yaşatacak seni tunç bileğimiz

1 Mayıs denildiğinde aklıma ilk gelen, annemin, o gün sokağa çıkarken üstünde kırmızı bir şey bulunmaması için titizlenmesi. Bunun nedenini öğrenmem epey geç oldu. Askeri tersane yıllarımda...


1 Mayıs denildiğinde aklıma ilk gelen, annemin, o gün sokağa çıkarken üstünde kırmızı bir şey bulunmaması için titizlenmesi. Bunun nedenini öğrenmem epey geç oldu. Askeri tersane yıllarımda... Aklıevvel bir genç kız olarak gördükleri bana, 1 Mayıs’ı sorduklarında ummadıkları bir yanıt almışlardı: Bahar Bayramı. Yıl 1959’du. Kahkahalarını tutamadılar. Sonra da “bahar bayramı”nda tersaneye girmemizin neden yasaklandığını sordular. Şaşırdım. Böyle bir yasağı bilmiyordum. Sonra bana şunları söylediler:
“1 Mayıs, işçi sınıfının mücadele tarihinin mirasıdır. 1886 yılında, ABD’nin Baltimor şehrinde İşçi Sendikaları Kongresi toplandı; 1 Mayıs'ta, bu kongrenin kararı doğrultusunda 8 saatlik işgünü için yüzbinlerce işçi, iş bırakarak alanlara çıktı.”
Her şeyin eninde sonunda Amerika’ya bağlanmasından öylesine bıkmıştım ki dudak büktüm sanırım. O zaman öykünün tamamını anlattılar:
”Kayıtlara göre 1 Mayıs’ta grev ve gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Irklar arasındaki dayanışma da o gün, en yüksek noktaya ulaştı. Parklarına siyahların giremediği Luizville'de, (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi birlikte yürüdü. İşçiler, yürüyüşten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Buna benzer gösteriler, hemen her eyalet ve kentte görüldü. Gazeteler bu olayı; 'Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu' biçiminde yorumladı.
İşçi sınıfı mücadelesinin Amerika’da 1 Mayıs 1886’da ulaştığı bu düzey, burjuva sınıfını korkuttu. Hareketi provokasyon ve şiddet yoluyla bastırmaya çalıştılar. 1 Mayıs’ı izleyen günlerde polisin saldırıları yoğunlaştı. 3 Mayıs günü işçilerin düzenlediği bir gösteriye saldıran polis, bir göstericiyi katletti. Bu olay işçilerin öfkesini biledi. Haymarket Alanı’nda, yağmura rağmen binlerce işçinin katıldığı bir miting gerçekleştirildi. Mitingin dağılmasına az bir zaman kala bir patlama sesi duyuldu. Polis taburunun önüne bir bomba düşmüştü. Polisler, gösterici kitlenin üzerine rasgele kurşun sıktılar. Alan kan gölüne dönmüştü. Ardından çok sayıda sendikacı ve işçi önderi tutuklandı. Düzmece iddialara dayanan bir tutanak hazırlandı.
Bu olayın sorumlusu olarak, 5'i alanda bile bulunmayan 8 anarşist; August Spies, Samuel Fielden, Albert Richard Parsons, Adolph Fisher, George Engel, Michael Schawab, Louis Lingg ve Oscar Neebe tutuklandılar ve yedisi idama, biri 15 yıl hapis cezasına mahkum edildi.
Uluslararası kampanyalar, iki idam cezasının ömür boyu hapis cezasına çevrilmesini sağladı. Louis Lingg, idamına birkaç gün kala yüzünün yarısı patlayıcılarla yok edilmiş bir halde hücresinde bulundu. Bu olay, ”İdamın hemen öncesinde kendini öldürdü” biçiminde yorumlandı. Albert Parsons, August Spies, George Engel ve Adolph Fischer ise 11 Kasım 1887'de asıldılar...
Cenaze yürüyüşünün yapıldığı yolu, 150 bin ile 500 bin civarında bir kalabalık çevreledi ve cenazelerin gömülmesine 10 bin ile 25 bin arasında bir kalabalık eşlik etti.
14-21 Temmuz 1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonal I. Kongresi’ne katılan Amerikan delegasyonu, 1 Mayıs'ın işçi bayramı olarak kabul edilmesini önerdi. Kongre, 1 Mayıs 1890’da tüm ülkelerde gösteriler yapılmasını kararlaştırdı. Gerek 8 saatlik işgünü talebi için gerekse de 1887’de katledilen dört işçi önderinin anısına birçok ülkede görkemli gösteriler düzenlendi. O günden beri 1 Mayıs, uluslararası dayanışma günü haline geldi.
Bu durum, idam edilen işçi önderlerinden August Spies’i haklı çıkardı. O, idam edilmeden önce ”Mezardaki sessizliğimiz, hayattaki konuşmalarımızdan daha etkili olacaktır” demişti.
O günden sonra....
İşçi sınıfı tarihi, galiba o günden sonra dikkatimi çekti. Bizim tarihimizdeki 1 Mayıs’lar şöyle sıralanıyordu:
1911 yılında Selanik’te; tütün, liman ve pamuk işçileri, gösteri düzenleyerek 1 Mayıs’ı kutladılar. Bir yıl sonra; yani 1912’de İstanbul’da ilk 1 Mayıs kutlaması gerçekleşti. 1 Mayıs'ın yasal olarak Amele/İşçi Bayramı ilan edilmesi, 1923 yılındadır. Türkçedeki ilk 1 Mayıs şiiri de bu yılda, ”Aydınlık” dergisinde yayımlandı. Yazarı Yaşar Nezihe (Bükülmez) olan bu şiir, ”Ey işçi; bugün hür yaşamak hakkı seninken, patronlar o hakkı senin almışlar elinden” dizesiyle başlıyordu. 1924 yılında hükümet, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı. Aynı yıl Aydınlık dergisinde Yaşar Nezihe Hanım’ın bir başka 1 Mayıs şiiri yayımlandı. 1925 yılında ayaklanmalar yüzünden çıkan Takrir-i Sükun Yasası, İşçi Bayramı'nı kutlamayı yasakladı ve uzun yıllar, bu yasak geçerliliğini korudu. 1935 yılında 1 Mayıs'a, ”Bahar ve Çiçek Bayramı” adı verildi ve ücretsiz tatil günü ilan edildi.
Benim katıldığım ilk 1 Mayıs 1976’da , Taksim'de DİSK'in organizasyonuyla gerçekleştirilen 1 Mayıs’tı. Uzun yıllar sonra ilk defa, geniş katılımlı bir 1 Mayıs kutlaması oluşu, bizi; yani Türkiye Yazarlar Sendikası üyelerini eski tütün işçilerinin coşkusuyla tanıştırdı. Ve onların, solgun kırmızı ipek eşarp ve kravatlarıyla... Annemin kırmızı korkusunu anladım. Ertesi yıl da Taksim Meydanı’ndaydım. Bilindiğine göre bu, en geniş katılımlı 1 Mayıs toplantısıydı. İşçi Bayramı'nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul'a gelen yaklaşık 500 bin kişi Taksim Alanı’nı doldurdu. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş, miting de uzamıştı. TYS’nin o dönemki genel sekreteri Adnan Özyalçıner, Cumhuriyet’te nöbette olduğu için yaşlı üyelerle kadın üyeleri, o akşam kutlama yemeğine katılacakları Nahit Hanım’ın evine bıraktı. Biz alandan ayrıldık.
Kanlı 1 Mayıs
Sonradan öğrendiğimize göre saat 19.00 sularında dönemin DİSK başkanı Kemal Türkler (1926-1980) konuşmasının sonuna geldiğinde, etraftan silah sesleri duyulmaya başlamış. Sular İdaresi binasının üstünden açılan ateş sonucu insanlar panik halde kaçışmışlar. Kısa süre sonra Itercontinental Oteli'nin üst katlarından ateş açılmış. Bu kaçışma arasında panzerler de kalabalığın arasına doğru girmeye ve kitleleri sıkıştırarak Kazancı Yokuşu'na itmeye başlamış. Bir kamyonun tıkadığı Kazancı Yokuşu'ndan aşağıya inmeye çalışan kalabalığı korkutmak için bir daha ateş açılmış. İnsanlar, panzerler altında kalarak ve birbirlerini ezerek kaçmaya devam etmiş. Alandakilerden biri, bugün Gülsüm Cengiz adıyla tanıdığınız bir genç öğretmen yazardı.
Sonunda 1 Mayıs'a katılanlardan 34'ü (28 kişi ezilerek ya da boğularak, 5 kişi vurularak, 1 kişi de panzer altında kalarak) yaşamını yitirdi. Yaklaşık 130 kişi de yaralandı. 470 kişi gözaltına alındı, fakat hiçbirinin olayla ilgisi kurulamadı. Bir provokasyon sonucu doğan bu katliamda, ateşi kimin açtığı tam olarak belirlenememiş, olay halen aydınlatılamamıştır. 1977 tarihli 1 Mayıs, tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçti.
1978 yılında yine alandaydık. Ben, işçi eşi olduğunu sandığım bir teyzenin (o zamanki yaşıma göre), yanına silah olarak aldığı şişleri ve tahta saplı döküm düdüklü tencere kapağını unutamıyorum. Polisin; ”Teyze bunlar ne” sorusunu, ”Alana çıkana kadar örgü öreceğim, bizim mahallede bu kapağa uygun lastik bulamadım, arayacağım” diye yanıtlamıştı. İnandıramadı.
1979`da Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul'da miting yapılmasına izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Buna karşın, İstanbul sokaklarında 1 Mayıs korsan olarak kutlandı.
Bu kutlamalardan en önemlisi, Merter’de o dönemin ”Türkiye İşçi Partisi” (TİP) Başkanı Behice Boran’ın katıldığıdır. Boran ve yanındakiler sürüklenerek göz altına alındılar.
Ama İzmir’de 1 mayıs kitlesel olarak kutlandı.
Yasaklı günler
Sonra yasaklı günler geldi; 1981'de Milli Güvenlik Konseyi, 1 Mayıs'ı resmi tatil günü olmaktan çıkararak unutturma yolunu denedi. O gün okula gitmeyen öğrenciler için işlemler yapıldı, hasta olduğunu söyleyenlerden rapor istendi. Taksim Alanı da toplantılar için yasaklı duruma getirildi. Ağır baskı koşulları altında geçen '80’li yılların ilk yarısından sonra 1 Mayıs’lar eylemlerle kutlanmaya başladı. Bunda, '87'den itibaren canlanan ve '89'daki Bahar Eylemleri ile doruğa ulaşan işçi hareketlerinin büyük payı vardır. 1989 1 Mayısı’nda Mehmet Akif Dalcı, polis kurşunuyla 1 Mayıs şehitleri kervanına katıldı. 1990 1 Mayısı’nda ise Gülay Beceren, yine polisin açtığı ateş nedeniyle felç oldu. Tüm saldırı ve baskılara rağmen 1 Mayıs’ların Türkiye’de her yıl daha kitlesel ve coşkulu bir tarzda kutlanmasının önüne geçilemedi. 1996’da Kadıköy’de yapılan 1 Mayıs kutlamalarına, yaklaşık 150 bin kişi katıldı. İnternette şöyle bir dolaşmanız, size şu bilgiyi ulaştıracaktır: ”Eylemin ilk dakikalarında, polisin silahsız göstericilere açtığı ateş sonucu 3 kişi hayatını kaybedince, Kadıköy'de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti. Bu olaydan sonra Kadıköy, 2005 yılına kadar 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı. Ayrıca telsizinin sesini açık unutan bir sivil polisin, göstericileri oldukça şiddetli bir şekilde dövmesini, Star Televizyonu'nun naklen duyurması ve diğer polis arkadaşlarının da eğlenerek seyrettiği bir linç girişimini de naklen yayınlamasıyla hafızalara kazınmıştır.”
Bu satırları Almanya’dan yazıyorum. Almanya’da önemli bir 1 Mayıs olayı da 1929’da Berlin’de yaşanmış, SDP’li; yani Sosyal Demokrat İçişleri Bakanı Noske, polise, göstericilerin üstüne ateş açması emrini vermiş. Bir katliam. 1933’te de Nazi usulü bir 1 Mayıs kutlaması var. İktidardaki Nazi Partisi, o günü tatil ve ”Ulusal İşçi Günü” ilan etmiş. Gösterilere destek vermiş ve 1 Mayıs, görkemli törenlerle kutlanmış. Ertesi gün de tüm sendika merkezleri işgal edilip varlıklarına el konulmuş, sendika liderleri tutuklanmış.
Bugün Almanya’daki emekçiler, 1 Mayıs çağrısını yasal asgari ücret talebi için yapıyor. Afişlerde paspas ve süpürgeden yapılmış bir çift yer alıyor. Bizim, yani Türkiye’deki Türkiyeli emekçilerin talebi ise belli: ”Halkların kardeşliği ve sendikal haklar için birleşelim!”
Hep birlikte 1 Mayıs'a! Gücümüzü, birlikteliğin gücünü göstermeye!..
Sennur Sezer
www.evrensel.net