onlara barıştan büyük hediye yok

onlara barıştan büyük hediye yok

Anneler Günü gelip çattığında yüreği en buruk olanlar, şüphesiz evlat özlemi çeken anneler. Çocukları savaşın hangi tarafında olursa olsun; onlar için alabilecekleri en büyük hediye, duyabilecekleri en büyük müjde, barış ortamının sağlanması ve çocuklarına sağ salim kavuşabilmek.



Yine bir Anneler Günü geldi ve biz Anneler Günü’nün geldiğini reklamlardan ve televizyon ekranlarından anlıyoruz. Anneler Günü’nün gelmesi ile “annenin” televizyonda, gazetede ve sokaklarda hediyenin ötesine geçmeyen bir materyale çevrilmesi... Oysa gerçek yaşamda hiç düşündük mü annelerin ne istediklerini? Çocuklarının ölüm haberini almakla karşı karşıya kalan Barış Anneleri’nin ve asker annelerinin neler yaşadığını ya da 12 Eylül’de çocuklarını kurtarmak isteyen annelerin neler yaşadığını biliyor muyuz? Onlar neler istiyor, beklentileri nelerdir… Ya sokaktaki herhangi bir anne ne istiyor, çocuklarından neler bekliyor?..
Törelerin hüküm sürdüğü çoğu ilimizde, işi sadece çocuk doğurmak ve hamur yoğurmak olan kadınlarımız... Sizce onlar, yaşam için direnen insanlar, hediye mi istiyorlar? Buralarda hangi çocuk annesini sevindirecek bir tek taş yüzük alır ki?! Tezekli ellerine bir tutam çiçek vermekten başka...

Onlar çocuklarını istiyorlar
Barış Anneleri İnisiyatifi aktivistlerinden Güler Buğday, bir anne için en değerli olan şeyin onun çocuğu olduğunu belirtiyor. Kendisi gibi birçok annenin aynı acıyı paylaştığını söyleyen Buğday, “Binlerce anne için en değerli şey Anneler Günü’nde bu savaşın durdurulması, bir barış ortamının oluşturulmasıdır” diyor. Buğday, Anneler Günü’nde genellikle annelere hediyeler alındığını hatırlattıktan sonra, anneler için en değerli hediyenin barış ve kanın durdurulması olduğunu vurguluyor. Kendileri için paha biçilemez hediyenin barış ve kanın durması olduğunu ifade eden Buğday, evladın değerinin hiçbir şeyle ölçülemediğini belirterek, “Evlat annenin en değerli şeyidir” diye konuşuyor.
Lütfüye Gürbüz, kendisinin bir “barış annesi” olduğunu belirterek, çocuğunun hayatından endişe ettiğini ve bu nedenle de çocuklarının yanında olmasını istediğini söylüyor. Sözlerini, “Anneler Günü’nde biz çocuklarımızdan en azından yanaklarımıza konduracakları bir öpücük istiyoruz ve buna izin verilsin” diye sürdüren Gürbüz, Barış Anneleri olarak çift taraflı ateşkes için haftalardır Galatasaray Meydanı’nda oturduklarını, ancak daha kimsenin seslerine kulak vermediğini anlatıyor.
Anneler Günü’ndeki en büyük dileğinin, çocuklarına kavuşmak olduğunu dile getiren Gürbüz, hayattan çok fazla bir şey beklemediklerini de ekliyor. Ona göre, iş bulmalarından, rahat yaşamalarından daha önemli, çocuklarının yaşamlarından endişe etmeksizin yanlarında olması. Anneler Günü’nde bir anne olarak dile getirdiği en büyük temennisi ise özgür yaşamak adına her dilde, ırkta, dinde insanın kendini ifade edebildiği; dili, ırkı ve mezhebi farklı diye kimsenin ölmediği özgür bir vatan: “Demokrasi adına gerçekten kelepçelenmiş bir hukuk değil gerçek bir demokrasi istiyoruz.”

‘Baskıya rağmen çocuğumu kurtardım’
İnsan Hakları Derneği (İHD) kurucularından ve 12 Eylül’de çocukları için mücadele eden annelerden olan Şükriye Nazari, dünyasını çocukları üzerine kuran bir anne iken 12 Eylül’de sokaklara çıkan bir anneye dönüşmüş. Çocuklarına sahip çıkmak isterken İHD’yi kurana kadar ağızlarına silahlar dayandığını ifade eden Nazari, bunca baskıya karşı çocuklarını kurtardığını ifade ediyor. Yeni doğan bebekler için dünyanın çok kötü olduğunu ve gelecekten pek umutlu olmadığını vurgulayan Nazari, “Ben geçmişe göre şimdi çok iyiyim, çocuklarım sağlıklı ve mutlu” diyor. Ancak herkesin bir hayat sıkıntısı yaşadığına ve hayat koşullarının çok ağırlaştığına dikkat çeken Nazari, insanlar dışarıda aç ve sorunlarla boğuşurken mutlu olamadığını söylüyor.

Tek beklentileri birazcık saygı
İki çocuk annesi Didem Gez, çocuklarının belirli standartların üzerinde rahat bir yaşam sürdürmelerini isteyenlerden. Şahsına ait bir beklentisinin olamadığını, sadece çocuklarından biraz saygı görmek istediğini söylüyor.
Tarım Bakanlığı’nda çalışan ve iki çocuk annesi olan Sehergül Süsemcik, çocuklarının kendilerine ve ülkesine yararlı bireyler olmasını istediğini belirtirken, kendisine dair beklentisinin ise sadece saygı olduğunu dile getiriyor.
Üç çocuk annesi 70 yaşındaki Sakine Arın ise çocuklarının ve torunlarının mutlu, sağlıklı ve huzurlu olmasının kendisine yettiğini belirterek, “Onlar birbirinden ayrılmasın, ben çocuklarımdan başka bir şey istemiyorum” diye konuşuyor.
İki çocuk annesi ve çocukları için tek başına yaşam mücadelesi veren Aynur Bürüç, çocuklarının iyi bir meslek sahip olmalarını ve ülkesine faydalı bireyler olarak yetişmelerini istediğini söylüyor. Çevresine faydalı insanlar olduklarında kendisine de saygı ve sevgi duyacaklarını ifade eden Bürüç, “Ben çocuklarımdan huzurlu ve rahat bir yaşam istiyorum” diyor.

anneler gününün tarihçesi
Sümerlere kadar uzanan Anneler Günü ile ilgili kutlamalar, anaerkil düzenin hüküm sürdüğü tarihin ilk çağlarından bu yana İştar, Kybele, Rhea ve daha birçok yerel ve dönemsel tanrıça isimleriyle anılmış. Analık aynı zamanda, doğurganlık niteliğiyle, doğanın uyandığı ve yeniden doğduğu bahar mevsimi ile özdeşleşmiş.
Patriyarkal (babaerkil) düzenin yerleşmeye başlaması zaman zaman kutlamaların içeriğinin ve şeklinin değişmesine, hatta bazı dönemlerde gizli olarak yapılmasına sebep olmuş. Ancak kutlamalar kesintiye uğramamış; coşkulu kutlamalar ve sunularla bir gelenek halini alarak binlerce yıl kesintisiz olarak sürmüş.
Daha yakın tarihlere bakıldığında, günümüzden birkaç yüzyıl önce, 1600’lü yıllarda İngilizler arasında “Mothering Sunday” (Anneler Günü) adı ile lent döneminin dördüncü pazar günü kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. Zor koşullar altında yaşayan ve çoğu zaman çalıştıkları yerlerde barınan İngilizler bu özel günde izinli sayılır ve tüm günlerini evlerinde anneleri ile geçirirlerdi. Hatta biraz da Hıristiyan aleminin yortu geleneğinin de etkisiyle “mothering cake” adını verdikleri bir tür pasta adeti yerleşmişti.
Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasından sonra bu kutlama, onlara hayat veren ve kötülüklerden koruyan ruhani bir güç sayılan “Anneler Kilisesi”ni onurlandırmak amacıyla değişti. Zamanla kilise festivali Anneler Pazarı kutlamaları ile birleşerek, beraber kutlanmaya başlanmıştır.
Anneler Günü’yle ilgili ilk resmi kutlama önerisi, Amerika’da 1872 yılında Julia Ward Howe tarafından barışa adanan bir gün olarak tasarlanmış ve ilk defa Boston’da bir yürüyüş düzenlenerek kutlanmıştır.1907 yılında Philadelphia’da Ana Jarvis, annesinin ölüm yıldönümü olan mayıs ayının ikinci pazarının Anneler Günü olarak kutlanması için bir kampanya başlattı. Bir sene sonra Philadelphia’da kutlanan Anneler Günü, Ana Jarvis’in izleyenleri tarafından ulusal olarak kutlanmaya başlandı.
1911 yılına gelindiğinde Anneler Günü hemen hemen her ülkede kutlanmaya başlandı ve 1914 yılında ABD Başkanı Wilson tarafından resmi bir açıklamayla mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü olarak duyuruldu.
Böylece Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarının binlerce yıl önce başlattığı gelenek 20. yüzyılın başından itibaren dünya çapında kabul görmüş oldu.

Eylem Lodos
www.evrensel.net