Bütün generaller birbirine benziyor

General Electric, Halil İncesu’nun yaklaşık yedi yıldır neredeyse her gün Gündem gazetesine çizdiği çizgi bandı.


General Electric, Halil İncesu’nun yaklaşık yedi yıldır neredeyse her gün Gündem gazetesine çizdiği çizgi bandı. Ve şimdi, Aram Yayınları’nca bir kitapta toplanarak okura sunuldu. Kitabı, her nerede olursa olsun, iktidarlardan zulüm ve eziyet görmüş, acı çekmiş ve çekmekte olanlara ithaf eden Halil İncesu, profesyonel çizgi hayatına Gırgır dergisiyle başlamış. Çarşaf, Fırt, Dıgıl gibi dönemin önemli mizah dergilerinde çizmiş. 1992 yılında Türkiye’de çıkmış ilk Kürt mizah dergisi Tewlo’yu çıkaranlar arasında yer almış ve Gündem gazetesinde General Electric’i her gün çizmeye devam ediyor. Şimdiye kadar çizdiği karikatürler yüzünden hakkında yaklaşık 250 dava açılan Halil İncesu’yla General Electric üzerine söyleştik.

General Electric tiplemesi neyi dert edinerek ortaya çıktı?
Bu ülkede iktidar olgusunu anlatacaksam, çizeceksem “bunu nasıl yapmalıyım” diye düşünüp üzerine çalıştığımda, bunun bir general olabileceğine karar verdim. İktidarı pek çok kurum temsil ediyordu: Başbakan, Cumhurbaşkanı... Ama bunların da üstünde, etkisi çok daha kapsayıcı, gölgesi bütün kurumların üstüne düşen bir güç vardı, o da askerdi. Gerçek iktidarı asker temsil ediyordu. Hani suyunun suyunu ya da aslın gölgesini çizmektense direkt iktidarın gerçek sahibini çizmek daha doğru geldi. General Electric, iktidarı temsil eden bir figür ama yalnızca belli bir odağı anlatmıyor. Toplumsal bir ilişki haline gelmiş bir olguyu, herkese sirayet etmiş içimizdeki faşizmi asıl olarak temsil ediyor. Bu ülkede yaşayan hemen hemen herkesi temsil eden, bir anlamda yurdum insanının rafine olmuş hali... Bu anlamda General Electric, okurun kendi içindeki faşizmle hesaplaşmasına, yüzleşmesine de vesile olmak istiyor. Bir taraftan da faşizmin korkunç olduğu kadar gülünç, akıl dışı olduğunu gösterme çabasında.

Yaratış sürecinden bahseder misiniz?
Mizahta, karikatürde derdim; başından beri hep iktidar meselesi oldu. Daha önce çizdiğim karikatürlerdeki pek çok tip General’in çeşitli biçimleriydi zaten. Tanıdığımız, bildiğimiz bir general değil... “Doğan Güreş mi” ya da “Kenan Evren mi” diye soranlar oldu. Hiçbiri, yani birinin portresi değil. Birini düşünerek yapmadım. Onların hiçbiri değil ama aynı zamanda hepsi. Generalliği, yani tahakkümü anlatan bir karakter, bir sembol kişilik benim General’im. General tipi ilk çizgilerimde daha abartılıydı; kostümleriyle olsun, görünüşüyle olsun. Sonra çizdikçe kendi içinde belli bir tipe evrilmeye başladı. Bu, tipin kendiliğinden oluşmasıyla ilgili bir şey. Baştan hesaplamadım bunu, doğal bir süreç... En sonunda bir bant kahramanı olarak, belli bir tip olarak kendini buldu.
Etki alanı abartılı tabii. Mesela kurban kesiliyor; bu, “Bırakın ben keseyim, böyle değil şöyle kesilir” diyen, her şeye hakim bir general. Yalnızca toplumsal hayata değil canlı cansız her şeye; hayvanlara, doğaya da askeri mantıkla çeki düzen veren, hükmedebileceğini sanan bir general bu. İşin kötüsü, buna tüm kalbiyle de inanıyor. Başlarda kışladaydı, askerlerin arasındaydı. İzleyenler, okurlar bu haliyle çokça anlayamadılar. Kışladaki askeri disiplinin, mantığın anlaşılır ve kendi içinde yadırganmayacak bir şey olmasından olsa gerek. Bir süre sonra kışladan çıkarıp sosyal hayata sokunca, daha çok anlaşıldı ve “sevildi”... Bir apartmanda oturuyor, komşuları ve bir köpeği var... Sürekli kapıştığı bir kapıcısı var... Karısıyla, başka insanlarla, çocuklarla karşı karşıya geliyor... Her nerede bulunursa bulunsun tam tekmil, üniformasıyla hayatın her türlü belirtisine, doğaya bile müdahale eden bir general arzı endam eyledi.

Kitapta “General’in en belirgin özelliği, ters bir elektriğe sahip olmasıydı” demişsiniz. Ne anlama geliyor bu?
Dediğim gibi, okurlar bir süre anlayamadılar General’i. Çünkü tersten okunan bir mantığa sahipti. Sıradan, düz bir okumayla sanki resmi ideolojinin söylemlerini üretiyormuşum gibi görünüyordu. Orada çizilenler, yaşananlar, abartılı da olsa her gün yaşadığımız ve olağanlaşmış hikayeler... Korkunçluğu, dehşet vericiliği de buradan geliyor. General’in mantığını tersten okumak lazım. General’in ağzından çıkan her şey, tersten bakıldığında General’in temsil ettiği her şeyi eleştiren bir şey. Daha sonra General’i hayatın içine çekip kapıcıyla ilişkilendirince daha anlaşılır oldu. Tersten okumadıkça yanlış anlaşılabiliyor. Bir kez HADEP’ten bir arkadaş gelmişti gazeteye. “İnanmıyorum Halil arkadaş, gerçekten böyle mi düşünüyorsun” demişti. Benim böyle düşündüğümü sanıyor, oradaki eleştirel mantığı tam okuyamıyor. İnsanların kavraması zaman aldı ama sonra çok sevdiler.

Emekli olduğu halde üniforması hep üzerinde General’in, hiç çıkarmıyor...
Emekli değil, “Asker emekli olmaz” diyor... Biz de gerçek hayatta zaten görüyoruz emekli askerleri. En bildik örneği Veli Küçük işte...

Evet, kışlada kaldıkça biz, yalnızca askerlikle ilgili bir tahakkümü algılıyoruz... General’i kışlanın dışına, günlük hayata, diğer insanların içine çıkarmanız daha etkili kılmış anlatmak istediğinizi. Diğer insanlarla olan ilişkisinde iktidarın, askeri vesayetin bu ülkede ne mene bir şey olduğunu görebiliyoruz... Diğer tipler üzerine de konuşalım mı? Karısı, kapıcı, köpeği falan...
General’le birlikte mekanlar, insanlar, doğa ve tabii ki en yakınları, eşi, kapıcı, köpeği, çocuklar, diğer insanlar hepsi, ama hepsi iktidarı, tahakkümü görünür kılıyorlar. Bunlar olmazsa biz “General’in”, “generalliğin” ne olduğunu tam olarak bilemeyeceğiz belki.
Kapıcı, Kürtleri temsil eden biri. Kürtlerin şahsında, en alttakileri ve muhalif olanları temsil ediyor. Başlarda birkaç kez göründü, daha sonra da bir kez görünmek zorunda kaldı ama daha çok sesiyle var olan biri, cismi yok yani. Aynı şekilde General’in karısı da öyle. Bu yolu şu yüzden seçtim: Onları çizmeyi doğru bulmadım. Belli çizgileri olan bir kapıcı, General’in eşi çizmiş olsaydım, bu tipler beni sınırlayacaktı ve onlarla General arasında sürecek bir hikaye ortaya çıkacaktı. Sen somut bir şey çizdiğinde bu sefer onun üzerinde düşünmeye başlıyorsun. Benim için kapıcı tüm muhalifleri, General’in eşi de vicdanı sembolize eden ve sesleriyle “görünen” karakterler... Kapıcı, sadece karşıtının tahakkümünü eleştiren biri değil, kendi içindeki tahakküme de karşı çıkabilen bir karakter. Kapıcının sevilmesinin sebebi de bu sanıyorum...
General’in karısı vicdanı temsil eden, naif bir tip. Hani General’in karısıysa onun düşüncelerine ortak olması beklenir... Gerçekte belki böyledir de. Ama ben, bütün iktidarları, erkek egemenliğini de temsil eden General’in karşısına, genel olarak vicdanı, barışçılığı, naifliği temsil eden kadını, General’in karısı olarak çıkardım. General mesela, dünya kadınlar gününü hiç kabul etmiyor. Bunun yerine ‘dünya erkek olmayanlar günü’ diyor.

Bu ismi seçmenizin nedeni ne peki?
Ben, Türkiye’de kimin general olacağına ülke içinde karar verilmediğini düşünüyorum. “General Electic” herkesçe bilinen, dünyanın en büyük Amerikan şirketlerinden birinin adı. Dünya üzerindeki her iktidarın sermaye ile olan ilişkisine bir gönderme bu isim bir yerde. Uluslararası sermayenin, emperyalizmin bir biçimde destekleyip iktidar yapığı generalleri düşününce, birbirlerine benzemiyorlar mı sence? Franco, Pinochet, bizde Kenan Evren, hepsinin de yüzünde kör bir ışık yok mu? (İstanbul/EVRENSEL)
Mizah ve Kürt mizahı üzerine

Acıyla komiği ölçülü karıştırınca mizah oluyor. Ağlayacak mısın, gülecek misin bilemezsin, mizah buradan doğuyor. Bu bakımdan mizah ciddi bir iştir. Latince “saldırı, acımasız eleştiri” diye tanımlanıyor. Lafını söylerken çok direkt söylemek. Gırgır, bunun içindir ki 12 Eylül’de ilk kapatılan dergilerden biridir. Benim mizah anlayışım, direkt iktidarın eleştirilmesidir. Hani biri iktidar erki içinde bir yer ediniyordur, onu bu bakımdan eleştiririm. Birinin kişisel eksiklikleri espri konusu edilerek mizah yapılamaz. Kişisel eleştiriyi mizah saymam. Mizah, trajikomik bir şey olmalı bana göre.

Mizahın Kürt olanından söz edebilir miyiz?
Karikatürcüler Derneği’nin çıkardığı bir dergi vardı “Karikatürk” diye. Ben bunu çok saçma bulmuştum. Bence karikatür herkesin malı. Ben “Karikakürt” diye bir dergi çıkarsalar da karşı olurdum. Sen bir karikatür yaparsın, Türksün diye ‘Türk karikatür’ mü olur?! Her kültürel öğe, elbette içinde yer aldığı toplumun özelliklerini taşır. Ama bunu illa etnikleştirmek bana çok doğru gelmiyor. Kürt mizahı değil de Kürtçe mizah desek, bana daha doğruymuş gibi geliyor. Biz 1992’lerde Tewlo isminde bir mizah dergisi çıkardık. Burada yer alan arkadaşların hiçbirisinin Kürt mizahını biz yapıyoruz gibi bir iddiası yoktu. Biz yalnızca Kürtçe ile de mizah yapılabileceğini göstermek istedik...
Mustafa Akyol
www.evrensel.net