14 Mayıs 2007 00:00

Öğretmen adaylığı ve karmaşa

Cumhurbaşkanlığı seçimi, futbol filozofluğu tartışması, magazinsel foks’lanma ve diğer günübirlik insana yaramaz, antisorgulamacı, antiörgütlendirici siyasi ya da toplumsal başı boş gündemlerin ardından bir de sanal, elektronik muhtıra ya da darbe gerginliği nedeni ile yine her zamanki gibi eğitim mağdurları unutuldu.

Paylaş

Cumhurbaşkanlığı seçimi, futbol filozofluğu tartışması, magazinsel foks’lanma ve diğer günübirlik insana yaramaz, antisorgulamacı, antiörgütlendirici siyasi ya da toplumsal başı boş gündemlerin ardından bir de sanal, elektronik muhtıra ya da darbe gerginliği nedeni ile yine her zamanki gibi eğitim mağdurları unutuldu. Şayet oturmuş, sürekli güncellik istemeyen bir eğitim sisteminiz varsa sadece eğitim-öğretimin açılışı, yarı yılı ve de yıl sonu etkinliklerini, öğretmen-öğrenci ve ailelerle birlikte egemen varlıkla beraber kutlama haberleri izlenebilir gönül rahatlığı ile. Ancak sürekli değişen, milli eğitim bakanının şahsi, ya da ideolojik kaygılarının ön plana çıktığı bir yapıda ise eğitim sisteminiz, gönül rahatlığı yerini hüzne, acıya, çaresizliğe bırakır.
Zaten acı, hüzün ve çaresizlik gibi duygular üniversite yıllarında doğal olarak öğrenilir. Her ay, emekçi aileden gönderilen paraların çabucak tükenmesinin çaresizliği, düzenli olarak verilmemesine rağmen, bilinçaltlarına “hayır bu ay kesin aybaşı yatar” düşüncesinin kazındığı ancak sonucun asla şaşmadığı Başbakanlık kredisi ile geçinmeye çabalamanın acısı ve arkadaşlardan borç harç alarak günü geçirmenin hüznünü yaşamanın tek getirisi; kazanılan dostluklar, birlik ve beraberlik, örgütlü mücadeleye olan inançtır. Burada emekçi mantıkta olan eğitimci kesime ait olmayanların yaşamadıkları maddi ve manevi zorluklara değinmeye gerek yok, çünkü işçi Mehmet Emmi 1 Mayıs’ta yanında öğretmen adayı oğlu Hasan’la coşku ile umut ile hak için yürürken diğer kesim, evlerinin balkonlarında çekirdek çitleyerek duygusuzca onları izlerler. Yaşadığımız memlekette sorunlar sanki emekçi cephe için yaratılmıştır ve bu nedenden dolayı da geçmiş yıllardan beri katlanarak artar öğretmen olmayı bekleyenlerin sayısı. Memleketimizde, “gemisini kurtaran kaptan olursan alkışlanırsın” mantığının aşılandığı, halk adına mücadele etmenin her seferinde engellenmeye çalışıldığı bir dönemde yaşadık ve yaşıyoruz.
İktidar partisinin milletvekillerinin doğdukları şehre, amacın sadece şehre ekonomik canlılık kazandırmak olduğu için ihtiyaçtan fazlası bölümlerle üniversiteler açıldı. Milli Eğitim Bakanlığı Fransızca, Almanca öğretmeni almıyordu ama, olsundu, umut için sarf edilen emekler şehrin dolmuşlarını doldururdu. İktisatçılar, işletmeciler, ziraatçılar yaşadıkları işsizlik sonucu ruhlarını kaplayan hüzünle şair olmak zorunda kalıyordu, ama olsun memleketin okumuş sayısı artıyordu. Gereksiz yere açılan, bilimsellikten uzak üniversite bölümlerinde uzmanlaşan mezunlar kimliksizlik ve ruhsal bozukluklarla uğraşmak zorunda kalıyordu, ama olsun bu durum bir sonraki seçim için malzeme hazırlığıydı.
Sanki yıllar öncesinden planlanmış gibi, yüzbinlerce öğretmen adayı olduğu halde, alınan öğretmen sayısı her atama döneminde yirmibinlerde kalmış ve bu sayının büyük çoğunluğu da imam hatipçilere, ilahiyatçılara ayrılmıştır. Hayrına(!) okul, üniversite açan patronlarımız da öldü, artık kim kendi adına eğitim evi açacak bilemiyorum.
Emeğin, emekçinin kazanacağı günler yakındır ve emekçi kendisine neyin lazım olduğunu bilir. Yeter ki ekmek ve hastane kuyruklarında bekleyen halk “kaynak yapanlara” verdiği tepkiyi siyasetçilere de versin.
Sefa Yalçıntekin/Fransız filoloğu, sınıf öğretmeni, Türkolog, internet kafeci
ÖNCEKİ HABER

Göstermelik kurslar değil iş istiyorlar

SONRAKİ HABER

Mevlüt Çavuşoğlu-Nadia Murad görüşmesinden iki farklı tweet

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa