121 yıllık 1 mayıs

1 Mayıs’ı kutlayacak sendikaların; işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma gününü; aralarında, şu alanda mı kutlansın, bu alanda mı kutlansın diye işçileri bölüp...


1 Mayıs’ın tarihi içinde elbette ki pek çok ülkede, bu işçi bayramını kutlamaya kalkanlar, “Hangi taleplerle 1 Mayıs’a katılmalıyız?”, “Nasıl kutlamalıyız?” gibi tartışmalar yapmışlardır. Ama 1 Mayıs’ı kutlayacak sendikaların; işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma gününü; aralarında, şu alanda mı kutlansın, bu alanda mı kutlansın diye işçileri bölüp, birbirine karşı rekabet ettikleri, bir güne çevrildiği, üstelik bunun bir kereye has olmayıp sıkça yinelendiği ilk ülke herhalde Türkiye olmalıdır.
Türkiye’deki 1 Mayıs’ların diğer bir özelliği de, 1 Mayıs’ın nerede, nasıl kutlanacağı üstüne hem kendi aralarında hem de 1 Mayıs’ın rengini belirlemek için siyasi partilerin ve çevrelerin kutlamalara bu ölçüde müdahale edip öne çıktığı tek ülke de Türkiye olmalıdır.
Çünkü, 1 Mayıs’larda gelenek, 2. Enternasyonal tarafından “İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul edildiği 1889’dan beri 1 Mayıs’ın nasıl ve hangi talepler etrafında, nerede kutlanacağının sendikalar tarafından belirlenmiştir olmasıdır. Sınıf partileri ve sınıf içinde belirli bir güce sahip olan partiler, ya da işçi sınıfının bayramına katılarak sınıfa mesaj göndermek isteyen siyasi çevreler elbette 1 Mayıs’a katılmışlardır. Ama, onların disiplinine zarar vermeyerek, onlara destek ve cesaret vermek işçilerle dayanışma içinde olduklarını göstermek için 1 Mayıs törenlerine katılmışlardır.
Türkiye’de ise siyasi çevreler ve partiler, adeta sendikalara rağmen ve onlara karşı bir mihrak olarak, “1 Mayıs’ı devrimcileştirmek” üzere 1 Mayıs kutlamalarına katılmaya çalışmaktadırlar.
İlk bakışta bu siyasi çevrelerin 1 Mayıs ve onun temsil ettiği değerlere böyle ilgi göstermesi sevindirici olsa da, bu katılım bir destek olmaktan çok sendikalarla pazarlık yapan, onların disiplinini tanımayan bir noktaya vardığında 1 Mayıs, tabandaki işçinin “birlik, mücadele ve dayanışma bayramı” olmaktan çıkıp çeşitli siyasi kesimlerin gösterisine dönüşmektedir.
1 Mayıs gösteri günü mü?
Son 10 yılın 1 Mayıs’larına bu yaklaşım damgasını vurmuştur. Ve geçen her yıl içinde 1 Mayıs’lar daha çok siyasi çevrelerin rengine bürünen bir özellik göstermiştir. Ve elbette bu renkle ters orantılı olarak işçi katılımı ve talepleri daha geriye düşmüştür.
Kuşkusuz ki, burada sınıf hareketinin temposunun düşme eğiliminde olmasının ve sendikaların güç ve itibar kaybetmesinin yanı sıra sendikaların 1 Mayıs’ı işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlamada gösterdiği zaaflar gibi çeşitli etkenlerin önemli rolleri olmuştur. Ancak bu zaafların derinleşip etkinleşmesinde en önemli etkenin, sendikaların da katılan siyasi çevrelerin büyük çoğunluğu gibi, 1 Mayıs’ı bir gösteri günü olarak, sınıfın kitlesel katılımının değil, katılanların gösteri yaptığı bir gün olarak kutlanmasını bir alışkanlık haline getirmesi olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu yaklaşım, mücadele temposunun düşmesine bağlı olarak da, 1 Mayıs gösterilerine sendikaların kattığı işçi sayısının azalmasını getirmiştir.
1 Mayıs ve dünyanın halleri
1 Mayıs’ın tarihinde 1 Mayıs’ın gösteri yanının önem kazandığı dönem; 20. yüzyıla, özellikle de Ekim Devrimi sonrasına rastlar.
Ekim Devrimi’yle sosyalist ve kapitalist olarak bölünen dünyada işçiler, hem sosyalist ülkelerde hem de kapitalist ülkelerde 1 Mayıs’ı kapitalizme “yumruk salladıkları” sokakları, meydanları kapitalizmi tehdit eden afişler, pankartlar sloganlarla doldurdukları, enternasyonalist bir bayrama dönüştürmüşlerdir. Burada elbette bir yandan1 Mayıs’ın ortaya çıktığı yıllarda işçilerin en acil taleplerinin elde edildiği, SB’de sosyalizmin kurulmasıyla birilikte, en azından ileri kapitalist ülkelerde, artık işçi sınıfının da mevzisini, daha ileri talepler etrafında bir mücadeleye; sosyalist dünyanın kapitalizme karşı oluşturduğu uluslararası cepheye taşıması gerekiyordu.
Bu son derece olağan bir gelişmedir; sınıf mücadelesinin ilerlemesiyle 1 Mayıs gösterileri de o ileri aşamanın ihtiyacına göre biçimlenmiştir.
Oysa 19. yüzyılda 1 Mayıs, işçilerin en acil talepleri olan “daha kısa iş günü”, “daha iyi bir ücret”, “sigortalı çalışma hakkı” gibi işçilerin mücadeleyi sembolize eden ve işçi sınıfının uluslararası birliğinin önemine dikkat çeken bir bayram olarak kutlanıyordu. Dolayısıyla 1 Mayıs törenlerini düzenleyen işçi önderleri ve sendikalar da asıl dikkatlerini değişik işyeri ve işkollarından, hatta değişik ülkelerden işçilerin aslında benzer taleplere sahip olduğunu göstermek için 1 Mayıs’ı değerlendiriyorlardı. Yani alanlara işçilerin en acil talepleri yansıyor; işyerlerindeki çatışma asıl 1 Mayıs’ın ağırlıklı yönün oluşturuyordu.
Bugün 1 Mayıs’ın anlamı
Bugün işçi sınıfının içinde bulunduğu koşullar; 20. yüzyılın sosyalist ve kapitalist olarak ikiye bölünmüş dünyasından çok 19. yüzyılın işçilerinin en can alıcı talepleri etrafında birleşerek aralarında birliği sağlamaya çalıştıkları, ortak bir mücadele bilincinin oluşturulmaya çalışıldığı ve işçilerin aralarında dayanışmak için hamleler yaptıkları, sonra bir iki adım geriye düştükleri ve yeniden yeniden birleşmek için harekete geçtikleri dönemin koşullarına benzemektedir.
Dolayısıyla bugün gerek sendikalar gerekse işçi sınıfı davasına gönül verdiğini söyleyen partiler, siyasi çevreler işin gösteri yönünü geriye çekerek, asıl olarak sınıfı birleştirmek ve daha geniş işçi kesimlerini acil talepler uğruna bir mücadeleye çekmeyi esas alan bir çizgiye girmek durumundadırlar. Gösteriler de bu hassasiyetler üstünden ve çalışmanın ana hedeflerini yayıp genişletmeye hizmet edecek biçimde düzenlendiği ölçüde amaca hizmet eder hale gelecektir.
Aslında Türkiye’de 10 yıl öncesine göre bugün; 1 Mayıs’ın tüm ülke sathında kutlandığı bir aşamaya gelerek, “tek merkezli 1 Mayıs gösterisi” girişimlerini gündemden düşürmüştür. Tıpkı, 1 Mayıs’ı “Bahar Bayramı” ilan edip kırlarda ya da salonda kutlamak isteyen sendikal bürokrasinin tutumunun bozguna uğratılmış olması gibi.
Her yer 1 Mayıs alanıdır
İşyerlerinde yapılan çalışmalarla alanları, 1 Mayıs’ın talepleri ve değerleri uğruna onbinlerce işçiyle doldurmak yerine, çeşitli siyasi çevrelerle ve işçilerin en ileri kesimiyle sınırlı kalması elbette 1 Mayıs’ları zayıflatan bir etken olmuştur. Nitekim; son tartışmalarla kimi sendika merkezlerinin tüm Türkiye’de 1 Mayıs’ları yok sayarak “herkesi” İstanbul’a çağırmaları bütün bu kazanımları yok etmeye yönelik bir girişimdir. Ama, bunu başaramamışlardır.
Ne var ki; “her yerin 1 Mayıs olması” doğru taktiği, çalışma tabana inerek 1 Mayıs’ın değerlerine bağlanan talepler etrafında işçileri birleştirmeyi ve sermayeye karşı mücadeleye çekmeyi merkeze koyan bir çalışmayla birleşmedikçe “göstericilikle” bağlarını koparacak bir etkiyi yaratamamaktadır. Son 10 yılda bu açıkça görülmüştür.
Eğer ki; “Her yer 1 Mayıs alanıdır” önermesinin gereğine uygun bir çalışma yapılsa; eğer daha çok işçi katılacaksa (öyle olur zaten) İstanbul’da bir değil, iki, üç, dört, beş ayrı yerde 1 Mayıs bile kutlanabilir. O zaman da neden iki ayrı 1 Mayıs yapılıyor tartışması da olmazdı.
Olanlardan ders çıkarmak
Kaldı ki, bugün, “İstanbul’da iki ayrı1 Mayıs” tartışmasının nedeni de birden çok alanda 1 Mayıs gösterisi yapılması değil; farklı iki alanda 1 Mayısı sendika merkezlerinin birbirine karşı bir rekabet amacıyla, sendika ve işçiler arasında rekabeti kışkırtmak için 1 Mayıs’ı istismar etmeleridir.
Ancak her şeye karşı Türkiye’de bu 1 Mayıs’ta da pek çok merkezde 1 Mayıs kutlanacaktır. Ve bu “iki ayrı alanda 1 Mayıs” bölünmesinden sınıf partisi ve ileri içiler; bundan sonraki 1 Mayıs’ları gösteri olsun diye değil, işçilerin birliğini geliştirmek ve en geniş işçi kesimini 1 Mayıs etkinliklerine katmak için değerlendirmenin önemini anlamada dayanak olarak kullanırlarsa, bütün bu tartışmalar da boşa gitmemiş olacaktır.
İhsan Çaralan
www.evrensel.net