KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Geçtiğimiz günlerde askeri cenah tarafından internet aracılığıyla yayınlanan ve herkesin kendi kavlince muhtıra, bildiri,


    Kirvem,
    Geçtiğimiz günlerde askeri cenah tarafından internet aracılığıyla yayınlanan ve herkesin kendi kavlince muhtıra, bildiri, post modern darbe diye niteleyip yine kendi meşrebince çerçevesini çizmeye çalıştığı bu “gece yarısı operasyonu”nun ardından, şu sıralar milletçe hiç beklemediğimiz bir anda zıpkın yemiş karagöz balığı misali acıyla kıvranıp debelenip dururken, aynı zamanda da içine düştüğümüz bu “nahoş” durumdan tez elden acaba nasıl sıyrılırız hesaplarına dalıp kara kara düşünmeye başladık netekim…
    Aslında zaman zaman şu ya da bu mesele nedeniyle başımız sıkıştığında her defasında tuhaf bir savunma refleksiyle illa da bir “muz cumhuriyeti” olmadığımızı kendi kendimize tekrarlamakla yetinmeyip, ayrıca bir gıdım daha da ileri giderek, mazisi bunca yıllık bir imparatorluğa dayanan “devlet geleneği”nin yanı sıra, keza yedi düveli haklayıp peşinden “kanla, irfanla” kurduğumuz cumhuriyetimizin de seksen yılı sollayıp geldiği zaman içinde, önceleri “on beş milyon genç” yaratıp, nihayet elhamdülillah yetmiş milyonu aşan nüfusumuzla gerek Ortadoğu coğrafyasında gerekse dünya ahvalinde fevkalade “hassas” jeopolitik konumumuz nedeniyle elalemin “kem” gözlerinin üzerimizde sinsice odaklandığını, dolayısıyla “milli birlik beraberlik” ruhuyla yaşamamız gerektiğini ezberleyip durduk ama, beri taraftan ortada fol, folluk, yumurta yokken “hafta sekiz gün dokuz” deyiminin sanki hakkını verircesine ha babam “cumhuriyet bekçiliği”ne soyunarak kendi bindiğimiz dalı kesip, bizatihi cumhuriyetimizin gölgesinde yeşermeye çalışan “demokrasi”mizi de tırpanlamayı nedense hüner belledik…
    Sonra?
    Sonra avazımız çıktığı kadar hep aynı nakarat:
    “ Muz cumhuriyeti deülük!!!”
    Tamam! Amenna, bir zamanlar güney sahillerimizde, özellikle de şirin beldemiz Anamur’da yetişen mis kokulu, minik, benekli enfes muz ağaçlarımızın köküne kibrit suyu döküp, daha sonraları da içecek doğru dürüst bir tas ayranımız, yiyecek yavan, yağsız çökelek peynirimiz yokken, hatta halkın çoğunluğu buna benzer “nimet”leri bulmak için taklacı güvercinlere taş çıkartacak türden taklalar atarken, hani sırf dostlar alışverişte görsün havalarında ithal ettiğimiz azman, tatsız-tuzsuz “çikita” muzlar sayesinde elaleme bir bakıma gari bir muz cumhuriyeti olmadığımızı bu davranışımızla evvel Allah kanıtlarken, beri taraftan önceleri sayıları yetmiş iki buçuk milletken, zamanla toplamı iki yüzü geride bırakan “Milletler Camiası”nda hangi milletlerin henüz “sınıf atlama”yı bir türlü beceremeyip; muz, ananas, şalgam, turp ya da kereviz kulvarlarında hâlâ tökezleyip durduklarını bu teknoloji furyasında hep beraber izleyip durduğumuz şu günlerde, yine nedense sıkça dillendirdiğimiz bunca yıllık bir devlet geleneğinin ardından bugün darbe, beriki gün muhtıra, balans ayarı gibi “huruç”larla eloğluna karşı bir muz cumhuriyeti görüntüsü vermeyi gerçekten de içimize sindiremiyorsak, o zaman özüme göre şapkalarımızı, kasketlerimizi, külahlarımızı, berelerimizi yeni baştan önümüze koyup düşünmemiz galiba şart mı ne!
    Nitekim işte mal meydanda zo!
    Halat çekme oyununa başladık bile!
    Bir tarafta sözde “laik”ler, beri tarafta güya “şeriat”çılar tüm gücümüzle halata asılıp duruyoruz! Aslında bu kafa yapısıyla, bu bilek gücüyle karşılıklı kutuplarda çekiştirilen halat tam da ortasından ansızın koptuğunda milletçe affedersiniz ama, galiba hep beraber kıç üstü şapa oturacağız ama, o zaman iş işten geçmiş olacak, yani yakim hem şiş yanacak hem kebap!
    Öyleyse?
    Öyleyse gerisi haftaya Kirvem…
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net