HAYATIN İÇİNDEN

HAYATIN İÇİNDEN

  • Bir 6 Mayıs sabahıydı. 3 fidan yaşasaydı 30'lu yaşlarının henüz başlarında olacaklardı o sabah.


    Bir 6 Mayıs sabahıydı.
    3 fidan yaşasaydı 30'lu yaşlarının henüz başlarında olacaklardı o sabah. "Gençtiler. Ama büyük gibiydiler. Kollarına giren askerler kadardılar belki" diye düşündü.
    Henüz çok erkendi. Sokakta kimsecikler yoktu. 3 fidanı ilk tanıdığında orta okul öğrencisiydi. Duvarlardaki afişlerden, gazetelerdeki ilanlardan tanıyordu Deniz'i. Mahcup bakışlarını sevmişti Hüseyin'in. Yusuf, sokakta gördüğü bin kişiden binine de benziyor gibiydi; tam bizden.
    Tam altı yıl geçmişti bu güne o kara günden.
    Sonra tekrar eve girdi. Bir kova ilaçlı tutkal, bir uzun saplı fırça, birkaç kağıt afiş tekrar çıktı yola.
    "Tanımalı" diyordu içinden heyecanla. "Tüm gençler tanımalı önce yüzlerini bu üç cesur insanın."
    Bir süre yürüdüler gözleri duvarlarda. Kulaklarında çınladı mahpushane avlusunda haykıran gür sesler; Tam Bağımsız Türkiye.
    Ve hatırladı o uğursuz celladı. Hani ölüm uzun sürsün diye ilmeği ustaca bağlayan o sırtlanı. Ve avluda ölüme alkış tutan o satılmış ruhları. Türklük postuna bürünmüş o Amerikan soytarılarını.
    Bir bir gözünün önünden geçti "İdam" diye ayağa fırlayan Washington memurları.
    Hızla sokakları geçip ana caddeye çıktı. Öyle yerlere asmalıydı ki afişleri, dost düşman tekrar görmeliydi Deniz'leri.
    Durdu. Tutkalı ustaca duvara sürdü. Sonra tüm gece uğraşıp ipek baskıyla ürettikleri afişi fırçaya kıvırıverdi, ta yükseklere kaldırmak için Deniz'leri.
    Sabah henüz erkendi. Bir, iki derken çoğalıverdi Yusuf’lar duvarlarda. Yanında Hüseyin. Hüseyin’ler.
    İdam sehpasına yürürken bu gençler, şaraplarını şerefe kaldırıyordu okyanus ötesindeki şefler. Henüz belki daha küçüktü bu günkü büyükler; Erdoğan'lar, Gül'ler.
    Şefler kadehlerini tokuşturdular. "Türkiye bu pembe yanaklıların, badem bıyıklıların olmalı" diye düşündüler.
    Afişi hırsla bastırdı duvara bir daha hiç çıkmasın diye tıpkı 30 yıl önceki gibi.
    "Ve", diye düşündü. "Ne güzel. Yeniden ve daha çok doğuyor Yusuf’lar, Hüseyin’ler, Deniz’ler. Birer birer ölürken şefler."
    Arif Nacaroğlu
    www.evrensel.net