kısa film özgür ve cana yakındır

Kısa film, tiraj kaygısı gütmediği için en özgür hikayelerin anlatıldığı platform. Çünkü uzun metrajlı filmlerde çok fazla tehdit altındasınız. Herkesi mutlu etmeye kalkışınca stres büyüyor ve film, başladığı noktadan çok daha farklı bir noktada tamamlanıyor.



ayçe kartal
Ankara Film Festivali Kısa Film Yarışması’nda, ‘Canlandırma’ kategorisinde birinci olan Ayçe Kartal, “Beyinsiz” filminde; beyni olmayan birinin, doktor tavsiyesiyle beyin yemeye başlayıp dünyadaki tüm beyinleri yiyerek beyinsiz bir insan topluluğu oluşturmasını anlatıyor. Filmini ve sinema anlayışını konuştuğumuz Kartal, kısa filmin, izleyici ve ticari kaygıylarla çekilmediği için en özgür hikayelerin anlatıldığı bir platform olduğunu söylüyor. Kartal, Kültür Bakanlığı’nın kısa filmciliğe destek vermemesini de eleştiriyor.

“Beyinsiz” filminiz, 18. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ödül aldı. Filminizi bize anlatabilir misiniz? Konusunu ve filmi nasıl kurguladığınızı öğrenebilir miyiz?

Bir gün gökten bir çocuk düşer ve onu bir aile evlat edinir. Ailece geçirdikleri güzel günlerden sonra çocukta tuhaf davranışlar belirir. Yapılan tetkiklerinden sonra, çocuğun kafasının içinde beyin olmadığı tespit edilir. Verilen tedavi, bol bol beyin yemesidir ve çocuk bolca beyin yemeye başlar. Fakat bir gün tabağında yiyecek beyni kalmaz ve insanların beynini yemeye başlar. Sonuç olarak tüm dünyanın beyni yenmiştir. Artık herkes beyinsizdir. Filmin tüm aşamaları, senaryo da dahil olmak üzere, benim tarafımdan yaratıldı. Basit bir mantıktan yola çıkarak gelişen film, bir beyinsizin bin beyinsiz haline gelmesini anlatıyor. Genelde filmlerim, bulunduğumuz dünyanın sorunlarını yansıtır. Sevimli bir film gibi seyredilir. Güldürür, eğlendirir ama alttan alttan iğnelerle doludur “Beyinsiz”.

Bugüne kadar yalnızca canlandırma kısa filmler mi çektiniz?


Lisans eğitimimi Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Animasyon Bölümü’nde tamamladım. Daha sonra Avustralya Sydney’de, sinema ve dijital sanatlar eğitimi doktora hazırlık programı eğitimi aldım. Bu eğitimimden sonra sinema filmlerine daha da yakınlaşmış hissettim kendimi. Bundan sonra değişik kategorilerden sinema yaklaşımlarına girmeyi düşünüyorum. Ancak tabanımda animasyon sevgisi ve eğitimi olduğu için animasyon filmleri yapmaktan da vazgeçemiyorum.

Kısa film sizin için ne ifade ediyor?

Sinema bence, hayat denen kurgunun içinde açılmış diğer kurgular penceresi. Kısa filmin anlamı, her ne kadar amatör film olarak düşünülse de dünyada profesyonel sanatçıların oynadığı ve önemli yönetmenlerin ismi altında çekilmiş çok fazla kısa film var.
Bence kısa film, tiraj kaygısı gütmediği için en özgür hikayelerin anlatıldığı platform. Çünkü uzun metrajlı filmlerde çok fazla tehdit altındasınız. İzleyicinin kalitesine hitap etmelisiniz ki film satsın.
Herkesi mutlu etmeye kalkışınca stres büyüyor ve film, başladığı noktadan çok daha farklı bir noktada tamamlanıyor. İşte kısa filmde bu tür problemler yok; rahat, özgür ve cana yakın, derdini alternatif şekillerde ortaya koyabilen filmler ortaya çıkıyor.

Kısa filmin, hem yönetmen hem de izleyici açısından önemi, ayrıcalığı nedir?


Aslında her şey reklam, reklam, reklam. Filmim “Beyinsiz”, bu sene Cannes Film Festivali Türkiye Kısaları içinde yer alıyor. Cannes Film Festivali, uzun metrajdan kısa metraja kadar tüm kategorileri içinde barındırıyor ve bilindiği üzere önemli bir festival. Neden dünyanın en önemli isimlerini, yönetmenlerini orada görüyoruz? Çünkü bütçesi çok yüksek, önemli isimleri, önemli yerlerde ağırlayabiliyorlar, dünya basınına duyuruyorlar, ödülleri de teşvik edici.
Biz de Türkiye olarak bu tür festivaller yaparsak, konuklarımız Steven Spielberg, Martin Scorsese olursa, bakın o zaman kaç yüz bin kişi geliyor o festivale; bakın o zaman Türkiye’de çekilmiş uzun metrajlı filmlere giden izleyici sayısından, kaç kat daha fazla izleyici kısa filmleri zevkle seyrediyor.
Bu işler böyle yürüyor dünyada, ama bizim devletimiz, milletimiz hep sonuçları sorgular. Asıl mevzu, sonuçları yaratan sebeplerdir. Yatırım yapıldığında, destekler sonuna kadar verildiğinde izleyici de toplarsınız, sansasyon da yaratırsınız, para da kazanırsınız.

Film festivalleri, kısa; canlandırma, kurmaca, deneysel ve belgesel filmlerin kendine yer bulduğu ve kendini tartabildiği bir işleve sahip. Katılıyor musunuz ve yeterli midir?


10 sene öncesinde Oscar törenlerinde “canlandırma” diye bir kategori yoktu. Şimdi ise canlandırma kategorisi, uzun metrajlı ve kısa metrajlı olarak kendi içinde dallara bile ayrıldı. Zor diye bir şey yok.
Türkiye geriden geldiği için her şeyi 10 sene önceki bilgilerimizle değerlendiriyoruz. Şu an geniş ve büyük bir adım atın ve aradaki farkı kapatın. Türkiye bunu yapmak istemiyor. Gözünde büyüyor, tabii Kültür Bakanlığı, sanatın önemini arkeolojik kazılardan çıkan vazolar olarak gördüğü müddetçe, var olan sanat değerleri bile tehlikeye girecektir.
Örneğin Fransa halkı, tüm geçim kaynağını sadece Paris’teki müze, sanat galerileri, şatolar ve saraylardan gelen gelirlerle sağlayabiliyor. Eyfel Kulesi ile Louvre Müzesi’nin, Fransa’ya getirdiği bir günlük gelir, -eski parayla- 1 trilyona yakın. İşte sanatta böyle para kazanan, böyle sükse yapan ülkeler var. Değer verip sahip çıkılır ve dünyaya duyurulursa, her şeye yer bulunur; izleyicisi de olur, sinemada yeri de olur.

Ankara Film Festivali’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?


2006 yılında Türkiye’deki tüm festivallere katıldım ve hemen hemen hepsinden birincilik ödülü aldım.
Yurtdışında da jürili 12 festivale girdi film ve birçok başarı elde etti. Açıkçası festivaller konusunda profesyonelleştim; festival kalitelerini ve yaklaşımlarını ölçebilecek konumdayım.
Ankara Film Festivali’nin, bildiğim ve hissedilen en büyük sorunu maddi destek. Festivallerin ayakta kalması ve daha çok maddi desteğe sahip olabilmesi, katılım oranlarına çok bağlı.
Ancak şöyle bir kısır döngü oluşuyor. Festivalin teşvik edici ödülleri olmadığında, katılım oranı istenilen kadar yükselmiyor. Katılım oranı düşük olunca, sponsor destekleri az oluyor. Ankara Film Festivali son senelerde can çekişen bir festival. Türkiye’nin başkenti Ankara’nın her türlü zenginliğini yansıtması gereken bu festival, malesef birinci yaşına girmiş çok genç festivallerin gerisinde kalıyor. Sanat ve bilim, bir ülkenin en önemli reklam kaynağıdır; dolayısıyla yurtdışına açılma imkanıdır. Eğer destek vermezseniz hiçbir şey alamazsınız. Güçlü sesler yaymak istiyorsanız güçlü yatırımlar yapmalısınız.

avustralya’da eğitim gördü
18. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin, Kısa Film Yarışması Canlandırma kategorisinde birinci olan, “Beyinsiz” filminin yönetmeni Ayçe Kartal, 1977’de Eskişehir’de doğdu. 2000 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Canlandırma Sanatları Bölümü’nden mezun olan Kartal, 2000 yılında akademik kariyerine aynı bölümde başladı ve 2006 yılında, Avustralya Sydney’de Sinema ve Dijital Sanatlar Bölümü’nde doktora hazırlık programı eğitimini sürdürdü. Hareketli görsel sanatlar alanında çalışmalarını sürdüren Kartal’ın kısa filmleri, birçok festivalde ödül aldı.

Şiar Can Şener
www.evrensel.net