faşizm; bir daha asla!

faşizm; bir daha asla!

Almanya’nın emperyalist emelleri bugün de geçerliliğini koruyor. Bu büyük savaşa yol açan nedenler bugün de geçerli. 10 binden fazla Alman askeri şu anda yurtdışında görev yapıyor



ulrich sander
1941’de Hamburg’da doğdu. Ailesinden aldığı antifaşist mirasla faşizme karşı verilen mücadelenin içinde yer aldı. Hitler faşizmi döneminde toplama kamplarında tutulan, takibata uğrayanlar tarafından kurulan “Nazi Takibatına Uğrayanlar ve Antifaşistler Birliği” (VVN-BdA) genel sözcülerinden birisidir. Uzun yıllar gazetecilik yaptı ve emekli oldu. Faşizme karşı mücadele eden herkesin üye olabildiği VVN-BdA, her yıl faşizme karşı pek çok etkinlik düzenliyor. En son faşist NPD’nin yasaklanması talebiyle bir kampanya açtı.
“Nazi Takibatına Uğrayanlar ve Antifaşistler Birliği” (VVN-BdA) Genel Sözcüsü Ulrich Sander ile 8 Mayıs’ın 62. yılı nedeniyle konuştuk.

Sayın Sander, 8 Mayıs 1945’in üzerinden 47 yıl geçti. Bu günün, özelde Alman halkı genel olarak da insanlık açısından önemi nedir?

8 Mayıs, insanlık tarihinin en korkunç savaşının, Hitler’e karşı kurulan koalisyonunun zaferiyle son bulması anlamına geliyor benim için. Aynı zamanda, Almanya’da yapılan büyük katliamların, işkencelerin son bulması, 1933’te başlayan ve 12 yıl boyunca süren faşist Hitler rejiminin çökmesi, Hitler faşizminin çıktığı topraklara geri dönmesi ve burada yenilgiye uğraması anlamına da geliyor.

8 Mayıs, Avrupa’daki halklar açısından tam anlamıyla bir dönüm noktası oldu diyebilir miyiz?

Kesinlikle öyle. Savaştan sonra kurulan Milletler Cemiyeti (bugünkü BM) aracılığıyla uluslararası toplum; savaşa, ırkçılığa, antisemitizme karşı ortak kriterler belirledi. Ve o zamana kadar olmayan düzenlemeler getirildi. En önemlisi de bunu sağlayanlar bir kez daha benzer bir felaketin olmaması konusunda görüş birliğine vardı.

Bu gün; Fransa’da resmi tatil, fakat Almanya’da değil. Siz bunu nasıl açıklıyorsunuz? Almanya’nın 8 Mayıs’a bakışında bir sorun mu var?


Almanya’da maalesef faşizmin yıkılışı ve savaşın bittiği 8 Mayıs, resmi tatil olarak bir türlü kabul edilmedi. Bu konuda birçok çaba verildi. Birkaç yıl önce Auschwitz Toplama Kampı’nın Kızıl Ordu tarafından kurtarıldığı 27 Ocak gününün resmi tatil ilan edilmesi gündeme getirildi.
Ancak, Almanların 8 Mayıs ile farklı bir ilişkisi var. Birçoğu bu günde faşizmden kurtarıldığını düşünmüyor. Hitler’e karşı olanlar ise buna karşı çıkarak kurtarıldığını söylüyor. Bu tartışmaya rağmen toplumun çoğu, bu günün anlamını kavrayabiliyor. Bu nedenle, 8 Mayıs’ın resmi tatil günü ilan edilmesi kolaylıkla sağlanabilirdi. Maalesef olmadı.

Belirttiğiniz üzere 8 Mayıs konusunda farklı tartışmalar mevcut. Kimisi “Hitler faşizminden kurtuluş”, kimisi ise “demokrasinin geri dönüşü” olarak nitelendiriyor. Eski bir tartışmaya yeniden dönersek, siz ne diyorsunuz?

8 Mayıs; insanlığın Hitler faşizminden kurtuluş günüdür. 1949’da Federal Almanya Anayasası ilan edildiğinde, 8 Mayıs’ın bir “Demokrasi Günü” olduğu vurgusu yapıldı. Bu aynı zamanda Hitler ile birlikte savaşa katılanları yeni sürece dahil etmek için atılan bir adımdı. Ama bizce, bu gün Hitler faşizminden kurtuluş günüdür ve bunu böyle anlatmaya da devam edeceğiz.

Hitler faşizminin Almanya’dan sökülüp atılmasında Kızıl Ordu’nun rolü nedir sizce?


Açıkça söylememiz gerekiyor ki, Kızıl Ordu ve SSCB, savaşın asıl yükünü taşıdı. Savaş sırasında ölenlerin yarısının Sovyet tarafından olması bunu gösteriyor. 20 milyon Sovyet vatandaşının savaşta hayatını kaybettiği herkes tarafından biliniyor. Batı müttefikleri savaşa katılıncaya değin asıl yükü Sovyetler taşıyordu. Bu nedenle 8 Mayıs, aynı zamanda Sovyet halklarının, faşizme karşı mücadelesiyle bağlantılı olmaya devam edecektir.

Birçok tarih kitabında ise savaşın bitmesinde Batı müttefiklerinin rolünün Sovyetler’den çok daha fazla olduğu iddia ediliyor. Bu bir tarih çarpıtması mı? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?


Bu tamamen bir tarih çarpıtıcılığıdır. Hitler karşıtı bir güç birliği olmasaydı; elbette savaşın son bulması çok daha zor olurdu. Ama bunu söylerken, Sovyetler’in bu zaferdeki rolünü küçültmek tamamen gerçeği çarpıtmaktan ibarettir. Biz, Batı’nın rolünü küçümsemiyoruz, ama abartmıyoruz da. Yansıtılanlar gerçeği tamamen ortaya koymuyor.
Bugün üzülerek, Alman halkının daha çok Batı tarafından kurtarıldığı, Sovyetler tarafından ise “diktatörlük” altına alındıkları şeklinde yazılar okuyoruz. Avrupa’da Hitler faşizmine karşı verilen mücadelede Sovyetler’in rolünü küçümsemek ve karalamak sürekli yapılan bir şey. Örneğin şu sıralar, Estonya’nın başkenti Talinn’deki Kızıl Ordu Anıt’ı tahrip edildi. Ülkede Kızıl Ordu’yu anımsatan her şey yok edilmek isteniyor. Bu tabii ki bizleri çok rahatsız ediyor.

Bu, son yıllarda Doğu Avrupa’da estirilen anti-sosyalist kampanyanın ulaştığı yeni bir boyut mu? Eskiden halk demokrasisiyle yönetilen birçok Doğu Avrupa ülkesinde milliyetçilik, dincilik, gericilik almış başını gidiyor. Bu gericileşme sürecinde geçmişin ilerici, antifaşist değerlerine karşı estirilen kampanyanın bir sonucu değil mi?



Elbette. Sosyalizm karşıtlığı üzerinden yürütülen propaganda, bu ülkelerdeki gericiliği eşi benzeri görülmemiş derecede yükseltti. Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan’daki gelişmeler bunun bir parçası.
AB’nin Doğu’ya genişleme süreci birçok olumsuz gelişmeyi de beraberinde getirdi. Sovyetler Birliği’nin çöküşü, bölgede SSCB’nin oynadığı olumlu rolün silinip atılmasıyla sonuçlandı denilebilir. Birçok tarih çarptırıcı da Doğu Avrupa’da 8 Mayıs ile birlikte kurtuluşun değil, “diktatörlüğün” geldiğini propaganda ediyor. Halklara, gerçekleri söyleme yerine karalama esas alındı. Halbuki, Sovyetler Birliği bölge halklarını Hitler faşizminden kurtardı, onun yerine demokratik bir sistemi getirdi. Ancak, tarihte olan gerçekler hiçbir zaman öyle kolay silinip atılamaz.

Geçmişte marjinal olan bu tarih çarpıtıcılar, şimdi ise toplumun ortasına doğru genişliyor mu? Örneğin Bader-Württemberg Başbakanı Günter Oettinger, Hitler döneminde kısa bir dönem donanma hakimliği yapan Hans Filbinger’i “antifaşist” ilan etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Oettiger’in, Filbinger konusunda söyledikleri bu tarih çarptırıcılarının geldiği son noktayı gerçekten göz önüne seriyor. Hitler’e karşı çıkan antifaşistler ile parti içinde Hitler’e karşı çıkanların rolü birbirine karıştırılarak yeniden bir kafa bulanıklığı yaratılmak isteniyor. Oettinger, Filbinger’i onurlandırarak, onu “direnişçi” ilan etti. Halbuki gerçekte, Filbinger NSDAP üyesiydi. Donanma hakimi olarak birçok antifaşist insanın idam edilmesini onayladı. 8 Mayıs’tan sonra, İngilizler tarafından kurulan bir mahkemede, savaşa gitmek istemeyen gençleri cezalandırdığı için yargılandı. Filbinger için temel sorun, Doğu’ya karşı açılan savaşı sürdürmek istemesiydi. Bu kesimler savaşın sonunu Batı ile anlaşarak getirmek istiyorlardı. Sovyetlerle anlaşmaya yanaşmıyorlardı. Yani Almanya’nın en azından bir parçasının Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasını istemiyorlardı. Bundan ötürü bu türden insanların antifaşist, Hitler karşıtı ilan edilmesi tam anlamıyla yüzsüzlüktür.

Belirttiğiniz gibi Filbinger olayı tek değil. Birçok eski naziye 1949’dan sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde etkili görevler verildi.
Buna karşın, gerçekten 8 Mayıs öncesinde Hitler faşizmine karşı mücadele eden antifaşistler ise cezalandırıldı. Onların partisi KPD yasaklandı.
Yeni cumhuriyet antifaşisleri neden cezalandırmaya devam etti?


Bu tabii ki, Batı Almanya’yı denetimlerinde tutunan müttefik güçlerin (Fransa, ABD, İngiltere) sosyalizm korkusundan kaynaklanıyordu. Soğuk Savaş, 1949’da başlayınca, müttefikler komünizme karşı mücadelede “tecrübeli” güçleri devreye koydular ve antifaşistleri cezalandırdılar. Yeni ordu ve istihbarat örgütü eski nazilerin üzerinden kuruldu, faşistlerin rehabilitasyonu adına...
Aynı sürece, antifaşit direnişçiler, işçi sınıfının öncüleri, sosyalistler cezalandırıldı, geriye atıldılar. Direnişe katılan onbinlerce komünist, 1951’den 1960’lı yılların sonuna kadar hapse atıldı.

Bugünden, 8 Mayıs 1945’e baktığımızda sizce insanlık tarihinin çıkarılması gereken en büyük ders nedir?

Bize göre, çıkarılması gereken en büyük derslerden birisi insanlığı 8 Mayıs sürecine getiren koşulların bir kez daha yaşanmamasıdır. Yani “Bir daha savaş asla!” çıkarılacak asıl ders olmalı. Ama ne yazık ki, Almanya’yı 8 Mayıs sürecine getiren Almanya’nın emperyalist emelleri bugün de geçerliliğini koruyor. Bu büyük savaşa yol açan nedenler bugün de geçerli. 10 binden fazla Alman askeri şu anda yurtdışında görev yapıyor. Bu 1949’da imzalanan Potsdam Anlaşması’na aykırıdır. Almanya, bugün de emperyalist büyük güç olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
İkinci Dünya Savaşı’na da zaten bu emperyalist yayılma arzusu neden olmuştu. Sosyalizm ve Marksizmin dünya üzerinde yayılmasını engellemek için Hitler ve onun arkasındaki sermaye güçleri Sovyetler Birliği’ne saldırdı. Amaçları da Avrupa’yı yeniden biçimlendirmekti.
Bugün açıkça söylemeliyiz ki; politik sorunlara askeri yoldan çözümler bulmak büyük savaşlara ve felaketlere yol açıyor. 8 Mayıs 1945 öncesinde Avrupa’da yaşananlar bunun en bariz örnekleridir. Bütün bunlardan ötürü bugün, savaşa, militarizme karşı çıkmak, temel insan haklarına sahip çıkmak hepimizin başlıca görevidir. Bunun için de “Savaş bir daha asla” şiarımızı sürekli öne çıkarmamız gerekiyor.Savaşın bitişinin üzerinden 60 yıldan fazla bir zaman geçti. 8 Mayıs’ta faşizm yenilgiye uğradı. Ama ırkçı örgütler yeniden güçleniyor. Faşist NPD’nin yasaklanması için Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru sonuçsuz kaldı. Bugün Almanya’daki ırkçı-faşist hareketler konusunda ne düşünüyorsunuz? NPD’nin yasaklanmasının reddedilmesi bizce tam anlamıyla bir skandal. Şimdi, 1964’te başlayan sürecin nereye geldiğini görüyoruz. Bu faşist parti yaşlı naziler, genç naziler ve istihbarat örgütü elemanları tarafından bu tarihte birlikte kuruldu. Bu istihbarat örgütü elemanları bazen örgüt üyesi, bazen de istihbarat görevlisi gibi davrandı. Çoğu zaman da ikisini yaptı. NPD’nin tarihinde yönetici kadroda hep istihbarat elemanları oldu. Yasaklama sürecinde, Anayasa Mahkemesi, bu istihbaratçı elemanların eylemlerini gerekçe göstererek başvuruyu reddetti. Bana göre, istihbarat elemanlarını eylemlerinin dışında, diğer yöneticilerin eylemleri de yasaklamaya yeterliydi. Ama mahkeme, süreci devam ettirme yerine durdurdu.VVN-BdA, birkaç ay önce faşist partinin yasaklanması için “noNPD” sloganıyla bir kampanya başlattı. Çok sayıda aydın, sendikacı, kurum ve kuruluş bize destek verdi. Büyük bir yankı yarattı ülkede. Ülke genelinde faşist partinin yasaklanması için yeni bir tartışma başlatıldı.

Neonaziler 1 Mayıs’ta çeşitli kentlerde buna rağmen gösteriler yaptılar. Polis ve mahkemeler ırkçı gösterileri çoğunlukla yasaklamıyor. Bunun nedeni nedir?

Bize göre bu gösterilerin yasaklanması için Ceza Yasası’nda yeteri kadar madde bulunuyor. Her şeyden önce Anayasa, nasyonal sosyalist propagandanın yapılmasını yasaklıyor. Yine ırkçı partinin yasaklanması için de gerekli maddeler bulunuyor. Bütün bunlar devlet cephesinde neonazi örgütlerin yasaklanması, engellenmesi yönünde ciddi bir çabanın gösterilmediğini yeterince ortaya koyuyor. Bu, bizleri çok rahatsız ediyor..
Yücel Özdemir
www.evrensel.net