GÖZLEMEVİ

  • Ve Diğer Şeyler Topluluğu’nun; Yeşim Özsoy Gülan’ın yazdığı ve yönettiği “Son Dünya” başlıklı oyununda, Nuh Hava Yolları’na ait 71/71 sefer sayılı uçak, bilinmeyen bir bölgede düşüyor, üç yolcu, bu düşüşün ardından birbirinden habersiz kendilerini, ne zamanın ne de mekânın olmadığı bir yerde buluyorlar.


    Ve Diğer Şeyler Topluluğu’nun; Yeşim Özsoy Gülan’ın yazdığı ve yönettiği “Son Dünya” başlıklı oyununda, Nuh Hava Yolları’na ait 71/71 sefer sayılı uçak, bilinmeyen bir bölgede düşüyor, üç yolcu, bu düşüşün ardından birbirinden habersiz kendilerini, ne zamanın ne de mekânın olmadığı bir yerde buluyorlar. Kendilerini buldukları yer neresiyse o yerde, yaşadıkları olayları değerlendiriyorlar. Değerlendirme sırasında Kadın (Perihan Kurtoğlu) Doğu’yu, Erkek (Ulgar Manzakoğlu) Batı’yı, Üçüncü Şahıs (Deniz Özmen) ise ikisinin arasını temsil ediyor. İyi de neredeler? Zaman durmuş mu, ölmüşler mi, Araf’talar mı, bilinmiyor. Yani Yeşim Özsoy Gülan, “Son Dünya”sı ile de tiyatromuzda gene yeni ve köklü bir söylem peşinde koşuyor. Ortaya yeni bir metin atıyor, disiplinler arası bir yolda ilerlemeyi sürdürüyor.

    Dünya çöktüğünde
    “Son Dünya”, prömiyerini 15. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapmıştı. Görememiştim. Sonunda Beyoğlu Yeni Melek’teki gösterimini yakaladım. Nuh’un gemisine, dolayısıyla “Nuh Tufanı”na, sefer sayısıyla da Kuran-ı Kerim’deki “Kıyamet Suresi”ne gönderme/ler yapmıştı Yeşim Özsoy Gülan; dünyanın sonunun geldiğine, dolayısıyla insan yaşamının sonuna odaklanmıştı. Gerçekten de oyunu izlerken ister istemez dünyamızda süregelen savaşları, ciddiyetini artırarak gelişen küresel ısınmayı düşünerek ölümle yüzleştim. Uçak düşerse, yani bir anlamda dünya çökerse ne Doğu kalacak, ne de Batı. Öyle değil mi ama?

    Durdurulamaz gerçekler
    Yeşim Özsoy Gülan, oyunu yazarken T. S. Eliot’un Yaşar Gönenç çevirisi “Çorak Ülke” şiirinden yola çıkmış, ama Kuran-ı Kerim’den Shakespeare’e, Dante’den Özen Yula’ya, Farabi’den Fuzuli’ye geniş bir yelpazeden yararlanmış. Hint, Afrika, Anadolu efsanelerini kullanmış. Öykülere, şiirlere, anlatılara yaslanmış. Referans tümceleri metin içinde bir güzel harmanlamış. Anlatıcı’nın (Elif Ongan Tekçe) baktığı kahve falıyla “kehanet”i, “kutsal güç”ü vurgulamış. Düşen uçağı görüyor Anlatıcı. Üç karakterin yaşadıklarını da… Kahve fincanının içine bakarak kehanetlerde bulunuyor. Esasında seyirci görüyor ve pek de güzel anlıyor, kehanet değil Anlatıcı’nın anlattıkları. Bir anlamda “dur” diyemediğimiz gerçekler bunlar.

    Oyun uçak havalanmadan başlıyor
    Yeşim Özsoy Gülan, başarılı metnine yönetmen olarak da farklı bir yöntem uygulamış. Oyunculardan üçü oyun boyunca tavanda asılı kalmakta. Bu seçimi ilginçlik olarak yaptığı kanısına kapılmayacak kadar iyi tanıdığımı sanıyorum Yeşim Özsoy Gülan tiyatrosunu. Kendi içinde kendi kurallarını aşıyor Gülan. Zaman ve mekân algısını bu yolla kaldırıyor. İnanıyorum ki oyunu bu nedenle boşlukta oynatıyor ve amacına “bihakkın” ulaşıyor. Seyirciyi oyunun havasıyla daha fuayede buluşturuyor. İzleyici kendisini uçağa binmek üzere havalimanına gelmiş gibi duyumsuyor. Bir örnek giyimli güvenlik görevlileri, fuayede uçağa binişin beklenmesi, sürekli anonslar… Salona girildiğinde host (Emre Yetim, Alper Saldıran, Yunus Emre Yıldırımer) ve hosteslerce (Ege Maltepe, Ece Güzel) karşılanıyor seyirci, yerlerine oturtuluyor. Buraya kadar her şey iyi, güzel de uçak içindeki bilgilendirme aşamasında host ve hosteslerin yaptıkları komiklikler pek yavan kalıyor.

    Işık ve “sahne yerleştirme”
    Ülkemizin önde gelen ışık tasarımcılarından Enver Başar’ın çalışmasına hiçbir sözüm yok da host ve hosteslerin uçak içindeki bilgilendirme tablosunda “soffitto”dan (sofito değil) salona doğru neden mavi ışık verdiğini doğrusu anlayamadım. Seyirci, sahne altında gerçekleştirilen bu tablo boyunca elini ya da oyun broşürünü gözüne siper ediyor. Başar, bu durumu gözden geçirmeli derim ben. Burçak Ertem’in kostümleri iyi. Genco Gülan’ın “sahne yerleştirmesi”, bütüncül görsel etkinin bir parçası olarak övgüyü hak ediyor. Oyuncuların yerden metrelerce yükseklikte tavana asılı oynamaları ve uçak parçalarının yerleştirilişleri, hiç kuşkum yok ki oyunla iletilmek istenen düşüncenin ve bu düşünceyi aktarış biçiminin birer parçası. Genco Gülan’ın anlayışı, göstergebilimin parça-parça ve parça-bütün ilişkisi mantığıyla da örtüşmekte. John Plenge’ın ses tasarımı kusursuz.

    Oyuncular
    Host ve hostesleri canlandıran genç oyuncular, ne verilmişse almışlar, görevlerini yapıyorlar. Elif Ongan Tekçe, Anlatıcı’ya üstünyönelimi çerçevesinde nasıl biçim vereceğini bilmiş. Oyuncunun sesinin çözümlenmesi, elbette ki “jestüel”den daha zor bir iş. Adam’a can veren Ulgar Manzakoğlu’nun oyunculuğuna sözüm yok, ama ses aygıtını derinlemesine tanıması gerektiği kanısındayım. Erkek’i daha belirginleştirmek için sesinin parametrelerini değiştirmesi gerekiyor, gerekiyor gerekmesine de olmuyor. Üçüncü Şahıs’ta Deniz Özmen, rolünün içsel yüzeylerini sadece gözleri, yüz ifadesi ve sesiyle değil gövdesini de kontrol altında tutarak seyircisine aktarmayı başarıyor.

    Mesci, Alganlar ve Keskin Kurtoğlu’nu izlemeli
    Perihan Kurtoğlu’na gelince, oyununu öncelikle kendisinin tiyatro eğitmeni olduğunu öğrendiğim Sevgili Ayşe Emel Mesçi’nin izlemesini isterim. Göğsünü germesi için. Sonra da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Tiyatro Araştırmaları Laboratuvarı’na (TAL) yıllarını veren ve o çatı altında nice Kurtoğlu’ları yetiştiren, ancak günün birinde vefasızlık, acımasızlık, kıskançlık, duyarsızlık örneği vermek istercesine tiyatrodaki odalarının kilidi yöneticilerce akşamdan değiştirilmek suretiyle sabah kapıya konulan değerlerin; Ayla Algan’ın, Beklan Algan’ın, Erol Keskin’in izlenmelerini isterim. Övünmeleri için.
    Perihan Kurtoğlu, içsel varlığının her parçasını doygunlaştırmasını öğrenmiş. Derece derece gizemli “ben”ine, en içlerdeki derinliklerine ulaşıyor. İşte şuracığa yazıyorum ve de Kurtoğlu’nu mercek altına alıyorum. Yakın gelecekte üstünyönelimi coşkusal olarak deneyebilecek bir oyuncu o. Görev aldığı oyunun ruhunu tümüyle içselleştirebilecek, oyun metniyle kendisinin sentezini yapabilecek bir yetenek…
    Pilot’u seslendiren Yıldıray Şahinler mi dediniz? Sesine dirlik.
    Üstün Akmen
    www.evrensel.net