Pırlanta; mutlu bir gün geçirmek

Hayatını birçok anne gibi çocuklarıyla var eden Çiğdem Akmaz da Anneler Günü için reklamlardaki gibi "şu kadarcık", parmak ucu kadar bir şey istiyor.


Hayatını birçok anne gibi çocuklarıyla var eden Çiğdem Akmaz da Anneler Günü için reklamlardaki gibi "şu kadarcık", parmak ucu kadar bir şey istiyor.
Eve haftada bir kez uğrayan, kendi deyimiyle "hayırsız" eşinin varlığıyla yokluğunun bir olması onu 10, 7 ve 1 yaşlarındaki üç oğluyla baş başa bırakmış. Tabii kira, elektrik, su faturası ve derya gibi geçim derdiyle de. Çocuklarına bakmak zorunda olduğu için düzenli bir işe de giremiyor. İki binaya merdiven silmeye bir de ev işine gidiyor ve ayda 200 YTL geçiyor eline. Aylık gider ise gelire göre "hesaplanamaz". Arada bir gelen belediye yardımları, Almanya'dan geldiğinde gıda harcaması yapan teyze, biriken kiralar zamanında yüz kızartılarak aranan kardeş ve bunların sonunda "sağdan soldan gelen yardımlarla geçinen" biri olmak ona en çok koyan şey: "Giderlerini kendi karşılayan biri olmayı isterdim. İnsanın zoruna gidiyor hani "belediyenin yardımıyla ayakta" deniyor. Niye millet beni hor görsün, öyle geliyor bana."
Yine de annelik baskın çıkıyor ve Akmaz, bir daha birikene kadar borçların bir akraba tarafından kapatılmasını sineye çekiyor. Kalbi gibi gözleri de dolan Akmaz "Çocuklarımı seviyorum. Onlar benim için her şey. Yoldan geçerken arabanın altına atayım kendimi diyorum ama çocuklarım beni ayakta tutuyor" diyor.
Oğlu en yakın arkadaşı
"Sinemaya, tiyatroya götüremedim hiç çocuklarımı. İçimde derttir bu" diyen Akmaz, başka aileler gibi pikniğe götürmek istiyor oğullarını. Geleceğe dair planlarında da çocukları var yine: "Sonuna kadar okumalarını, meslek sahibi olmalarını istiyorum. Öğretmen, subay olmalarını istiyorum. Dilenirim, mendil açarım yine de okuturum onları. Ben ev işine gittiğimde ortancası çok çekiniyor, annem niye ev işine gitsin, niye merdiven silsin diyor. Büyüğü çekinmez söyler."
Severek, kaçarak evlendiği eşinin alkol sorunları ve sorumsuzluğuna dayak da eklenince evlilik onun için cehenneme dönüyor, çocukları en yakın arkadaşı oluyor: "Böyle bir evlilik hayal etmemiştim. Ama kavun değil ki dibini koklayasın. Aldattı beni. Kafamı yardığını çocuklarım da gördü. Kirayı istediğimde küfür ediyordu bana. Babası bana vurduğunda büyük oğlum Salih, 'Anne üzülme' diyor. Kocam evin camlarını indirdi bir kere, Salih kırıkları benimle birlikte topladı. 'Anne büyüyünce sana bakacağım, seni her yere götüreceğim' diyor. Kendisini 60 yaşında hissettiğini anlatan Akmaz, üzüntüsünü "çocukları uyuyunca kendi kendine yaşıyor. Büyük oğlunun sürekli ilaç tedavisi gerektiren hastalığını "fakirlik kağıdıyla" tedavi ettirdiğini, onların istediği hiçbir şeyi yerine getiremediğini belirtiyor.
En büyük hediye…
Anneler Günü, Akmaz için sıradan herhangi bir gün. Pırlanta reklamlarını hatırlatarak nasıl bir anneler günü hediyesi hayal ettiğini soruyoruz, "O bizim hayatımıza uzak. Ben pırlanta filan istemem. Sağlıklı olalım yeter" diyor. Kendi için bir şey hayal etmesi zor; yine çocuklarını düşünerek "şu kadarcık" bir anneler günü hediyesi istiyor kendine: "Rahat olmak isterim. Yani her kapı çaldığında, ev sahibi her an gelecek, yine bana neler söyleyecek diye düşünmemek isterim. Borçlu korkusu olmasın. Huzurlu bir ortam olsun. Tek istediğim şey de o." (İstanbul/EVRENSEL)
Süslü olsun annem

Akmaz'ın büyük oğlu Salih, annesine takı seti almak istiyor: "Takı seti isterdim, her şeyi içinde kolyesi molyesi… Pembe renk olurdu" diyor. Sebebini ise kendince şöyle anlatıyor: Süslü olsun annem, ondan sonra güzel, sevimli. Annem iyi ve güzel bir kadın. Annemi çok seviyorum. Yüzük gibi bir şeyler almak isterim ona."
Özge Kuru
www.evrensel.net