Umudu tükenmeyenlerin türküsüne devam

Sırrı Süreyya Önder ile Muharrem Gülmez’in yönettiği ve Özgü Namal, Cezmi Baskın, Nazmi Kırık ile Meral Okay’ın oynadığı ‘Beynelmilel’ son olarak Ankara Film Festivali’nden en iyi film ve en iyi senaryo ödülüyle döndü.


Sırrı Süreyya Önder ile Muharrem Gülmez’in yönettiği ve Özgü Namal, Cezmi Baskın, Nazmi Kırık ile Meral Okay’ın oynadığı ‘Beynelmilel’ son olarak Ankara Film Festivali’nden en iyi film ve en iyi senaryo ödülüyle döndü. 1982 yılında Adıyaman’da bir grup yerel müzisyenin başına gelen traji-komik olayları anlatan film, filminiz kısa bir süre önce ikinci defa gösterime girmişti. Moskova Film Festivali’nde yarışacak olan Beynelmilel, ayrıca Kanada’da 30. Montreal Dünya Film Festivali’nde de gösterilecek. Filmin yönetmeni ve senaristi Sırrı Süreyya Önder’le filmlerini ve yeni projelerini konuştuk.
Nasıl bir çocukluk yaşadınız? Ut, cümbüş, bağlama çalmaya dek varan müzik maceranız nasıl başladı?
Adıyaman’da doğdum. Babam 1970 yılında öldüğünde sekiz yaşındaydım ve dört kardeşin en büyüğüydüm. Babam ölene kadar, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) il başkanıydı... Sosyalist bir gelenekten geliyorum. Babam öldükten sonra hayli sıkıntılı ve yoksul bir çocukluk geçirdik. Müziğe merakım da o yıllarda bir liman olma fonksiyonuyla başladı. Önce bağlama, daha sonra ut, cümbüş... Öyle devam etti.

Müzikle iç içe geçen yıllarınızı, yazma, sinema, oyunculuk konusundaki yeteneklerinizi göz önüne alınca, üniversite eğitimi için tercihiniz neden Siyasal Bilgiler Fakültesi oldu?
Siyasal’ı tercih etmeme yoksulluk sebeptir. Çünkü hem okuyup hem çalışmak zorunda kaldığım için devam mecburiyeti olmayan bir okulu tercih etmem gerekiyordu. Bu yüzden siyasalı tercih ettim.

12 Eylül 1980 ve sonrasında neler yaşadınız?
Bir müddet firari gezdim, sonra yakalandım ve cezaevine girdim. 12 yıl hapse mahkum oldum. Muhtelif cezaevlerinde cezayı tamamladım. Çıktıktan sonra ağır işsizlik, ticaret denemeleri, işçilik, şoförlük, yurtdışında inşaatlar derken, hep devam eden yazma tutkusu önce senaryo yazımına, sonra tamamen sinema yapmaya yöneldi.

Bizzat kendinizin de yaşadığı acılı bir dönemi anlatırken, mizahi bir dili tercih etmenizin nedenlerinden söz eder misiniz?
Mizah, yapısı gereği muhalif bir dildir. Bir de, bizim beslendiğimiz kaynaklar, “acıyı bal eyleme” hünerine sahiptiler. Bu ikisi yatkınlıkla birleşince böyle bir dil kurdum.

Sulu bir komedi olma riskini rahatlıkla bertaraf etmiş, masalsı dile sahip bir film Beynelmilel. 12 Eylül 1980’de henüz doğmamış bir kuşağın da potansiyel seyirci olduğu gerçeğinden yola çıkarak, filmde meramınızı yeterince anlattığınızı düşünüyor musunuz?
Yazdığım ilk senaryo ve çektiğim ilk film olduğunu göz önünde bulundurursak başarılı diyebiliriz. Tüm eksiklerine ve çapaklarına rağmen samimi bir üretim oldu.

Sanatçı, yaşadığı çağı kendine dert edinen, soru sormayı ve yanıt aramayı boynunun borcu bilen kişidir, diyebilir miyiz? Bu çerçevede sanatçının durduğu yer ile yapıtları arasındaki ilişkiye dair düşünceleriniz neler?
Birinci soruya “evet” yanıtını gönül rahatlığıyla vermeliyiz. Gel gelelim, durulan yer ve yapıtları arasındaki ilişkiye geldiğimizde, bir genelleme yapmak güç gibi geliyor bana. Çok yönlü bir ilişki vardır. Eğitiminiz ve imanınız son kararı verir, demek daha isabetli bir saptama olur herhalde.

Mezarı başında oğlunu andığı için suçu ve suçluyu övmekten yargılanan, idam edilen oğullarının kendilerine yazdığı son mektuplarını talep eden annelerin sesine kulak verdiğimizde, yazılı yazısız yasalarıyla sürmekte olan 12 Eylül döneminin henüz tarih olmadığından söz edebilir miyiz? Bu durumun sanat ürünlerine yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
12 Eylül, ancak darbecileri yargılanıp, bu ülkeye verdikleri zararın hesabı sorulursa tarih olur. Bu yapılmadan tarih olduğunu söylemek imkansız. Sanatın tümü üzerinde bu travmanın olumsuz izleri olduğunu düşünüyorum.

Kürdü, Türkü, Ermenisi, Rumu, Yahudisiyle kültürlerin harman olduğu bu topraklarda, farklı renklerin solduğu, farklı seslerin azaldığı bir süreç yaşıyoruz. Kafatası edebiyatıyla din arasına sıkışmış bir insanlık ve çözümsüzlük halinden söz edebilir miyiz? Bu durumun günümüzde ve gelecekte sanat yapıtlarına nasıl yansıyacağı öngörülebilir?
“Tatsızlık” olarak en azından. Sanatçının tavrı bu kokuşmayı ve umudu yeterince göstermek olmalı, en azından kendi adıma ben bunu pusula yapmaya çalışıyorum.

Müzisyen olarak çalışmanız ve 12 Eylül mağduru olmanız nedeniyle, anlattığınız hikayeye içerden bakmanızın filmin başarısında payı var mı?
Gözlem hikayeyi güçlendirici bir işleve sahiptir. Ama çoğu zaman “odaklanma” sorunları da yaşatır. Son tahlilde faydası oldu demek doğru olur.

“O Tozlar Bu Çamurları Getirdi” adlı bir roman çalışmanız olduğunu biliyoruz. Filminizin gösterimi için Ege Üniversitesi’ne gelişinizde, Müslüm Gürses’le ilgili yeni projenizi açıkladınız. Neden Müslüm Gürses? Başka projeleriniz var mı?
Üzerinde çalıştığım 3 proje var. Müslüm’ün hikayesi biraz yoksulların hikayesi olduğu ve bir dönemi birçok yönüyle anlattığı için bana cazip geliyor. Henüz kesinleşen bir durum yok.

Filminiz geçen günlerde yeniden vizyona girdi. Bu yaz Moskova Film Festivali’nde yarışmanın yanı sıra, Kanada’da 30. Montreal Dünya Film Festivali’nde gösterilecek.
İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, Ankara Film Festivali’nde de En İyi Film ve En İyi Senaryo Ödülü aldık. Moskova dahil birçok festivale yarışmacı olarak çağrılması, bu üretimin başta “bir sinema” olduğunun teyidi anlamına geliyor ve bu bana mutlulukla birlikte ağır bir sorumluluk yüklüyor.

Son olarak, insana ve umuda dair ne söylemek istersiniz?
Biz hep “umudu tükenmeyenlerin türküsünü” söylemeye ve dinlemeye devam edeceğiz. (BİA)
Gönül İlhan
www.evrensel.net