Oyun, şarkı ve gülmek Romanın ilacıdır

Dünyaca ünlü Roman grubu Koçani Orkestar, 4-5 Mayıs’ta Hıdırellez şenlikleri için İstanbul’a geldi.


Dünyaca ünlü Roman grubu Koçani Orkestar, 4-5 Mayıs’ta Hıdırellez şenlikleri için İstanbul’a geldi.
Balkan ve Roman müziğinin en ünlü temsilcilerinden olan grup aslında bir aile müzik topluluğu ve grubun kurucusu dededen, babaya, çocuklara kadar herkes müzisyen ve grubun üyesi. Türkiye’de daha çok Emir Kusturica ve Goran Bregoviç’in imzasını taşıyan “Çingeneler Zamanı” (1988) ve Yeraltı (1995) film müzikleri ile tanıyoruz topluluğu. Konser günü görüşme fırsatı bulduğumuz topluluğun (kendi deyişiyle) “king”i Naat Veliov ve kardeşi Minur Mehmedov ile Roman müziği ve kültürü hakkında keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Trakya ve roman şivesi ile Türkçe konuşmaları bu röportajı oldukça kolaylaştırdı.

Koçani Orkestar nasıl kuruldu?
Koçani Orkestar çok seneler önce kuruldu. Bizim dedemiz trompet çalıyordu. Nasıl ki ben de trompet çalıyorum. Babam trompet çalıyordu, amcam trompet çalıyor, amcamın oğlu trompet çalıyor, benim oğlum trompet çalıyor. Koçani Orkestar çok eskiden beri var. 50-60 senedir var.

Koçani’nin kelime anlamını nedir?
Koçana, Makedonya’da yaşadığımız kasabanın ismi. Goran Bregoviç Koçani Orkestar’dan çıktı. Sonra bizden ayrıldı. Avrupa’nın her yerine, dünyanın her yerine gidip konserler verdik. Koçani Orkestar bütün dünyada çok meşhuruz. Koçana’da otuz bin insan yaşıyor, Koçana’da Hıristiyanlar, Müslümanlar bir arada yaşıyoruz. Koçana’da bizim bu mesleğimizdir. Düğünlerde çalıyoruz, şenliklerde, ev bekleme, sünnetlerde Makedonya’da, Koçana’da bu işi yapıyoruz. Başka bir şey yapmıyoruz. Bir tek müzik yapıyoruz. Ekmeğimizi müzikten kazanıyoruz.

Koçani Orkestar kimlerden ve kaç kişiden oluşuyor?
Bizim Orkestar’ı dedemiz kurdu. Dedemizden babamız, babamızdan amcamız, şimdi de ben çalıyorum. Şimdi Orkestar’da dedem de çalıyor benimle, babam da. Benim oğlum çalıyor, biz de sülalecek çalıyoruz, amcam, amcamın çocukları... Orkestar’da yedi kişiyiz bizim aileden. Ben trompet çalıyorum Naat Veliov, kardeşim Minur Mehmedov zurna çalıyor, Orhan Veliov oğlum trompet, Elsan Veliov amcaoğlu saksafon çalıyor, Dalkıran Veliov bariton, babam İsmet Veliov duba, Ali Veliov amcaoğlu darbuka ve diğer amcaoğlu Recail Veliov da davul çalıyor. Sekiz kişilik bir grubuz Koçana içinde. Bizi nereye isterlerse gidiyoruz çalıyoruz. Altı tane albümümüz var. İlk albümümüz Fransa’da Paris’te, ikinci Belçika’da, üçüncü İtalya’da, dördüncü İstanbul’da, Cipsi Mambo isminde, beş ve altıncısı Almanya’da çıktı, yedinci albüm İtalya’da bir-iki ay içerisinde çıkacak.

Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?
Yaptığımız müzik etno müzik ama modern. Bizim Roman havaları, Türk havaları, Makedon havaları, Sırbistan havaları, caz, karışık müzik yapıyoruz, Balkan havaları etno ama biraz daha modern. İçimizden geliyor o müzik, kanımızda canımızda var. 6-7 yaşlarında okula giderdim, okuldan eve gelirdim, çantayı atıyordum. Alıyordum trompeti elime, ufak yaşta alıştım, bu saza 12-13 yaşında düğünlere giderdim, düğünlerde çalmaya başladım. Çok merakım vardı çalgıma, çok vakit geçti. Bir bilgisayar gibi yaptığım müzik kafamın içinde ve istediğim müziği çalabiliyorum. Canımın istediği müziği yapabiliyorum. Bütün sülalem trompet çalıyor, biz ailemizden bunu gördük ve bütün Balkan müziklerini çalıyoruz. Herkes trompeti seviyor, Amerikalılar da seviyor bu enstrümanı, caz yapıyorlar.

Film müzikleri ile de tanınıyorsunuz. Emir Kusturica ve Goran Bregoviçle birlikte çalışma öykünüzü anlatır mısınız?
Evvelden çalışıyorduk onlarla, Yugoslavya’da hepimiz birlikteydik, birlikte çalışıyorduk. Romanlar Zamanı’nı (Çingeneler Zamanı) onlarla birlikte yaptık, ondan sonra “Underground”ı (Yeraltı) ve de bizim müzikleri birlikte çalıştık. Bizim Yugoslavya düştü dağıldı, yalnız Makedonya kaldı. Herkes kendi yoluna gitti. Goran Bregoviç ayrı grupla çalıyor, Kusturica yalnız ayrı grupla çalışıyor. Koçana Orkestar yalnız yoluna devam ediyor. Yugoslavya’da hepimiz beraberdik. Biz kaldık Makedonya’da, Kusturica kaldı Bosna’da.

Müzik sonuçta sınır tanımaz ama...
Gerek kalmadı birlikte çalışmak için. Birinin orkestrası var Sırbistan’da, diğerinin Bosna’da. Parçalandık. Biz Makedonya’da kaldık. Herkes ayrı yaşıyor, ayrı çalıyor, ayrı topraklardayız. Yoksa bir kırgınlığımız yok birbirimize. Bir merhabamız var, arada buluşup görüşüyoruz.

Yugoslavya döneminde nasıl buluşmuştunuz?
Goran Bregoviç önceden rock çalıyordu. Grubunun adı da “Beyaz Düğme” (Belog Dügme). Rock müzik yapıyorlardı. Rock müzik bir düşüp bir kalkıyor, zaman etno müzik zamanı, turbo folk müzik çalınıyor. Herkes dönüyor bakıyor nerde ekmek var. Şimdi onlar ikisi düşündüler, film yapsınlar çeksinler, bizim müzikle. Geldiler dinlediler, Makedonya’da düğünlerde çalıyoruz. Benim önceden 74-75’lerde single plaklarım var. Hırvatistan’da Zagrep’te oralara herkes giremiyordu. Büyük şirketler vardı, herkese plak yapmıyorlardı. Onlar beni biliyordu, duymuşlar ve bana single plak yaptılar.

Başka film müziği projeleriniz var mı?
Fransa’da Tony Gatlif yönetmenimizdi. Onunla “Mondiyö” (Tanrım), konusu Romanlarla ilgili, İtalya’da dizi filmi çektik. Belçikalılarla “Dervişlerin Zamanı”nı çektik. Bu film çok ses getirdi. Danimarka’da 120 kişiyle Rolling Stone ile birlikte çaldık.

Roman kültürünü, Türkiye’de ve dünyada müzikle tanımlıyorlar. Bunu biraz açar mısınız?
Bütün Romanların kanındadır, canındadır müzik. Çalgı yapar, şarkı söyler, oynar... Romanın en kötü gününde bile radyo ya da gramofona müzik koyduğu zaman her şeyi unutur, kalkar oynar, göbek atar. Oyun, şarkı ve gülmek Romanın ilacıdır. Romana oyun olmasa, şarkı olmasa, müzik olmasa, ilaç olmaz. Müzik Romanlara verilendir. Dünyada en büyük ustalar Roman’dır.

Yeni projeleriniz neler?
İtalya’da yeni albümümüz çıkacak. Türkiye’ye de dağıtılıyor, bizim albümlerimiz. (İstanbul/EVRENSEL)
‘Roman, kırmızı takım giyer, beyaz dişi olur...’

Minur Mehmedov sohbet esnasında aslında tam Roman olamadıklarını ve Roman’a yakışır şekilde giyinmediklerini iddia etti. Merak edip “Roman gibi giyinmenin” anlamını sorduğumuzda, Roman’ın kırmızı takım elbise ve beyaz dişi olması gerektiğini söylüyorlar. Kırmızı takımı anlamıştık ama beyaz diş meselesi kavrayamamıştık. Mehmedov, beyaz dişin gümüş kaplama olduğunu ve Roman olduğunu ayırmak için bir Romanın kullanması gerektiğini söylüyor. Anneannesine çocukken gümüş kaplama diş takıldığını, kendisinde olmamasını üzüntü sebebi saydığını ekliyor. Hıdırellez şenlikleri geleneklerini Makedonya’da nasıl kutladıklarını anlatmalarını istediğimizde, şöyle yanıt veriyor Minur Mehmedov: “Makedonya’da bir dere kenarına gidiyoruz. Kadınlara ve kızlara çiçeklerden örgü, taç yapıyoruz.” Anlamının da yeşeren bahar günlerini, yeni yılı kutlamak amacıyla yapıldığını öğreniyoruz. “Romanların en güzel günüdür Hıdırellez günü. Kuşluğu yapıyoruz, kimin parası var kuzu kesiyor, adaklarımız var, niyetlerimiz var... Suda niyet ediyoruz, çiçeklerden taç yapıp atıyoruz. Kim kimi alacak gençlerden, kimin çocuğu yok, çiçeklerden demet yapıp suya atıyoruz niyet ediyoruz...”
Anita Kazeroğlu
www.evrensel.net