SÖZ OLA, TORBA DOLA

  • Öffff be, ne günlerdi onlar öyle. Ülke sarsıldı, cumhuriyet sallandı, yer gök yarıldı neredeyse. Bir yanda gazetelerin ilk sayfasından taşan, televizyonların tüm haberlerini kaplayan cumhuriyet tartışmaları, bir yanda gazetelerin arka sayfalarını şişiren, televizyonların spor haberlerini pişiren ikinci cumhuriyetçilerin kavgaları.


    Öffff be, ne günlerdi onlar öyle. Ülke sarsıldı, cumhuriyet sallandı, yer gök yarıldı neredeyse. Bir yanda gazetelerin ilk sayfasından taşan, televizyonların tüm haberlerini kaplayan cumhuriyet tartışmaları, bir yanda gazetelerin arka sayfalarını şişiren, televizyonların spor haberlerini pişiren ikinci cumhuriyetçilerin kavgaları.
    Cumhuriyet ülkesinde cumhura başkan seçilmesi aşamasında ayağa kalkan halk, gül gibi adamın başbakanlığına, bakanlığına ses çıkarmazken cumhura başkan olacağı sırada yeri göğü inletiverdi. Ülkeye ve de laik olanlara layık olmadığını düşündüğü gülü geri verdi. Boşuna dememişler, “Güle hoş bu diyemem ona hıh hıh demeden” diye. Yani, güle güzel kokuyor denilemezmiş onu koklamadan. Belki de kokusunu bilindiği için istenmedi.
    Evlilik sözleşmesiyle okulundan ettiği on beş yaşındaki kız çocuğunu, devletin kurallarına karşı çıkma uğruna evlendikten sonra okutmaya kalkan, onun için devletini Avrupa mahkemelerine veren birinin kokusu iyi alınmış olmalı ki daha ötesi için bir kırmızı kart çıkarılıverdi. Bu koşullarda edindiği karısı için, “Eşimin türbanı bireysel tercihtir, saygı gösterin” buyuran milletin vekili, laik devletin bakanı, cumhurun başkan adayı laikliğin hem toplumsal, hem ulusal ve hem de yasal bir seçim olduğunu görmezden ve önce ona saygı gösterilmesi gerektiğini bilmezden gelmekten de çekinmedi. Kuşkusuz bu düşüncenin düşüncesizlik olduğu düşünülemez. Öyle düşünmek gerçekten düşüncesizce bir düşünce olur.
    Şu Cumhurbaşkanlığı seçimi ne işler açtı ulusun hem de devletin başına. Hem de ne gülünçlükler. En gülüncü de sunulan gülün geri verilmesi için her yolu deneyen anadan muhalefet parti başkanının, “kafanın dışı değil, içi önemli” demesiydi. Bunu duyanlara da bir kal geldi ki sorma gitsin, herkes Bay Kal oluyordu neredeyse. Kafanın dışını yaratanın, içi olduğunu düşünürdüm oysa. Aşık Veysel demiş ya, “koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa” diye. Kafanın içiyle dışı birlikte gezdiklerine ve de gezeceklerine göre fikir de aynı zikir de.”Dervişin fikri neyse zikri de odur” diye boşa dememişler.
    Yoksa... Evet yoksa... Baykal,“kafanın dışı değil, içi önemli” derken başka bir şey mi mi anlatmak istiyordu yoksa? Yok o zaman kal olmam yani. Bırakın ben bir düşüneyim. Çünkü, bu düşünceyi de düşüncesizlik olarak görmenin gerçekten düşüncesizlik olacağını düşünmek hiç de düşüncesizce bir düşünce olmayacaktır. İyi düşünebilmiş miyim?
    Ondan da gülünç olanı ise, nasıl olacağına bir türlü karar verilemeyen seçimin sözde ilk turunda 367’ye inanmayan ama bulmak için de atmaca gibi çevreyi kollayan Meclis başkanının görüş alanına giren,“CHP milletvekillerinden altısı oy verme işlemini denetlemek için genel kurul salonuna kafalarını uzatınca yoklama tutanağına geçivermiş” olmalarıydı.
    Milletin halkçı vekillerinin böyle bir eylemde bulunmalarını düşüncesizlik olarak düşünmenin gerçekten düşüncesizlik olduğunu düşünmek düşüncesizlik olmaz diye düşünüyorum. Öyle değil mi ama?
    Siyasal alanda böylesi çalkantılar olurken, spor kimsenin umurunda değil de ayaktopu oyunu alanını sınırlayan çizgilerin dışında kalan bölümünde olaylar aldı başını gitti, kendine ayrılan sayfaların da dışına taştı. Cumhuriyet içinde olduklarını unutup kendi cumhuriyetlerini kurmaya kalkanlar ve başka bir ikinci cumhuriyetçi akımı yaratanlar, bu yüzden de ikinci ikinci cumhuriyetçiler olarak anılacak olanlar, bir başka kulübün, takımın yandaşlarına kol sallayan başkanınca bölücü olarak nitelendirilenler, kulüpleri adına ortalığı dağıtmaya kalktılar. Kupadan elendikten sonra neredeyse ikinci cumhuriyeti ilan edercesine devletin kurumlarına karşı çıkmakla kalmayıp bir de onları yok sayınca kendi liglerini kurmaya dek götürdüler işi. Başkanları, asbaşkanları, ikinci başkanları, başkan vekilleri açtılar ağızlarını gözlerini yummaya bile gerek görmeden.
    Sonuçta, cumhurun başkanı olmasına yasak getirilen adama yapıldığı gibi, aslı, astlı, üstlü her tür başkana da yasak konunca, yelkenleri indirmek, durgun suda kürekle yetinmek zorunda kaldılar. Belki de son büyük karşılaşmada minik kanaryanın koca kartalı ham yapmasının, mutlu son yolunda biraz daha üstünlük sağlamasının etkisi oldu bu durulmada. Düşünmek bile istemiyorum; ama eğer yenilseydi minik kanarya, gerçekten ikinci cumhuriyet kurulurdu. Bunun için her tür hazırlık yapılmıştı bana göre. Kupadan elendiklerinde yapılan gösteriler, konunun daha önceden çalışılmış olduğunu ve yineleneceğini gösteriyordu. Yapılan bu eylemi de düşüncesizlik olarak düşünmenin gerçekten düşüncesizlik olduğunu düşünmek; hiç de düşüncesizlik olmaz diye düşünüyorum bir kez daha.
    Bilmem düşündüğümü düşündürebildim mi. Ne yapayım ben de böööyle uzun uzun düşünüyorum işte.
    Düşünüyorum öyleyse......
    Üstün Yıldırım
    www.evrensel.net