GERÇEK

  • Dün, Evrensel’de çıkan Adana-Seyhan Belediyesi’nde temizlik işlerini yapan Miray adlı taşeron firmanın işçilerle yaptığı, “belirli süreli iş sözleşmesi”


    Dün, Evrensel’de çıkan Adana-Seyhan Belediyesi’nde temizlik işlerini yapan Miray adlı taşeron firmanın işçilerle yaptığı, “belirli süreli iş sözleşmesi” haberinde ortaya konan tablo; sistemin işçi ve onun hakları karşısındaki tavrını gösterdiği gibi aynı zamanda, İş Yasası’nın ve onu hazırlayıp Meclis’ten geçirenlerin de amaç ve niyetlerinin, işçi düşmanlığında vardıkları aşamanın tablosudur.
    Habere göre Miray adlı firmanın işçilere dayattığı “belirli süreli iş sözleşmesi”ne göre sözleşme, “İşçinin iş akdi bildirimsiz olarak feshedilebiliyor. Hatta patron, gerek gördüğünde sözleşme süresi dolmadan bile işçiyi işten atabiliyor. Sözleşmede deneme süresi de boş bırakılmış. Böylece patron, bu süreyi istediği kadar uzatabiliyor. Çalışma süresinin 45 saat olduğu belirtilen sözleşmede, gerek görüldüğünde işverenin çalışma günlerinde işçiyi günde 11 saat çalıştıracağı yazılıyor. Yine günlük çalışma saati ve işe başlama ve bitiş saatleri, işverenin inisiyatifine bırakılıyor. Ara dinlenme sürelerinin Miray Temizlik tarafından belirleneceği... ‘İşçi bu madde ve çalışma şekil ve şartlarını peşinen kabul eder’ ifadesiyle işçinin tüm itiraz haklarını elinden alıyor.”
    Ve ekliyor sözleşme: “Ülkenin yararına işin niteliği ve üretimin artırılması gibi nedenlerle işçi, günlük 11 saati geçmeden yılda 270 saat fazladan çalışabilir. Haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma sayılır. Ancak, denkleştirme esası uygulandığı durumlarda, işçinin iki aylık süre içindeki haftalık ortalama çalışma süresi 45 saati aşmamak koşulu ile bazı haftalarda 45 saatten fazla çalışma olsa dahi, bu haftalarda 45 saati aşan çalışma süreleri fazla çalışma sayılmaz ve fazla çalışma ücreti ödenmez!”
    İşçi ile diğer çalışanları ayıran en önemli çalışma özelliklerinden birisi; işçinin toplusözleşme yapmasıdır. Yani patron, işçileri birer birer işe alsa da onlarla toplu olarak sözleşme yapar. Bu, işçi sınıfının mücadeleyle kazandığı en önemli hakkıydı. Dolayısıyla işçilerin her biri aynı koşullarda çalışır. Burada niteliği belirleyen, işçilerin tek bir sözleşmeyle çalıştırılması değil sözleşmenin, işçi temsilcilerinin patron karşısına çıkarak pazarlıkla çalışma koşullarını belirlemesidir (pazarlık için örgütlenmenin en gelişmiş hali sendikalardır). Bireysel sözleşme, bunu ortadan kaldırarak işçilerin birliğine ve ortak mücadele geliştirmelerine balta vurmaktadır.
    Patronlar da asıl olarak, “toplu pazarlığı” ortadan kaldırarak her bir işçiyle ayrı ayrı pazarlık yapmaktadır. Ki günümüzdeki gibi işsizlik baskısının arttığı dönemlerde patronlar, “bireysel sözleşmeyle” işe aldıkları işçilere her koşulu dayatmakta; çoğu zaman işçi, bu sözleşmeleri okumadan (haberde de bu var) imzalamakta, okusa da şartlara itiraz edecek gücü bulamamaktadır.
    Aslında bu tablo, patronların hayalindeki çalışma koşullarıdır; örgütsüz, taşeronlar üstünde örgütlenen bir çalışmayla patronlar, işçi lehine hiçbir koşul taşımayan bireysel sözleşmeleri işçiye dayatmaktadır.
    Bu kıskaçtan kurtulmanın tek yolu; işçilerin örgütlenmeleri, sendikalaşmalarıdır. Ancak günümüzün uzlaşmacı sendikacıları, taşerondaki işçileri örgütlemeye hiç hevesli olmamakta, karşılaştıkları ilk zorlukta, örgütleme çalışmasını terk edip işçileri ortada bırakmakta, işçilerin umutlarını kırmaktadırlar. Burada görev, sınıftan yana sendikacılar ve sınıf partisine düşmekte. Taşeronlar tarafından kölece koşullarda çalışmaya zorlanan işçilerin; bu genç işçi kuşağının, mevcut yasalara ve uygulamalara boyun eğmeden bir sınıf olarak birleşmelerinin yolu da örgütlenmekten geçmektedir.
    1 Mayıs üstüne tartışmalar, bu somut gerçeği anlatmışsa ve buna uygun bir yönelişi teşvik etmişse anlamlı olacaktır.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net