ÖZGÜRCE

DSP-MHP-ANAP Koalisyonunun krize girip 3 Kasım seçimlerine gidildiği süreçte AKP hiç beklenmedik bir biçimde tek başına iktidara geldi.


DSP-MHP-ANAP Koalisyonunun krize girip 3 Kasım seçimlerine gidildiği süreçte AKP hiç beklenmedik bir biçimde tek başına iktidara geldi. AKP’nin iktidara gelmesinde en önemli etken kuşkusuz ABD, AB ile uluslararası ve ulusal sermayeden aldığı destekti. AKP’ye verilen bu güçlü desteğin koşulu bilindiği gibi Yapısal Uyum Programı (YUP) çerçevesinde Türkiye’de piyasa ekonomisini tüm kurul ve kurallarıyla yerleştirmesiydi. AKP iktidarda bulunduğu dört buçuk yılda bu desteğin gereklerini birkaç aksama dışında (Sosyal Güvenlik Reformu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu gibi) yerine getirdi. Ve bunun karşılığı olan takdiri de her vesile ile gördü.
AKP iktidarının YUP’yi yaşama geçirirken karşılaştığı aksaklıklar piyasa ekonomisinin can damarını da oluşturan konulardır ve en kısa sürede bunlarında aşılması gerekmektedir. Ancak AKP, bu aksamalara neden olan Anayasa ve Cumhurbaşkanlığı engelleri aşmakta yeterince başarı sağlayamamıştır. 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi AKP’nin bu engeli aşması için büyük bir fırsat olmasına karşılık AKP, süreci başarı ile değerlendirememiş ve bu fırsattan yararlanamamıştır.
AKP’nin Cumhurbaşkanlığı sürecindeki başarısızlığının kaynağı çok büyük ölçüde Milli Görüş tabanından gelen baskıyı aşamamış olmasıdır. Bu durum AKP’nin dört buçuk yıldır yürüttüğü piyasacı politikaları derinden zedeleyecek ve kendisini iktidara taşıyan güçler karşısında güven yitirmesine yol açacak niteliktedir.
AKP içine düştüğü bu kriz karşısında son bir hamle olarak, YUP’yi engel oluşturan Anayasa ve mevcut parlamenter sistemin getirdiği Cumhurbaşkanlığı kurumunu kökten değiştirmeye girişmiştir. Mecliste apar topar oylanarak kabul edilen değişikliklerle getirilen; daha önce Özal ve Demirel tarafından da önerilen ve 2. Cumhuriyetçilerin zaman zaman gündeme getirdiği başkanlık sistemidir. Burada amaçlanan; Anayasa’nın piyasanın gerekleri doğrultusunda esnekleştirilmesi ve yürütmenin başı da olan başkan sayesinde hükümetler tarafından gerçekleştirilen icraatların hiçbir engele takılmadan yaşama geçirilmesidir.
Ancak, TÜSİAD’ın hafta içinde yapmış olduğu “Anayasa değişikliği seçimden sonraya kalsın” açıklaması da göstermektedir ki; AKP’nin bu son hamlesi de süreçteki başarısızlığını örtmeye yetmemiştir.
Yapısal Uyum Programları’nın önümüzdeki süreçte hangi siyasi yapı ile yürüyeceği, iktidara aday siyasi yapıların bu konuda kendilerini ispat yarışının sonucuna göre belirlenecektir. 22 Temmuz’a kadar sürecek olan bu yarışta AKP, tekrar güven kazanarak yoluna devam etmeye çalışacaktır. Buna karşılık, DYP ve ANAP’ın birleşerek oluşturdukları Demokrat Parti’de bu yarış içinde yer alıp piyasa güçlerinin güvenini sağlamaya çalışacaktır.
Öte yandan sermayenin sesi medyanın da son günlerde manşetlere çıkarttığı CHP-DSP ittifakından oluşması beklenen ve “sol” birlik olarak da adlandırılan yapı da YUP’yi en iyi biçimde yürütme konusunda yarışa dahil olma çabasındadır. Deniz Baykal’ın 9 Mayıs 2007 tarihli Referans gazetesinde yer alan yorumları CHP’nin ve gerçekleşirse “sol” birliğin yarışa ne denli iddialı girdiklerini göstermektedir.
Baykal buradaki yorumunda her şeyden önce yakın dönemde Türkiye’nin köklü değişimler gerçekleştirdiğini ve dünya ekonomisiyle bütünleşmek konusunda ileri adımlar attığını söyleyerek AKP iktidarını olumlamaktadır. Öte yandan, piyasalarda CHP’ye yönelik tedirginlik bulunduğu yönündeki bir soruya; “Kurallar belli. Piyasa ekonomisi gerçeğini değiştirmeye gerek yok” şeklinde yanıt vermekte ve Türkiye’de siyasetin piyasa ekonomisi kurallarını işletmesinin ötesinde, yeni bir rol üstlenmeye yönelmesini de engellemek gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca “siyasi bekleyişlere göre, her an yeniden tarif edilebilecek piyasa kuralları değil; açıkça konulmuş, belirli kurallar çerçevesinde bu işler işleyecektir. O yüzden kimsede tereddüt olmamalı” sözleriyle piyasaların CHP’den korkmamalarını kendilerinin de piyasalar için çalışacakları mesajını vermektedir. Öte yandan, yerli ve yabancı sermayenin teşvik edileceğini ve AB üyeliği konusunda da CHP’nin elinden geleni yapacağını belirtmiştir. Baykal, eğitim konusundaki çözümü de yine “piyasa ile işbirliği içinde bir eğitim reformu yapılmalı” sözleriyle özetlemiştir.
Görüldüğü gibi seçimlere giderken piyasaların karşısında kendilerini ihya edeceği iddiasında bulunan üç seçenek vardır. Bunlardan hangisinin ya da hangilerinin önümüzdeki süreçte sermaye için “kutsal” olan göreve nail olacaklarını 22 Temmuz da (maalesef) çoğunluğu emekçi ve yoksullardan oluşan halkımız belirleyecektir. Bu süreçte “gerçekten” emeğin yanında olan partilerin emekçiler adına ideolojilerine sahip çıkmaları ve piyasa rüzgarında yalpalamamaları gerekir. Kısa dönemde olmasa da orta ve uzun dönemde emeğin gerçek çıkarlarına sahip çıkan ve onun temsilcisi olan partiler kazanacaklardır. Zira, kapitalizmin ve dolayısıyla piyasaların tüm pislikleri hızla açığa çıkmakta ve emekçiler dayanışmanın gücüne yine sarılmak durumunda kalmaktadır. Bu süreçte emekçiler için güvenebilecekleri siyasal yapıların varlığı son derece önemlidir.
Özgür Müftüoğlu
www.evrensel.net