böylece annelerin başka bir hayatı olması mümkün olmaz. Çocuklu kadınla çocuksuz kadın bir olmaz. Erkekte bu fark kolay ayırt edilmez.
Bu hafta da dizi insanını konu aldığımız belgeselimiz burada bitiyor. Belki ileride başka özelliklerini anlatırız.
jüri star seçmek gerek
Star seçen yarışmalar azaldı da, yarı ünlülerin katıldığı bir dolu garip yetenek yarışması, bizi bombardıman altında bıraktı. Sirkler, şarkı yarışmaları, dans yarışmaları derken haliyle jürilik diye de bir meslek dalı yaratıldı. Çünkü nereden baksanız elli kişi, aynı anda jürilikten ekmek yiyor. Biri beğenmese, diğerleri not verse yetiyor zaten. Bir dans yarışmasının jürisinde “çirkef” eksikliği tartışılmıştı gazetelerde. Geçen hafta bir baktım, jüriye ekleme yapmışlar, kimseyi beğenmeyen birini almışlar. İtiraf ediyorum, yarışmaya hakikaten biraz hareket gelmişti.
Zaten bir düşünün, Bülent Ersoy’un yarısını anlamadığımız yorumları, Armağan’ın meşhur çıkışları, Erol Büyükburç’un bardak kırmaları, Oray Eğin’in aşağılamaları olmasa bu yarışmalar çekilir mi? Mucit seçerken bile jüriye başvuran bir milletiz, gerisini siz hesap edin artık.
O nedenle, jüri seçme yarışması yapılmasını teklif ediyorum. Hem yeni bir yarışma fikri, nasıl olsa bunlar eskiyince lazım olacak. Hem de önemli bir ihtiyaç; jüri dediğin ağaçta yetişmiyor. Yarışmacıyı anasından doğduğuna en güzel pişman edeni birinci seçerler.
KAMPANYA - biri zeynep tokuş’u durdursun!Eskiden herhangi bir ünlü kadar “cakalı” olan Zeynep Tokuş, şimdi sınıfın şımarık kızı olmuş durumda. Hani ailesi zengin, öğretmenin gözdesi olduğundan istediğini yapabilen kızlar vardır ya... Bir önceki yarışmada jüri kendisine çok hayran olduğu için “zarif de zarif” diyerek bugünlere getirdiler. Aynı kanalın aynı saatteki, hemen hemen aynı formattaki yarışmasına sunucu yaptılar. O da her hafta bir olayda mutlaka hünerini gösteriyor.Son olarak Berke Hürcan ile Burcu Güneş’e; “Ya bir şey soracağım: Aşık mısınız” diye damdan düşer gibi sorunca, birden stüdyoda buz gibi rüzgarlar estirmişti. Diğer sunucu Behzat Uygur bile “Zeynep yersiz bir laf etti, onu kınıyorum” gibi şeyler söyledi. Tabii bunun öncesi de var. Yine nedense Berke Hürcan’ın karşısına, türkü haftasında “Senin gibi modern birinin türkü söylemesi çok ilginç” şeklinde dahiyane bir tezle çıktı. Hafta içinde türkü sevenlerden çok tepki alınca, “Ne demek, modernlikle türkü yan yana gelemez mi” diye sıkıştırılınca geçen hafta, sözüm ona kendisini affettirmeye kalktı. Ne yaptı? Türkü söyledi!Ama o ne söylemek... Aslına bakarsanız, ilk hafta ben türkü sevenlerin tepkisini biraz abartılı bulmuştum, ama Zeynep Tokuş’un türkü söyleşini duyduktan sonra asıl o zaman türküye hakaret edildiğini düşündüm! Daha fazla ayrıntıya girmeyeyim de yalnızca, keşke bunlar hiç yaşanmasaydı diyerek kapatayım. Zeynep Tokuş’a birileri “aslansın, kaplansın” diye cesaret verdikçe her şeyi yapabileceğini sanıyor. Bu gidiş, hayra alamet değil...
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net