ZEUS SUNAĞI

  • Baştanrı Zeus, Kazdağı’nın doruklarından savaşı Troyalılar lehine yönlendirdiği için Yunanlılar yenilgi üstüne yenilgiye uğruyor; haliyle en gözüpek savaşçılarını da yitiriyorlardı.


    Baştanrı Zeus, Kazdağı’nın doruklarından savaşı Troyalılar lehine yönlendirdiği için Yunanlılar yenilgi üstüne yenilgiye uğruyor; haliyle en gözüpek savaşçılarını da yitiriyorlardı. Bu arada Kazdağı’na yakın Semendirek’in tepesinden savaşı izleyen denizlerin tanrısı Poseydon, Yunanlılara yardım edebilmek için düzenler kuruyordu. Ne var ki kardeşi Zeus’un şerrinden ürktüğü için de elinden pek fazla bir şey gelmiyordu... Olimpos’taki sarayının penceresinden sürekli yenilen Yunanlıları gördükçe Tanrıça Hera’nın da içi içine sığmıyordu kahrından! O da kocası Zeus’un olası öfkesini çekmeden Yunanlılara yardım etmenin bir yolunu arıyordu. Aniden Zeus’a hınzırca “bir düzen kurmak “geçti içinden!... Giyip kuşanacak, takıp takıştıracak ve Kazdağı’na inip orada savaşı tek başına yönlendiren Zeus’un koynuna girecekti! Onu derin uykulara daldırdığı sırada da Yunanlılar, Troyalıları bozguna uğratcaktı!..
    İşte bu düzen uyarınca Hera’yla Zeus, Kazdağı’nın doruğundaki Gargaros Tepesi’nde koyun koyuna yattılar. Uyku Tanrısı gelip Zeus’u uyuttuğu süre içinde deTroyalılar büyük bir yenilgiye uğradılar... Bir süre sonra karısı Hera’nın koynunda daldığı derin uykudan uyanan Zeus, gözlerini oğuştura oğuştura Troya ovasına baktı... Bozguna uğrayıp soluk soluğa kaçışan Troyalıları gördü. Yunanlı erlere yardım ederken eli yabalı kardeşi Tanrı Poseydon’u gördü... Sonra Troyalıların yiğit komutanı Hektor’u; yere yıkılmış, habire kara kara kan kusarken gördü. Yoldaşları pürtelaş sarıyordu çevresini... Zeus, hınzırca gülümsemesini saklamaya çalışan karısı Hera’nın yüzüne baktı bir an. Bakar bakmaz da her şeyi anladı; öfkesi büsbütün şahlandı:
    “Amma da düzen kurdun bana, hınzır Hera!” diye gürlemeye başladı. “Hektor’u savaş dışı ettin. Troyalıları bozguna uğrattın!.. Bunun öcünü alacağım senden, merak etme! Hani bir zamanlar Herakles’e de düzenler kurup onu ıssız Kos Adası’na sürmüştün. O yüzden ayaklarına ağır bir örs bağlayıp bir yıldıza asmıştım seni; havalarda sallandırmıştım! Benim şerrimden ürktükleri için hiçbir tanrı da gelip yardım edememişti sana! Beni böyle aldatıp durmaktan vazgeçesin diye anımsatıyorum bunları, anlıyorsun değil mi?”
    Kocasının gitgide sertleşen sözleri karşısında soğuk soğuk terlemeye başladı Hera... Hemen ant üstüne ant içip Tanrı Poseydon’un Yunanlıları desteklemesi konusunda herhangi bir girişimde bulunmadığını söyledi kekeleyerekten... -Oysa daha Zeus’u koynunda uyutur uyutmaz Yunanlılara yardım etsin diye haber salmıştı Poseydon’a!- Zaten Zeus da yutmadı onun uyduruverdiği bu yalanı... Gene de öyle işine geldiği için olacak, ona inanmış gibi görünmeye çalıştı... Ve biraz tehdit biraz aşk kokan, “inek gözlü Hera” söylemiyle başladı konuşmasına:
    “Bak, inek gözlü Hera; hani sen aslında benim gibi düşünüp Troyalılara yardım etmek isteseydin, kardeşim Poseydon da bize uyar; gidip Yunanlıları desteklemezdi... Zaten bana kafa tutacak yürek bile yoktur onda! Neyse, madem doğru söylüyorsun, öyleyse hemen bulutların üstündeki Olimpos ülkesine çık; tanrıların habercisi İris’i bul. Poseydon’a gidip artık Yunanlıları desteklemekten vazgeçmesi konusundaki benim buyruğumu iletsin. Sonra da hekim ve okçu tanrı Apollon’a git; yaralı Hektor’un yaralarını iyileştirsin hemen; yeniden savaş ve direniş gücüyle doldursun yüreğini. Ortalığı karıştırsın. Bütün Yunanlılar da canhıraş gemilerine binmeye başlasın. Başkral Agamemnon da küstürdüğü komutan Ahilleus’un yeniden savaşa katılması için ona yalvaryakar olsun! Ahilleus’un kendisi savaşa katılmayıp can yoldaşı Patroklos’u göndersin savaş alanına... Bu arada haliyle birçok yiğit kırılacak. Örneğin Troyalıların saflarında savaşan öz oğlum tanrısal Sarpedon ölecek!... Hektor’un kılıcıyla Patroklos da ölecek! Bunun üzerine Tanrıça Tetis’in oğlu Ahilleus girecek savaşa. Ve o da Hektor’u öldürecek!..
    Daha sonra... daha sonra Troya düşecek!.. Güzel kadınlar ve hazineler yağmalanacak ve kent yakılıp yıkılacak! Böylece hem kızım Atena’nın, hem de dizlerimin dibine oturup sakalımı okşayan ve bu yüzden çok kıskandığın ayağı gümüş halhallı Tanrıça Tetis’in dilekleri yerine gelmiş olacak! Bundan böyle bu isteklerimin karşısına kimse çıkmasın!.. Zaten sürekli savaşlar çıkartmasaydık, biz tanrılar böyle saltanat süremezdik!...”
    Tanrıça Hera, kocası Zeus’un bu buyruklarını dinledikten sonra Kazdağı’nın doruklarından bulutların üstüdeki Olimpos’a doğru tırmanmaya başladı bütün hızıyla... Zeus’un Baştanrılık sarayına vardığında da, bütün tanrılar orada toplantı halindeydiler...
    Ve Hera’nın öyle üzgün üzgün içeri girdiğini görünce, tekmil tanrılar hemen ayağa kalktılar...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net