Fedakarlığımızın karşılığı bu olmamalıydı

Ben, başıma gelen bir haksızlıktan dolayı yaşadıklarımı, bazı arkadaşlarımın işçi mektuplarını yayınladığınızı duyduğumdan, sizin gazetenize yazıyorum.


Ben, başıma gelen bir haksızlıktan dolayı yaşadıklarımı, bazı arkadaşlarımın işçi mektuplarını yayınladığınızı duyduğumdan, sizin gazetenize yazıyorum.
Ben Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu bulunan, Ford’a şaft üreten Tirsan Kardan’da çalışan bir işçiydim. Fabrikada arkadaşlık iş ve amirlerle her işçinin durumu iyiydi. Fabrikada ne kadar da maaşımız düşük olsa mesailerimiz aşırı derecede boldu. Mesela bir ayda 110-120 saate kadar mesai yapıp geçinmeye çalışıyorduk.
Sıkıntılarımız Dövme Bölümü müdürünün ölmesinden sonra başladı. O zamanlar tek pres makinesi çalışıyordu. Ali Gencer’in ölümünden sonra fabrikamızın sahibi Sayın Mehmet Tiryaki, Kocaeli’nden Mehmet Arif Utku’yu müdür olarak getirdi başımıza. Bu müdür Kocaeli depremini yaşamış, bir kardeşini de kaybetmiş biri. Yeni gelen müdürümüz ilk zamanlar çok iyiydi. Geldiği gibi bölümde pres sayısı üçe yükseldi işler çok sıkışık bir halde devam etmeye başladı. Havalar soğudu, kış geldi. Fabrikamızda iki kapı var; doğu, batı kapısı. Kış geldiği için onları kapattık. İçeride dumandan ve tozdan çalışamaz hale geldik. Ben müdürümüze durumu anlattım ve havalandırma istedim. Ama müdürümüzün bana vermiş olduğu cevap karşısında şaşkına döndüm. Vermiş olduğu cevap şuydu: ‘Sizin gibi mikrop adamların hakkından böyle toz duman gelir’ o günden sonra müdürümüz bana ve arkadaşlara asılsız tutanaklar vermeye başladı. Bu sırada beş arkadaşımız müdürümüzün ağır hakaretlerine dayanamayıp işten istifa etti. Tazminatlarını almadan gittiler.
Bu arada ben kıeserling denilen yatay preste çalışmaya başladım, operatör yardımcısı olarak. Makinede tek kişi çalışmaya başladım, benden iki kişinin çıkartması gereken işi tek başıma çıkarmamı istediler. Eğer çıkartmazsam işten atmakla tehdit ettiler. Bir gün müdürümüz yine arkadaşımızla küfürlü konuşuyordu. Ben kendisini uyardım, o da bana ‘Ben sevdiklerime böyle konuşurum’ dedi. İşlerimiz her geçen gün artıyordu ama ücretlerimiz yerinde sayıyordu. Bir gün bana gelip çıkartmış olduğumun sayısını 100-150 artırmamı istediler. Çıkartmazsam işten atılmakla tehdit ettiler. Bu yüzden iki tane asılsız tutanak yedim. İşlerin yoğunluğu (günde 12 saat çalışıyorduk) yüzünden insanın bünyesi dayanmıyordu. Bu yüzden rapor alan arkadaşlarımızın sayısı arttı. Bu sefer de rapor alanlar olursa işten atılmakla tehdit edildik. Bazı presler arıza vermeye başladı, bu yüzden bir arkadaşımızın eli bilekten koptu. Hata presteydi ama müdürler sana ev alacağız diyerek şikayetçi olmamasını istediler. Ama arkadaşımızı kandırdılar hiçbir şey vermediler. Bu olaydan sonra imalat müdürü 3 gün bize izin verdi. Ama pazartesi işe geldiğimizde bölüm müdürü arkadaşlarımızı topladı, bize bir el koptu diye işe gelmezlik olur mu dedi, biz donduk kaldık.
Birgün makine başında sigara içiyorum diye hakkımda tutanak tutuldu. Oysa ben değil herkes içiyordu. Çay molamız aynı yerde pres makinelerimizin hemen arkasında çay ocağımız var. Orada herkes çayla birlikte sigaralarını içiyorlar. Ben savunmama aynen şunları yazdım iki kişinin çıkarmış olduğu parçaları çıkarmamı istediler. Çay molası vermeden ve tuvalete gitmeden sayıyı çıkart dediler, ben de mecburen sigara içmek zorunda kaldım. Ama hiçbir şekilde malzemelere zarar vermedim. Zaten her şey metaldi. Ertesi gün tazminatsız işten çıkarıldım. Ben de bu haksızlığa karşı her türlü mücadelemi vereceğim. Bunca fedakarlığımızın ve ezilmemin karşılığı bu olmamalıydı.
Bahri Gömeç (MANİSA)
www.evrensel.net