Dengbejin klamlarından tuvale

Dengbejin klamlarından tuvale

Bölge illerinde, birkaç yıl öncesine kadar sadece, düzenlenen festivallerde görmeye alışık olduğumuz kültürel ve sanatsal etkinlikler, artık yılın tüm günlerinde olağan bir şekilde karşımıza çıkarken, kendilerini sanatın farklı dallarında ifade eden çok sayıda genç sanatçı da, tüm cesaretleriyle insanların karşısına çıkıyor.


Bölge illerinde, birkaç yıl öncesine kadar sadece, düzenlenen festivallerde görmeye alışık olduğumuz kültürel ve sanatsal etkinlikler, artık yılın tüm günlerinde olağan bir şekilde karşımıza çıkarken, kendilerini sanatın farklı dallarında ifade eden çok sayıda genç sanatçı da, tüm cesaretleriyle insanların karşısına çıkıyor. Bu alanda yapılan işler, bir süre öncesine kadar ağırlıklı olarak müzik ve tiyatro çalışmalarıyla öne çıktıysa da, son dönemlerde, sinema, heykel gibi atölyelerin yanı sıra, güncel sanat alanında ve plastik sanatlarda da gelişmenin sağlandığını söyleyebiliriz. Bir dağın tepesinde Dengbej edasıyla gördüklerini fırçasının ritimlerinde anlatmaya çalışan Rêdî de bu yola başını koyanlardan biri.
Lâl olmaktan gelen desenler
Rêdî de, kendisini doğduğu topraklara benzeten diğer sanatçılar gibi, gerçekliğini dayatan o coğrafyadan kaçamayanlardan, kaçmak istemeyenlerden... Çalışmalarının sanat değerini, estetik ölçülerini, biçim ve içeriğini, yine o bölgenin fırtınalı tınılarından yola çıkarak inşa ettiğini, eserlerinden de görmek mümkün. Genç bir ressam olmasına rağmen çok sayıda karma ve kişisel sergiye katılan Rêdî, kendi üslubunu yaratabilecek kadar kimi özel ipuçlarını yakalamış. Resimlerinde vermek istediği mesajları, çizgilerinde içerdiği ışık renk, desen ve gölgelerle, estetik duygusu ve etki gücü yüksek, tempolu, dinamik bir anlatım üzerinde oluşturmuş. Belirsizlikler, biçim ve yapı bozumlar, resimlerine egemen olmuş durumda. Bunları karamsarlık olarak değerlendirmiyor elbette. Ama kendisinin deyimiyle, bir dengbej ressam gözüyle gözlemlediklerini, tespit ettiklerini betimlemeyi, onların ruh dünyasındaki gerilimleri, bir bakıma başka yazın ve sanat alanlarında defalarca işlenen bir olguyu, daha derin anlamlarla insanın karşısına çıkarma derdinde. Bu aynı zamanda kendi yaşam alanında deneyimlediği, gördüğü, bakıp da anlatamadığı, belki de hepsinin ötesinde görülmeyen, görülmek istenmeyen, suç alanı olarak algılanan “trajik bir hikaye”yi ısrarla, yeniden gösterme arzusundan ileri geliyordur. Muhatapları belki onu anlamayacaklar ama o resimlerinde tamamlamak istediği duygunun arka planının hikayesini anlatarak ifade ediyor: ”Ben ilkokula başlarken Türkçe bilmiyordum. Liseye başlarken Kürtçeyi unuttum. Nasıl diyeyim, iki dilde de kendisini ifade edememe, iki dilde de konuşamama durumu ortaya çıktı. Bir lâl olma durumu diyebiliriz. Bu da insanı muhakkak bir şeye iter. Benimkisi de çizim oldu. Resim dilinde, konuşmayı geliştirdim....”
Evdalê Zeynîkê’nin sesinden... Rêdî’nin bu sözlerini dinlerken karşınızda eğer resimleri duruyorsa, bilin ki onun zorunlu göç konulu resimlerinin içine yavaş yavaş kayacaksınız. Toz duman içinde bir gök, rüzgarla hırçınlaşan, silikleşen bir hayat... Arta kalan belirsizlikler sadece mekanlarda, o gecekondu olduğunu hissettiğimiz belli belirsiz kulübelerden acıya ortak olmamak imkansız. Ağıt yakan dengbejin sesi gibi hüzünlü ama kopan fırtınada yükselen sessiz çığlık gibi izleyenin içinde tortulaşır; belki de hayatında göçü hep rakamlarda tanımış bir izleyiciye; ölümü, mağduriyeti, perişanlığı, sefilliği bir anda yaşatacak ve tattıracak etkide.
Urfa’nın Bozhöyük ilçesinin Kürdik köyünden olan Rêdî’nin, başarısının kaynağına da değinmek lazım. Rêdî, bu konuda şu ifadeleri kullanıyor; “Ben içerik ve biçimi bir arada vermeye çalışırım. Sanat ürünlerini ortaya koyarken herkese, iç içe geçen, birbirini tamamlayan noktadan bakarım. Örneğin dengbejliği, o toplumun kültürlerini iyi tanıyan biri olarak, onun temsili olarak kabul edip, onun yaşama bakışını sanat alanında nasıl sürdürülebileceğini de hesaba kattım. Günümüz koşulları içinde, dengbejliğin bakış açısıyla malzememi oluşturmaya çalıştım. O, yaşadığım toplumu görmedir. Örneğin ben Evdalê Zeynîkê’yi resim çalışmalarıma yön veren bir bilinç, bir tasarımcısı olarak görüyorum. Ayrıca şunu da belirtmek lazım. Bir sanatçı, toplum karşısındaki sorumluluğunu bilmelidir. Eğer bir şeyler yaratmak istiyorsa, bir sanatçı önce kendi sorumluluk bilincini geliştirmeli. ‘Ben neden çiziyorum?’, ya da ‘Neden bu sanatı icra ediyorum?’ diye sormalı kendisine...“
“O şeritler aşılırsa!”
Halen Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde yüksek lisans yapan Rêdî, iki Kürt sınıfı oluştuğunu, çalışmalarında bunu da sorguladığını ifade ederek, şunları söylüyor: “Benim resimlerimde sadece zorunlu göçe maruz kalan bir Kürdü değil, kendisi dışındaki bir insanın bunlara bakışını da sorguluyorum. Onların da bu insanları anlamasını istedim. O yüzden ben ve öteki diye birçok çalışma yaptım. Ama devlet hem onların asimile olmasına, hem de onların mağduriyetine seyirci. O yüzden dengbejlik diyorum. Onun gözlemciliğini resim diliyle aktarmaya çalışıyorum. O, yaşamı kendi sesleri içinde sağlayan biri olarak bunları anlatır. Örneğin benim “Ba-jahr” isimli, göç ile ilgili bir çalışmam var. Göç mağdurlarının metropollerde yaşadığı sorunlarını, özlemlerini ve altüst olmuş yaşamlarını anlatıyor. Uzun büyük gökdelenler arasında yayılan mahallelerde gettolaşmışlar onlar. İki Kürt sınıfı oluştu. Biri doğrudan kendini yaşamını idame ettiren rahat bir sınıf. Diğeri ise bir türlü başını sorunlardan kaldıramayan bir Kürt topluluğu. Mersin ve Adana’da bu çok belirgindir. Resimlerimde hep bir şerit vardır. O şeritler çizdiğim kentlerin arka taraflarıdır. Kürtler o şeridin arka tarafına geçerse, kendi özlemlerine kavuşur” Rêdî, ayrıca son dönemlerde Kürt edebiyatına yönelik çıkan dergi ve yayınların kendisini mutlu ettiğini ve bunun kendisini cesaretlendirdiğini belirtiyor.
Urfa’da atölyesi bulunan Rêdî’nin çalışmaları, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenleyeceği “Kültür ve Sanat Festivalî’nde sergilenecek. (Diyarbakır/EVRENSEL)
Ali Rıza Kılınç - Mehmet Aslanoğlu
www.evrensel.net