GERÇEK

GERÇEK

  • Bir hükümet düşünün ki Meclis’te 352 milletvekili olsun, ama 276 milletvekiliyle seçilecek cumhurbaşkanını seçemeyerek “siyasi kriz”e neden olmuş olsun! Bir hükümet düşünün ki sokakları, meydanları dolduran yüzbinler, onu protesto ediyor olsun!


    Bir hükümet düşünün ki Meclis’te 352 milletvekili olsun, ama 276 milletvekiliyle seçilecek cumhurbaşkanını seçemeyerek “siyasi kriz”e neden olmuş olsun! Bir hükümet düşünün ki sokakları, meydanları dolduran yüzbinler, onu protesto ediyor olsun!
    Bir hükümet düşünün ki emrindeki generallerden “muhtıra yemiş” olsun ve bu muhtırayı da pişkinlikle karşılamak zorunda kalsın!
    Bir hükümet düşünün ki anayasa değiştirmeye kalksın, değiştirmek için sayısı da yeterli olsun, ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırsın!
    Bir hükümet düşünün ki üç tarafından kuşatılmış olsun ve paldır küldür seçime gidiyor olsun!
    Bunlara, başka pek çok ayrıntı ekleyerek “Bir hükümet düşünün ki...” diye başlayan cümleleri çoğaltabilirsiniz.
    Ne yapar böyle bir hükümet?
    En azından halkın istediği şeyleri yapmaya; hiç olmazsa toplumun bir kesiminin karşı çıktığı şeylerden uzak durmaya çalışır.
    Ama yukarıda; “Bir hükümet düşünün ki” sözleriyle başlayan hükmet tablosunun ifade ettiği, AKP Hükümeti’dir ve AKP Hükümeti, köşeye kıstırıldığı durumda bile böyle davranmıyor. Tersine; o, son çeyrek yüzyıldan beri Türkiye’de en çok tartışmaya yol açmış bir konuda (dünyada da bu konu şiddetli tartışmalara yol açmaktadır) yasa çıkarıyor: “Nükleer santralların kurulmasıyla ilgili yasa”yı çıkarıyor, bunca patırtı gürültü içinde.
    Peki, aptal mıdır ki bu hükümeti oluşturan zevat; Türkiye’nin aydın kamuoyunun ve geniş bir toplumsal kesimin karşı çıktığı bir yasayı böyle bir zamanda, pratik bir değeri de olmadığı halde çıkarsın?!
    Belki, “Muhtıranın vurduğu darbenin sersemliğinden kurtulamadıkları için böyle yapıyorlar” diye düşünenler olabilir. Ama gerçeğin daha farklı olduğu anlaşılmaktadır.
    Seçimlerde çıkarılan yasa sayısına göre hükümetlere puan verilmediğine göre, AKP’nin bu yaptığından mantıklı bir tek sonuç çıkar: AKP Hükümeti, en başta nükleer santralcı yerli ve yabancı tekellerin, sonra da yerli ve yabancı en büyük sermaye çevrelerinin desteğini almak istemekte; her şeyden çok onların desteğine güvenmekte ve sıkıştırıldığı köşeden de onların inayetiyle kurtulmayı amaçlamaktadır. Onun için de onlara; “Bakın en zor durumdayken bile sizlerin çıkarları uğruna, servet ve teknoloji düşmanlığı yapan çevrecilerle, aydınlarla, meslek örgütleriyle, sendikalarla kapışmayı göze alıyorum. Bunu benden başka hiçbir parti yapamaz” demek istemektedir.
    Evrensel ve yazarlarının, değişik vesilelerle “AKP Hükümeti, gelmiş geçmiş en sermaye yanlısı, sermaye için en gözü kara kararlar alan hükümettir” derken ne kadar haklı oldukları, bu vesileyle bir kez daha ortaya çıkmış bulunmaktadır.
    Elbette ki AKP Hükümeti ve sözcüleri, çıkardıkları yasayı; “Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı var, eğer bu yasayı çıkarmazsak Türkiye birkaç yıl sonra elektrik sıkıntısı çeker” iddiasına ve nükleer karşıtlarını karşılarına almayı da “ülkenin geleceğini düşündükleri” palavralarına dayandırıyorlar. Ama konunun uzmanları; Türkiye’nin bugün asıl ihtiyacının, enerjide kendi öz kaynaklarına dönmesi ve çevreye zarar vermeyen enerji türlerinin geliştirilmesinde olduğunu söylüyorlar. Tersine, nükleer enerji ise Türkiye’yi en yüksek oranda uluslararası tekellere bağlayan özelliğinin yanında, aynı zamanda en pahalı enerji kaynağı olmasıyla da karşı çıkılan bir enerji çeşididir. Bütün bunların da ötesinde; kârdan başka bir tanrı tanımayan kapitalist zihniyetin, nükleer enerjinin güvenli olarak kullanılmasını önemsemeyeceği de bilinen bir gerçektir. Kapitalist firmaların, “en kısa yoldan ve en çok kâr” ilkesine göre hareket ederek çevre ve insanlar için yıkım getirecek sonuçlar doğmasına yol açmasını umursamayacakları ise ortada olan bir gerçektir.
    Yatağan’da termik santralın bacalarına filtre takmayan (pahalı olduğu için!); yıllardır Yatağanlılara ve yöre halkına duman solutan kapitalist zihniyetin, nükleer atıkları koruyacağına ve öteki “güvenlik” masraflarını karşılayacağına nasıl güvenilebilir?
    AKP, seçime giderken çıkardığı “nükleer yasa”nın hesabını da verecek!
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net