ÖZGÜRCE

ÖZGÜRCE

  • Son bir haftadır Türkiye’de siyaset bir anda toz duman oldu. Her an yeni bir gelişme, her an yeni bir restleşme haberi geliyor.


    Son bir haftadır Türkiye’de siyaset bir anda toz duman oldu. Her an yeni bir gelişme, her an yeni bir restleşme haberi geliyor. Bu karmaşa içerisinde yurttaşlar da ne olup bittiğini tam olarak anlayabilmiş değil. Bir taraftan Cumhurbaşkanlığı süreci ile Meclis’te olup bitenler, diğer tarafta “e-darbe” girişimleri, başka bir tarafta da sokakta gerçekleşen mitingler, eylemler ve bunlara karşı hükümet güçlerinin aldığı tavır.
    Yukarıdaki tabloya (1 Mayıs’a katılanları dışarıda bırakarak) ilk bakıldığında, görünen; Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana yaşanan ve laiklik üzerinden yürütülen, devlet üzerindeki paylaşım mücadelesidir. Söz konusu mücadelede, cumhuriyetin temel ilkelerine laiklik üzerinden sahip çıktıkları iddiasında olanlar; bürokratlar (bu kesimde fazlaca sivil bürokrat kalmadığı için çoğunlukla askeri bürokratlar) ile kendilerine “merkez sol”, “sosyal demokrat”, “ulusalcı sol”, “demokratik sol” gibi kavramları yakıştıran partiler ve onların taraftarlarıdır. Diğer tarafta ise Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana özellikle laiklik düşüncesine muhalefet etmiş muhafazakar kesimler ve bugün bu kesimlerin en güçlü temsilcisi olan AKP vardır.
    “Devleti ele geçirme ve bunu engelleme biçiminde de sunulan” bu mücadelede AKP, Meclis’teki üstünlüğünü kullanarak ve parlamenter demokrasinin ardına sığınarak temsil ettiği kesim adına, 85 yıldır ilk kez tümüyle devleti ele geçirme fırsatını kullanmak istemektedir. Buna karşılık, diğer kesim ise AKP’nin cumhuriyetin temel ilkelerine karşı bir tehdit oluşturduğunu düşünerek çeşitli yollarla AKP’yi engellemeye çalışmaktadır.
    Tabloya biraz daha ayrıntılı bakıldığında, aslında yukarıdaki görüntünün gerçeği yansıtmadığı anlaşılmaktadır. Zira, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana söz konusu gerilimde tarafların gerçek niyeti tarihsel bir süreç üzerinden ele alındığında, tablodaki gerçek görüntü netleşmeye başlamaktadır. Bu bağlamda, tabloda yer alan ve birbiriyle çatışıyormuş gibi görünen tarafların nihai olarak ortak amaç etrafında bulundukları görülmektedir. Bu amaç; kapitalizmin dönemsel ihtiyaçları doğrultusunda Türkiye’yi yeniden yapılandırmada, yani kapitalizme entegrasyonu sağlamada başrolü üstlenebilmektir. Bu nedenle özellikle 1950’den itibaren gerçekleşen hemen tüm seçimlerde ve siyasal süreçlerde, başta ABD ve diğer merkez kapitalist ülkeler olmak üzere ulusal ve uluslararası sermayenin önemli etkisi olmuştur. Aynı etki, bu dönemde gerçekleşen askeri darbeler için de söz konusudur.
    Bugün içinde bulunduğumuz siyasi karmaşa sürecinde de tarafların söz konusu amaç üzerinde ortaklaşmış oldukları, çok daha net biçimde ortaya çıkmaktadır. Türkiye bugün, kapitalizmin yeni liberal sürecine uyum amacıyla tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar köklü ve hızlı bir toplumsal dönüşüm içerisindedir. Bu dönüşüm sürecinde ulusal ve uluslararası sermaye, örneğine az rastlanır biçimde zenginleşirken emekçi kesimler de yine az rastlanır bir biçimde mevcut haklarını kaybetmekte ve yoksullaşmaktadır. Hal böyle iken AKP’ye sözde muhalefet eden siyasi yapıların (CHP, DSP, SHP, DYP, ANAP, MHP vb.), toplumun sorunlarına çözüm üretme noktasında AKP’den hiçbir farklı programları yoktur. Bu siyasi yapılar ile birlikte sürece müdahil olma gayretindeki diğer güçler için de aynı tespiti yapmak mümkündür.
    Bu nedenle siyasette yaşanan karmaşa içinden (çift sandık mı tek sandık mı, A partisi mi B partisi mi, hiç fark etmeden) kim çıkarsa çıksın, sonuç olarak; işçilerin, işsizlerin, esnafın, küçük üreticinin, köylünün sorunlarını değil piyasanın, yani sermayenin çıkarlarını korumak üzere iktidara sahip olacaktır.
    İşte bu noktada belki hemen değil ama en kısa gelecekte söz konusu tabloyu değiştirmek üzere, 1 Mayıs alanlarındaki emekçilerin sınıfsal bir bakış içinde bir arada örgütlenip mücadele etmeleri gerekmektedir. Her ne kadar 1 Mayıs alanlarında bulunanlar ile gönlü orada olanlar, güçlerinin çok farkında olmasalar da 1 Mayıs günü İstanbul’da yaşananlar, aslında bu gücün ne kadar büyük olduğunu ve ondan ne kadar korkulduğunu kanıtlamaktadır.
    Sözün özü: Son bir haftada yaşananlar göstermiştir ki emekçilerin geleceği, ya piyasanın eline terk edilecektir (ki bu da 1 Mayıs’ta görüldüğü gibi despotizmi de beraberinde getirecektir) ya da emekçiler, sahip oldukları gücü açığa çıkartarak piyasanın tek yol olmadığını gösterecek ve geleceklerine sahip çıkacaklardır.
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net