bahardan payımıza düşen...

Cemrelerin hepsi düştü... Bahar geldi... İstanbul sıcak... Çocuklar serinliği boğazın kirli sularında arıyor... Sahile uzak olanlar ise en yakın refüje atıyor kendini!..



Cemrelerin hepsi düştü... Bahar geldi... İstanbul sıcak...
Çocuklar serinliği boğazın kirli sularında arıyor... Sahile uzak olanlar ise en yakın refüje atıyor kendini!.. Alan darmış, dört bir yanından vızır vızır araba geçiyormuş hiç önemli değil. Çünkü İstanbullu emekçiye kalan alan bu kadar.

Villa tuvaleti
İstanbul’da kişi başına 4.64 metrekare yeşil alan düşüyormuş. TEMA açıklamış, bir villanın tuvaletinden bile küçükmüş bu alan! Villa görmedik, karşılaştırma yapamayacağız. Ama biliyoruz ki o villaların hepsi ya orman alanlarını ya sahilleri ya da işte memleketin ne kadar güzel yeşil alanı varsa el koyduğu; bazen yok ettiği, bazen de etrafına dikenli teller geçirip kapattığı içindir ki bize kala kala otoyol kenarı üç karış çimenler kaldı. Ve biliyoruz ki Dubai kulesiydi, Galataport’tu, Haydarpaşa’ydı derken, geriye hiçbir şey kalmayacak!
O yüzden ki hazır daha zamanımız varken ailecek mangalımızı alıp kavşak ortası, üst geçit yanı demeden ilk gördüğümüz yeşile atıyoruz piknik sepetini... Sinema bize lüks neredeyse. Çocuğumuzu ve komşumuzu kolumuza takıp, otoyolun karşısında çekirdek çitliyoruz, araba seyrediyoruz beyaz perde niyetine!

Araba da yok park da...
Hafta içi çok kalabalık olan yol kenarı yeşillikler, hafta içi kadınlara kalıyor. Çoğu adını vermekten, fotoğraf çektirmekten kaçınıyor... Yaşlı bir teyze oğlu dışarı çıktığını öğrenir diye çekiniyor mesela. Biri genç biri yaşlı iki kadın, Okmeydanı yolunun kenarındaki yeşilliğe oturmuşlar, çekirdek yiyerek çocukları seyrediyorlar. Birkaç yıl önce tellerle çevrilerek insan girişine kapatılan bu alan, önce teller yırtılarak fiili şekilde pikniğe açılmıştı! Sonra halkı buradan uzak tutmanın bir yolu olmadığı, çünkü gidecek başka yer bulunmadığı anlaşılınca, kimse ses etmez olmuş.
Adının Viktorya olduğunu söyleyen bir kadın, mahallede park olmadığı için buraya geldiklerini anlatıyor. Ormanlara, piknik alanlarına neden gitmediğini ise “Arabamız yok ki nereye gidelim” diye açıklıyor. Yanındaki Necla Teyze de ayakkabılarını çıkarmış, ağrıyan bacaklarını uzatmış güneşe doğru. Sanki arkasında E-5, önünde Okmeydanı caddesi trafiği yokmuşçasına dinlenirken, toprakla oynayan torununu izliyor. Ne olur ne olmaz. Alanın bir adım ötesi otoyol. Çocukları gözden kaçırmamak lazım.

İşçilerin dinlenme mekanı
Biraz ileride oturan Mücevher Teyze de araç gürültüsünden rahatsız olmuyor mu diye soruyoruz. “Ne yapayım kızım usandım içerde kalmaktan” diyor. Bastonunu bir kenara atmış, bir yandan örgü örüyor bir yandan da üç genç kadınla sohbet ediyor. Kadınlar konfeksiyon işçisi. Bir saatlik öğle arasında kendilerini çimene atmışlar, yorgun ellerini dinlendiriyorlar. Malum, konfeksiyon mesaisi uzun, toprak ellerinin yorgunluğunu ne kadar alırsa kârdır. “Dikiyor musunuz” diye soruyor Mücevher Teyze onlara. “Dikiyoruz, akşama kadar dikiyoruz” diyorlar. “Emekliliğinize var mı?” deyince ise kadınlar gülüyor. Konfeksiyon atölyesinde ne arar sigorta! Biri “sigorta yapmak pahalıymış” derken, öteki “Bizim patron ekmek yiyemiyoruz diye ağlıyor” diye ekliyor gülerek. Mücevher Teyze de, “Benim gelinim de aynı vallahi. 10 yıldır çalışıyor. Sigortası olsa şimdiye emekli olacaktı” diye onaylıyor durumu.

Refüjde mangal keyfi!
Yola, Kağıthane’ye doğru giden geniş ana caddeden devam ediyoruz. Yine iki işçi öğlen molasında dinleniyor. Ekrem Yılmaz yolu seyrederken, İbrahim Coşar belinin ağrısı geçsin diye uzanmış sere serpe. Biraz ilerideki konfeksiyonda çalışıyorlarmış. “20 dakikamız kaldı, yemekten sonra buraya geliriz” diyor Yılmaz. “Dinleniyoruz biraz. İçerisi kapalı, rutubet çok fazla. Burada biraz hava alıyoruz. Belimiz de ağrıyor, onun içi uzanıyoruz” diye ekliyor Coşar da.
Onların hemen karşısında, işlek kavşağın ortasındaki refüjde ise mangal hazırlığı var! Üç yanları da yarışırcasına giden otomobillerle dolu, zor varıyoruz bu yüzden yanlarına. Dursun Kaya, eşinin getirdiği kömürlerle mangalı yakmaya çalışırken iki kızları da yerlere örtü sermekle meşgul. Diğer çocukları da okul çıkışı geleceklermiş. Trafik gürültüsünden bir türlü anlaşamıyoruz Dursun Kaya ile. Neden piknik için böyle bir alanı seçtiklerini sorduğumuzda, “Balkonda yapınca komşular rahatsız oluyor, başka yere gidecek arabamız da yok, burası yakın” diye açıklıyorlar. Gürültü fazla sohbete izin vermiyor. Mangal dumanının egzoza karışmasını izliyoruz.
Başka bir yol ayrımının ortasındaki manzara ise bu haberde son nokta! Sağından solundan trafik akan bir başka refüjün ortasında yorgan yapılmak için koca bir pamuk yığını serilmiş çimenliğe! Sahibi ortalıkta yok.
İstanbul’da emekçi halka ait alanların nasıl küçüldüğünü düşünerek ayrılıyoruz. Yarısı orman olan bir kentten bize bırakılan ot bu kadar işte! İlk cemre havaya, ikincisi suya, üçüncüsü toprağa düşünce gelirmiş ya bahar. Yakında bizim cemremizin düşeceği toprağımız kalmayacak bu kentte sanki.
Bahardan da payımıza düşen giderek azalıyor.

Elif Görgü
www.evrensel.net