Bireysel yeteneklerle...

Ligin bitimine 2 hafta kala şampiyonluk düğümü çözüldü. Futbol açısından vasatı aşmakta zorlanan şampiyonluk adayları içinde, kadrosunda skora etki edebilme yeteneği olan oyuncu sayısı diğerlerine göre daha fazla olan Fenerbahçe ipi göğüsledi.


Ligin bitimine 2 hafta kala şampiyonluk düğümü çözüldü. Futbol açısından vasatı aşmakta zorlanan şampiyonluk adayları içinde, kadrosunda skora etki edebilme yeteneği olan oyuncu sayısı diğerlerine göre daha fazla olan Fenerbahçe ipi göğüsledi. Başka bir deyişle, mutlu sona, vasatların içinde oyuncu kalitesi en yüksek olan takım ulaştı. Sarı-lacivertli ekibin, koca sezon boyunca, tatmin edici oyun sergilediği, sağlı sollu ataklarla rakibini 90 dakika mahkum edip adam akıllı hırpaladığı bir maçını hatırlamak zor.
Galibiyetlerinin çoğunda, bireysel çabaların, bireysel parlamaların rolü büyük. Yüksek tempoyla mücadele ve pres yaparak rakibe oyun kurma fırsatı vermeme gibi çağdaş futbolun en önde gelen 2 özelliğinden de yoksun bir ekibin bu kadar rahat biçimde şampiyonluğu kazanması, bir bakıma ülkedeki futbol düzeyinin de göstergesi. Avrupa’nın üst düzey takımlarının sergiledikleri oyunla kıyaslama kabul etmeyecek kadar zayıf bir oyun, Türkiye’de şampiyonluk için yeterli olabiliyor. Bu gerçek, “Avrupa’da niye başarılı olamıyoruz?” sorusunun yanıtı aynı zamanda. Sezon başında yöneticilerin dillerinden düşürmediği iddialı Avrupa hedeflerini gerçekleştirmenin bu futbolla ne kadar olanaksız olduğu bir kez daha görüldü. Yönetici dedik de, tabii onların da şampiyonluktaki hakkını unutmamak lazım. Onlar da en azından sahada mücadele eden futbolcular kadar saha dışında çabaladılar, koşturup ter döktüler. Maçlardan sonra, federasyon, hakemler, rakipler hakkında atıp tutmak, kışkırtıcı konuşmalar yapmak, yeri geldiğinde şantaja ve tehdite başvurmak o kadar kolay mı?!.
Kötü sonuçların ardından ağızlarına uzatılan her mikrofona öfke, nefret ve kin kusan yöneticiler şimdi zafer sarhoşluğu içinde çevrelerine gülücük dağıtıyorlar. Daha 2 hafta önce çekilme tehdidinde bulundukları ligin şampiyonu ne de olsalar. Futbol dışı tezgahları işin içine sokmaktan, kendilerini şampiyonluğa götürecek her türlü pis yolu denemekten dolayı rahatsızlık ve pişmanlık duymak bir yana, son derece gururlu görünüyorlar.
Bu kompleksin sonu yok
85. dakikada atılan bir beraberlik golüyle gelen şampiyonluk da bu vasat tabloya uydu. Şampiyonluk sevinci kadar, şampiyonluğun elde edildiği maçta galibiyet alamamanın, yenilgiden son anda kurtulmanın burukluğu göze çarpıyordu. Fenerbahçe şimdi önümüzdeki hafta sonu Ali Sami Yen’de Galatasaray’ı yenerek şampiyonluğunu taçlandırmaya ve burukluğunu üzerinden atmaya çalışacak.
Bu arada taraftarlar, şampiyonluğu kutlama gösterilerinde, G.Saray’a ve Beşiktaş’a yönelik küfürlü tezahüratlarda bulunmaktan geri durmuyorlar. Bu üç kulübün taraftarları nasıl bir kompleksin esiridir, anlamak mümkün değil? En mutlu günlerinde bile birbirlerine küfür etmeden duramaz mı bunlar? İlla bir gerilim yaratıp insan gibi sevinenlerin keyiflerini kaçıracaklar. Bunlar yarın öbür gün Şampiyonlar Ligi’nde şampiyon olsalar, bunu da yine birbirlerine küfür ederek kutlarlar(!).
Kin ve nefret futbolla iç içe
Beşiktaş’ın da etkisiz futbolu hep, “Tigana yeni bir takım kuruyor”, “Tigana takımı gençleştiriyor” gibi söylemlerle hep kamufle edilmeye, dikkatlerden uzak tutulmaya çalışıldı. İte kaka aldıkları galibiyetlerle bugünkü yerlerinde bulunmaları bile önemli bir başarı aslında. Onları bitiren ise Bursa’nın gazabı oldu. Bütün bir Bursa kenti, 2003-2004 sezonunda küme düşmelerinin sorumlusu olarak gördükleri Beşiktaş ile hesaplaşmak için bu maçı bekliyordu. Dolayısıyla motivasyonları en üst düzeydeydi. Bu koşullar altında Beşiktaş’ın hiçbir varlık gösterememesi ve sahadan sezonun en ağır yenilgisiyle ayrılması kimseyi şaşırtmadı. İntikam kararlılığı, futbolcuların tişörtlerinde ve skorborddaki, “hesap görüldü” yazılarında kendini gösterdi. Kin ve nefret artık futbolla daha bir iç içe. Futbolu, sorun yaratma aracı haline getirmekte doğrusu üstümüze yok. Şimdi bakalım İstanbul’daki ilk Beşiktaş-Bursa maçında neler olacak? Geri ve yoz spor kültürü işte böyle, kentler, takımlar arasında “kan davaları” yaratabiliyor.
Bursa polisinin açıklaması da çok ilginç. Beşiktaş kafilesinin şehre girişi ve çıkışı ile maç sırasında hiçbir olay yaşanmamasını memnuniyetle karşılamışlar. (Küfür ve hakaret çoktandır ciddi bir olay sayılmıyor zaten) Ardından da tabii maçı olay çıkarmadan izledikleri için Bursalı taraftarlara övgüler... Binlerce polis, İstanbul’dan gelen takviye polisler, Beşiktaş’ın özel güvenlikçileri ve yüzlerce jandarmayla alınan olağanüstü önlemler var, üstelik de Beşiktaşlı taraftarlar yok. Böyle bir ortamda polis ne gibi bir olay çıkmasını bekliyordu ki? Herhalde Beşiktaş sahadan galip ayrılsaydı, Bursa’dan bir halk ayaklanmasının filan başlayacağı sanılıyordu.
İkincilik mücadelesini sürdüren Galatasaray’ın da durumu parlak değil. Sivas’ta son dakikada yedikleri golle beraberliğe razı olunca, Beşiktaş’ı yakalama fırsatını teptiler. İstikrarsızlığın en büyük nedeni, Gerets’in ideal 11 arayışını sezon boyunca sürdürmesi. Sezonun tamamlanmasına 2 hafta kaldı ama Gerets’in kafasında ideal bir 11 olup olmadığı hâlâ şüpheli. Sarı-kırmızılı ekibin kalitesi ve kapasitesi sınırlı kadrosuyla sezonu ikinci bitirmesi, geçen seneki şampiyonluk kadar değerli olur. Bunun yanı sıra hafta sonu oynayacakları derbide, şampiyon takımı yenerek, hem ikincilik umutlarını sürdürme hem de sezon boyunca yaşadıkları üzüntüleri unut(tur)ma fırsatları var. Bakalım bunu kullanabilecekler mi?
Anadolu bu fırsatı bir daha bulur mu?
Zirve yarışının gediklileri olan İstanbullular puan kayıpları açısından son yılların en bonkör sezonunu yaşasalar da ilk 3 sırada yine onlar var. Oysa Anadolu takımları açısından, ciddi bir sıçrama yapabilmeleri için son derece uygun bir sezondu. Biraz istikrarlı olmayı başarabilen bir Anadolu takımının zirve yarışında yer alması işten bile değildi. Ancak V.Manisa, Trabzon, Kayseri, G.Birliği, Konya gibi zaman zaman umut veren takımlar, bunu istikrarlı bir grafiğe dönüştüremeyince, yarışı sürdürmek yine klasik 3’lüye kaldı. Acaba, Anadolu takımları, lige damgalarını vurabilmek için bir daha böyle uygun bir sezon bulurlar mı?..
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net